Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Güney Amerika’dan Orta Amerika’ya: Şili’den Meksika’ya

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Santiago-Bogota-Meksiko City uzun yol

Sabah 5’de Santiago Havaalanına varıyoruz. Avianca Havayollarıyla önce Bogota ‘ya sonra uzun bir bekleme sonucunda yine aynı şirketle Meksiko City’e gidereceğiz.

İşlemleri yaptırıyoruz. Avianca Havayolları, Türk Havayolları ile aynı Star Alliance grubunda olduğu için Elit Plus avantajlarından yararlanıyoruz. Hem özel salon hem de fazla kilo imkânlarını kullanıyoruz.  5 saatlik uçuşla Kolombiya’nın başkenti Bogota’ ya varıyoruz. Sadece el çantalarımız yanımızda, valizlerimizi Meksiko City’de alacağız. Bogota Havaalanında 10 saat bekleyeceğiz. Acaba bu süre zarfında Bogota’yı görme imkânı olur mu diye düşünüyoruz. Ancak hem orucuz hem de Bogota’nın tehlikeli olduğunu duyduğumuz için cesaretimiz kırıldı. Özel salona çıktık ortam rahat, yiyecek içecekte var ancak bizim iftarı beklememiz gerekiyor. Bogota Havaalanı yeni yapılmış güzel bir salona sahip. Giriş katında satış mağazaları, ara katta CİP salonu bulunuyor. Büyük bir salon bir kısmı VİP, bir kısmı CİP salonu olarak ayrılmış. Hareketli geçen günlerden sonra küçük bir alanda 10 saat beklemek yorucu geliyor. Gün bir türlü bitmedi. İftar için hazırlık yapıyoruz. Bir masayı donatıyoruz. Salon da yavaş yavaş doluyor. Saat 22.40’da tekrar uçağa biniyoruz. 5 saat daha yolumuz var.  Saat sabah 03.30’da Meksiko City’ye vardık. Uçaktan inince önce el çantalarımız polisler ve polis köpekleri tarafından kontrol edildi. Güney Amerika’dan gelen yolcular farklı salona alınıyor. Bunun ne anlama geldiğini sonra anladık. Çantalarımız bir türlü gelmiyor. Bazı yolcular görevliler tarafından çağrılıyor. O yolcuların çantalarının özellikle kontrol edildiğini anlıyoruz. Bu süre zarfında çanta gelişi olmuyor. Sorduğumuzda özellikle Kolombiya üzerinden uyuşturucu satışı yapıldığı için bu kadar titiz davranıldığını ifade ettiler. Uzun süren bekleyişten sonra çantalarımız geldi. Çantalarımızı aldıktan sonra tekrar güvenlik ve gümrükten geçtik. Gümrük görevlileri bizim malzemelere özellikle dikkat kesiliyorlar. Bazen bunların ne malzemesi olduğunu soruyorlar. “Televizyon” diyor, geçiştiriyoruz. Bazen alüminyum sandıklı ışık setine takıyorlar. Ona da “ışık malzemesi” diyerek geçiyoruz. Eminim çoğu bir şey anlamıyor ancak tekrar da sormuyorlar. Çünkü profesyonel malzeme girişinde sorun olabilir.

İstanbullu Judi hanım ve ailesi

Alandan çıkıyor bizi bekleyen rehberimiz Ali beyle buluşuyoruz. Otele sabah saatlerinde varıyoruz. Saat 12’de buluşmak üzere plan yaparak istirahata çekiliyoruz.

6 Ağustos 2013 Salı

Dünyanın en kalabalık ve karışık şehirlerinden biri: Meksiko City

Büyükelçilikte randevumuz var. Görüşmeye vaktimiz var. Önce aynı bölgede bulunan Atatürk heykelini çekiyoruz. Aynı cadde de farklı liderlerin heykelleri bulunuyor. Bu bölge büyükelçilikler bölgesi. M.Kemal heykeli de İran büyükelçiliğinin önünde bulunuyor. Heykel TİSK Türkiye İşverenler Sendikası tarafından Türkiye de yapılmış ve buraya getirilmiş. İyi planlanmış bir caddede de heykel ay yıldızlı bir kaide üzerine oturtulmuş.

Yahudi Lokantasında iftar

Büyükelçilikte müsteşar Akil beyle görüştük.  Büyükelçimiz Ahmet Acet Türkiye’de G 20 zirvesine katılacak olan Meksika Cumhurbaşkanı 2 Eylül de Türkiye’yi ziyaret edecek, o nedenle hazırlıklar için büyükelçi Türkiye’de. Ahmet Almanya Büyükelçisi iken Almanya’da Türk İzleri Belgeseli için röportaj yapmıştık.

Meksiko City

Akil bey, Meksika hakkında bilgi verdi. En önemli konu güvenlik. Uyuşturucu nedeniyle resmi rakamlara göre yılda 60.000 kişi hayatını kaybediyor. Bunların resmi rakamlar olduğunu gerçek rakamların daha yüksek olduğunu öğreniyoruz.  Türklerin sayısı da fazla değil 300 veya 400 kişi. Ticari müşavirlerimiz Timur beyle Yavuz beyle görüştük. Ekonomik ilişkililerimizde istenilen seviyede değil. İstanbul Ticaret Odası’nın Türk İhracat Ürünleri Sergisinin ilişkiler için büyük tanıtım imkânı sunduğunu ifade ettiler.

İstanbullu Judi Hanım

Akil beyin önerisiyle emlak işleriyle uğraşan Sefarad Yahudisi Judi hanımla görüşmek üzere yola çıkıyoruz. Meksiko City’nin lüks semtlerinden birinde oturuyor, Judi hanım. Biz kendisinden önce adrese varıyoruz. Dışarıda Judi Hanım’ın gelmesini bekliyoruz. Sokak bizim Levent’teki sokaklara benziyor. Evler köşk tarzında bahçeli. Judi Hanımı beklerken Ali Bey Meksiko City’nin yaklaşık 30 milyon nüfusuyla dünyanın en büyük kenti olduğunu söylüyor. Tabi bu aynı zamanda bu şehrin dünyanın en karmaşık ve çelişkili metropolü olmasını da beraberinde getiriyor. Biz derin mevzulara dalmaya doğru giderken Judi Hanım kapıda beliriyor. Sempatik 60 yaşlarında gösteren güler yüzlü bir hanımefendi Türkiye’den akrabaları gibi bizi karşılıyor.  Sonra beraber eve giriyoruz. Ev girişinden itibaren Türkiye kokuyor. Her tarafta Türkiye’den getirilmiş eşyalarla süslenmiş. Judi hanım güzel Türkçe konuşuyor. Türkçe ve Türkiye ile ilişkilerini hiç koparmamış. Kocası da Suriye asıllı. Röportajda ailesinin hikâyesini anlatıyor. Konuşma biterken ay yıldızlı bayraklı tişört giymiş genç bir kız içeri girdi. Judi hanım”  bu benim torunum üniversite de okuyor. Yeni Türkiye seyahatinden döndü. Türkiye’yi çok seviyor.” Judi hanım bize ikram için bir şeyler hazırlamış. Ama bizim oruç olduğumuzu anlayınca şaşırıyor.  Biz de kendisinin samimi tavırlarından cesaret alarak. Bir aya yakındır yollardayız. Güney Amerika ülkeleri hayvancılığı ile meşhur ancak helal kesim olmadığı için et yiyemedik. Helal yiyecek bulmak gerçekten çok zor çünkü Müslüman sayısı çok az. “Acaba hakiki koşer yemekleri yapan bir Yahudi lokantası var mıdır?”diye soruyoruz.” Önce çok zor Yahudilerde kendi şeriatlarına uymuyorlar. Koşer yazan lokantalarda gerçekten koşer ürünleri bulmak zor. ” diye cevap veriyor. Kısa bir araştırmadan sonra hakiki koşerli et ürünleri satan bir yer olduğunu ancak mütevazı bir yer olduğunu ifade ediyor. Bu lokantanın adresini veriyor.

Türkiye Büyükelçiliği-Meksiko City

Konuşmalar bittikten sonra bahçede Türkiye’den getirdiği meyve ağaçlarını gösteriyor. Hatta meyvelerden bir miktar toplayarak bize iftarda yemek üzere veriyor. Böylece Judi Hanımdan diş kirası iftarlıklarımızı da alıyoruz.

Yahudi lokantasında koşerli iftar

İftar saati yaklaştığı için izin isteyip verilen adrese doğru yola çıkıyoruz. Bir müddet sonra arkamızdan gelen bir araçtan bir hanım efendinin bize korna çaldığını fark ediyoruz. Judi hanım bizim adresi bulamayacağımızdan endişe etmiş ve lokantaya kendisinin bizi götüreceğini belirtti.  Judi hanımı takip ediyoruz. Bir pasaj gibi bir yere giriyoruz. Girişte iki taraflı lokanta, birisinde uzak doğu yemekleri, diğerinde üzerinde koşer yazan, kipalı adamların çalıştığı hem büfe hem de küçük bir oturma bölümü olan küçük bir yer. Judi hanım lokantacılara bizim Müslüman olduğumuzu iftar için helal et yerine koşerli et yemek istediğimizi anlatıyor. Adamlar tamam diyor. Ancak yüz ifadelerinden bu durumu biraz da garipsediklerini fark ettim. Ya da bana öyle geldi. Et çeşitlerinden bize bir menü yaptılar. Izgara, köfte vb. besmele çekip yedik. Etleri beğendiğimi söyleyemem. Bilemiyorum uzun zamandır et yemedik. Bir de böyle tereddütlü bir ortamda ne kadar lezzet alınabilir ki! Yemeğin sonunda güzel bir Türk kahvesi içtik. Tam kalkmak üzere iken Judi Hanım, eşi ve torunu geldiler. Judi hanım ‘’dayanamadık biz de geldik.” Onlarda bir şeyler yediler. Kamil Judi hanımın kocasını çekelim demişti. Ancak adam doktordan gelmiş bir rahatsızlığı nedeniyle yatmıştı. Şimdi yemekte karşımızda görünce bu yarım kalan arzumuz da burada tamamlıyoruz. Bey efendi Suriye asıllı biraz Arapça da biliyor. Birkaç cümleyle de olsa Arapça sohbet ediyoruz.  Etrafımızda kipalı çocuklar dolaşıyor. Bize bakarak gülüyor ve şakalaşıyorlar. Lokantanın yanında bir de koşerli ürünler satan market var. Yemekten sonra Judi Hanım ve ailesiyle vedalaşıyoruz. Yolda farklı düşüncelerle yaşadığımız hayatı ve paradoksları sorguluyorum… Yahudi, Kipa, Oruç, Helal vs…