Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Gümüş yüzüklü işkenceciler

Bakın şu hale;
Paralel İhanet Çetesi elebaşı, Necip Fazıl’ın İdelocya Örgüsü’ndeki ‘Başyücelik’ vasıflandırmasını kendi fikri, kendi malı gibi kullanmış.
Üstad, eserinin ‘Adımız, Halimiz, Davamız’ başlıklı girizgâhında elebaşının halini de tasvir mahiyetinde;
“Kavramak lâzımdır ki, bir zamanlar Doğu’nun teknesinde yoğrulan, kendi teknesinde de Doğu’yu yoğuran şahsiyet hamurumuz, Doğu’nun zaafında biz, bizim zaafımızda ise Doğu mecalden düşerken kurtlanmaya yüz tuttu ve o gün bugün, kendi öz cevherleriyle yabancı cevherler arasındaki anlayışsız, bilgisiz, ölçüsüz ve hikmetsiz katışmalar yüzünden çürüye çürüye şimdiki müzmin haline geldi. Bu halin ismi, müzmin şahsiyetsizlik ve aidiyetsizlik hastalığı” diyor.
‘Başyücelik’, Büyük Doğu Mimarı’nın şaheserinde eserin tamamına hâkim yükseklikteyken, elebaşı derinliksiz ve ruhuna nüfus edemeden öylesine kullanıyor.
Üstadın mana ve mefhumlarına kendi buluşu gibi el uzatan mezkûr şahıs, Yine Üstad’ın ‘Utansın’ şiirini hiç sıkılmadan ‘Sıkılsın’ başlıklı şiir müsveddesine kopyalamıştı.
Bakın şimdi; Necip Fazıl’ın 1964 yılında yazdığı ‘Utansın’ şiirinin ilk dörtlüğü şöyle:
“Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!
Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!”
Elebaşının 1984 yılında yazdığı ‘Sıkılsın’ şiiri:
“Sen çalış; tutmazsa âlem sıkılsın!
Yardıma koşmayan kalem sıkılsın!
Kanatlan üvey kim hele kanatlan;
Sana yol vermeyen yollar sıkılsın!”
(Merak edenler iki şiirin tamamını, adresinden okuyabilirler.)
Bir daha bakın şu hale ki, Üstad’ın İdelocya Örgüsü’nden mülhem, ‘Başyücelik Devleti’ eserini kaleme alan Salih Mirzabeyoğlu, 1991 yılında Körfez Savaşı’nı tel’in mitingi sırasında tutuklandığında Fethullahçı polisler tarafından işkenceye tâbi tutuldu.
Mirzabeyoğlu, gümüş yüzüklü işkencecilerden ‘İşkence’ kitabında şöyle bahsediyor:
“Kamuoyunda ‘Fethullah Hoca’ diye bilinen ve MİT’le iç içe çalışan adamın, ‘dini bütün polislere’ hem meslekî ve hem de uhrevî yol(!) rehberliği yaptığına işkencehânelerde bizzat şahit oldum.”
90’lı yılların meşhur Taraf dergisinde de gümüş yüzüklü işkencecilerden sıkça bahsedilirdi.
Hatta işkence mesailerine namaz arası verdiklerinden de.
Bu da 21 Haziran 2015 tarihli Sabah gazetesinden:
“1998’de Batman Emniyet Müdürlüğü Terör ve İstihbarat Şube’de görev yapan ve Fetullahçı oldukları belirtilen polisler, Hizbullah’ı bitirmek üzere Fetullah Gülen’den talimat aldı. Yine o dönem çalışan bir polisin ifadesine göre, Cevzet Soysal, diğer kaçırılanlar gibi işkence edilip serbest bırakılacaktı. Ancak bir polisi sesinden tanıyınca infazına karar verildi. İnfaz için kendisine danışılan Gülen ise, ‘Arkadaşlara zarar geleceğine bir Hizbullahçı eksik olsun’ diyerek infazı onayladı.”
Bir insanın işkencecisini sesinden tanıdığı için ‘katledilmesine’ hangi fetva makamından cevaz alınmış olabilir?
Öyle ya; o zaten müçtehid değil mi;
Yani fetvası, içtihadından menkul!
Bat dünya bat!