Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol
Sedat Dörtkardeş

Gittin

Aile toplumun en küçük yapı taşı. Değerler ve sabır üzerine oluşmuş,  zamanla değişen, zamanla herkesin bakışı farklılaşan bir yapı.   Farklı özelliklere sahip iki bireyin bir araya gelerek oluşturduğu aile, temelinde güven olan sağlam temellere oturtulmalı.

Kocaman hayaller kurularak başlayan evlilik, her zaman istediğimiz gibi gitmeyebilir. Evliliklerinde sorun yaşayan aileler tarafından en çok kurulan cümle ‘Evliliğimizde heyecan bitti.’  İnsanlar aynı evin içinde yaşamaya başlayınca farklılaştıklarını düşünür.  Başlarken her şey tozpembe başlar. Kesinlikle tanıdım. Evleneceğim insan deriz. Sonra ne olur da her şey değişir.

Yalnızdım, yapayalnız yığılıp kalmıştım o köşede, binlerce parçaya bölünmüştüm gittiğin gün. O koltukta anlamsızca bakıyordum etrafa. Evimizdeydim. Sanki ilk defa görüyormuşçasına inceliyordum her yeri… Yalnızca bakıyordum, göremiyordum. Damarlarım çekilmiş, hareket edemiyordum. Bir eşya gibiydim adeta… Beynimde binlerce sen hangisini düşünmeye başlamalıydım. Beynimin ‘Yeter!’ diye yankılanarak gelen sesi vardı kulaklarımda.

Dünyaya seslenmek, öylesine seslenmek istiyordum ki…

-‘Ben yanıyorum dünya! Sen duymuyorsun.’

Yanan yüreğim sanki güneşten daha yakıcıydı. Perdeyi delip geçen güneşi hissetmiyordum. Gece olsun istemiyordum. O yıldız yine gökyüzünde olacak. Hani senin benden uzak olduğun gecelerde seni onda gördüğüm o yıldız var ya…

Şimdi nasıl ona bakacaktım?

O koskoca gökyüzünden yine bana gülümseyecek mi?

Ah onunla ettiğim sohbetler…

Ben konuşurdum o dinlerdi. Bir bulut gelip de aramıza girdiğinde nasıl da kızardım. Sanki dostmuş gibi anlatırdım her şeyimi kaygısızca, anlamsızca…

Beni nasıl böyle ansızın bıraktın? Şimdi nasıl sokağa çıkar, geçtiğimiz yollardan geçerim? Evde her şey sendin sanki… Derin bir nefes aldım kokun geldi burnuma. Bu koku da beni bir gün terkedecek. Kim bilir?

Seni böyle  uğurlamamalıydım sessizce… Böyle mi kalacaktım? Ayaklarım kırılmış gibi hareketsiz, Yüreğim ağırlaşmış, taşıyamıyorum.

Paramparça olmuş bir kristal vazo gibiyim…

Boşanma davası sonunda adliye çıkışı çoğu insanın hissettiği bu duygular ne kadar çok sevsek de değişsek de evliliğin tek taraflı olmadığını da anlatıyor.

Aynı evin içinde uyumlu olmak önemlidir. Evlilik bizim davranışlarımızda değişiklik yapmasın diye direnç gösteririz. Aslında bu direnç evliliğimizin çatırdamasına neden olur.  Davranışlarımızı değiştirmemek konusunda kararlı davranırız. Bir üstünlük çabası başlar, sözümüzü dinletebilme hazzını yaşayabilmek için eşimizi kırar dururuz. Söylenen her olumsuz söz, eşimizle aramızda uçurumlar açılmasına neden olur. Bir de aileler ve arkadaşlar devreye girince kafalar iyice karışır. Herkes bir taraftan çeker. Bu aileyi daha zor bir duruma sokar.

Oysa ki;

Evlilik baştan sona değişmek değil, karşı tarafın istediği gibi olmak hiç değildir. Evlilik bir arada yaşamaktır. Belli kurallar çerçevesinde en başta saygı duyarak başlamalı. Arkadan gelen sevgi daha güçlenir ve evliliği sonsuza taşır. Som aşkın içine bulanmış körü körüne sevgiyle başlayan evlilikler monotonlaşınca en yüksek tahammülsüzlükler yaşanır. İletişim kazaları birbirini izler. Her iki taraf için Sözel şiddet başlayınca oturup bir düşünmek gerekir. Biz ne yapıyoruz objektif bakabiliyor muyuz? diye.   İşte tam bu sırada Aile Danışmanı devreye girer. Evliliğimizle ilgili önemli kararlar almadan aile danışmanına başvurmak hayati önem taşır. Objektif bir bakış açısına ihtiyacımız olduğu anda bir uzmana danışmadan verilen çoğu karar pişmanlıkla sonuçlanmıştır. Bu kararlar sonunda gururun engeliyle karşılaşmış ve  dönüşü mümkün olmayarak boşanmayla sonuçlanmıştır.

Unutmayalım ki;

‘Bu evliliği kimse kurtaramaz.’ diyen birçok insanın evliliği aile danışmanları sayesinde daha sağlam temellere oturtulmuş ve sorunsuz bir şekilde sürdürülmüştür.