Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Görmezden geldiklerimiz

Çağın sorduğu bir soru var: Mültecilik.

Biz bu soruyu insani ve İslami açıdan nasıl değerlendiriyoruz? Ya da değerlendiriyor muyuz, değilse görmezden gelmeyi mi tercih ediyoruz… Bazen hiçbir şey yapmamak da büyük bir hata ve sorumluluktur. Gözlerimizi kör eden tüm algıları yıkarak sokağımıza, şehrimize, ülkeye ve dünyaya bir daha bakalım.

Mülteci dediğinizde toptancı bir anlayışla “Suriyeliler” diye söze başlayan şeytani aklı kınıyorum. Bununla birlikte 3 buçuk milyon göçmen mazlum kişiye kucak açan Türk halkını alkışlayarak bir hakkı teslim edelim. Çağın sorduğu bu soru üzerinden öncelikle siyasi irade ve sonra halkımız ak alınla tarihe geçecektir. Sekiz senedir yanan Suriye ateşi içinde zulümden kaçan insanlara toprağını açan, ekmek-aş veren halkımız, seküler dünyanın bitmiş vicdanına kıyasla gerçek bir duruş sergiledi. Bu duruş atamızdan bize geçen kolektif hafızanın bir parçası ve esasında İslami anlayışın bir yansımasıdır. Geçmişimizde din, ırk ayrımı yapmadan tüm mazlumlara merhamet kapısı açık olan bir Osmanlı tecrübesi var.

Halkımızın kahir ekseriyeti göçmenlerin ülkeye kabulünü doğru buluyor. Buraya kadar her şey çok güzel fakat asıl iş bundan sonra başlıyor… Göçmenlerin topluma uyumu noktasında geliştirilecek politikalar devletin icraat alanına giriyor. Biz bu yazıda toplumsal duyarlılığı tartışıyoruz. Net olarak ifade edeceğim öz cümle; toplum olarak göçmenler için bireysel çabalar ortaya koymaktan aciziz. Bu insanlar ülkemize geldiler, peki bundan sonra bütün sorumluluk devlette midir? İnsani açıdan bana, bize düşen bir şeyler yok mu? Gönüllülük faaliyetleriyle bu insanlar için ne yapabiliriz? Yokluk fakirlik içinde perişan olan, psikolojik travmalar geçirmiş, şiddetin her türlüsünü görmüş bir kitle var karşımızda. Bu derin problemin içinde asıl göremediğimiz annesini-babasını kaybetmiş yetim veya öksüz binlerce çocuğun varlığı. Bu insanlara gönüllü faaliyetleriyle zamanımızı ayırmalıyız. Maddi manevi imkânları seferber ederek, en önemlisi de sevgimizi vererek bu çocukları kazanmanın yolunu aramalıyız. Biliyorum ki, yetim dernekleri ve insani yardım faaliyetleri yürüten dernek ve vakıflar bu işi manevi seferlik noktasında sürdürüyorlar. Toplum olarak bu faaliyetlere destek vermeli, onların yanında olmalıyız. Her birimiz sadece bir yetim çocukla ilgilensek büyük resme baktığımızda toplum olarak muhteşem bir gurur tablomuz ortaya çıkacaktır. Bu çocukları ilgisiz ve sevgisiz bırakmayalım.

Mültecilik ve yetimler… Bu iki olgu Efendimiz Aleyhisselam’ın (sav) hayatında en derin biçimde yaşanmış bize aktarılan biricik örnekliktir. 2018’de ‘mültecilik ve yetimler’ üzerinden sorulan soruya, Türkiye Müslümanları Efendimiz Aleyhisselam’ın hayatına bakarak cevap aramalıdır.

Bizler Mekke zalimlerinin zulmü dolayısıyla Medine’ye hicret eden, hayatının 10 senesini muhacir olarak geçiren bir peygamberin ümmetiyiz.

Bizler Mekke’den göçen Müslüman kardeşlerini Medine’de Ensar muhabbetiyle karşılayan, tüm servetini ikiye bölerek muhacirlerle paylaşan Sahabe-i Kiram ile kardeş olmaya aday ve bu ümmet halkasına dahil olmaya talip Müslümanlarız.

Bizler Efendimiz Aleyhisselam’ın yetimlik öyküsünü dinlerken gözyaşı döken ve Hz. Muhammed’in (sav) mirası olarak yetimlerin başını okşamayı ibadet bilmiş bir toplumuz.

Bizler çocukken yalnız büyümenin mahzunluğunu O’nun hayatında hissettik…

Göçün yürek burkan acısının O’nun hayatında nasıl mündemiç olduğunu gördük.

Zaman, Efendimiz Aleyhisselam’ın hayatından edindiğimiz hisseleri günümüze aktarma zamanıdır.

Rabbim şimdi bize Ensar olma fırsatını verdi.

İyilik yanımızı güçlendirelim.

İnfakta cimri davranmayalım…

Merhamet! Bu çağın en büyük ihtiyacı…

Merhamet ve paylaşım…

Benmerkezcilikten, egoya hizmetten, sürekli biriktirmekten kurtulalım…

Bu hastalıklardan kurtulmak için niyet, çaba, azim ve bir akıl ortaya koymalı. Kendimize reçete hazırlamalıyız.

Ben ne yapabilirim? Sorusunun cevabını herkes kendi yaşam hikâyesi içinde arasın.

Bu yazıyı yazmama vesile olan bir iyilik hareketi var ve teşekkürü onlara bir borç bilirim.

Geçtiğimiz hafta içinde ‘Bırakma Beni’ isimli filmin galasına katıldım. Film üç yetim mültecinin Şanlıurfa’daki günlük hayatları üzerine kurgulanmış. Filmin yönetmeni olan Bosnalı Aida Begic, filmde Türkiye’den mülteci çocuklarla birlikte gerçek yaşam kesitlerinden çarpıcı bir iş çıkardı. Savaşın ve acıların hala taze izlerinin yaşandığı Bosna’dan bu anlayışın çıkıvermesi beni şaşırtmadı. Film benim için adeta bir duygu seliydi, çok şeyi düşündürdü ama diğer taraftan da bu güzel işleri ortaya koyan güzel yürekli insanların varlığı insanlık adına umut kaynağı oldu benim için.

Bu arada film, 21 Eylül’de vizyona girdi.