Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Gurkalar ve Çeçenler…

Her milletin bir genetiği vardır. Kimi milletler sanatsal genetikleri, kimileri fen, kimileri ise atletik ve sportif genetikleri ile öne çıkarlar. Kimi milletler ise savaşçıdır. Hem bedenleri hem de ruhlarıyla adeta savaşçı doğarlar.

Nepal’de yaşayan Gurkalar da böyle bir halk. 1800’lü yıllarda İngilizler, Doğu Hindistan Şirketi üzerinden Hindistan Yarımadası’nı işgal ederken kuzeyde Nepal’e doğru yönelirler. Kuzey Hindistan’da rahat ilerleyen İngilizler Gurka halkının yaşadığı bölgeye ulaştıklarında ise adeta beton bir duvara toslamış gibi çakılıp kalırlar. 1814-1816 yılları arasında verilen tüm ağır savaşlara rağmen savaşçı bir halk olan Gurka hattını aşmaya muvaffak olamaz.

Gurkalar’ın savaşçı ruhunu ve karakterini keşfeden İngilizler para karşılığında İngiliz Ordusu’nda Gurkalar’dan oluşan bir birlik oluştururlar. 1800’lü yıllardan bu yana Gurkalar İngiliz Ordusu içinde çok önemli misyonlar üstlenirler ve en ön saflarda savaşırlar.

Öyle ki, İngilizler Çanakkale Savaşları’nda bile Gurkalar’ı ön saflarda savaştırırlar. Bugün bile halen İngiliz Ordusu içinde Gurkalar’dan oluşan son derece dinamik ve aktif bir birlik bulunmaktadır. Gurka birlikleri Afganistan’da, Irak’ta ve dünyanın farklı coğrafyalarında en ön safta İngiltere’nin menfaatleri için savaşmaya bugün de devam ediyorlar.

Çeçenler de Gurkalar gibi ve belki de daha fazla savaşçı ruhuna ve genetiğine sahip bir millet. Çeçenler’in efsanevi ve manevi lideri Şeyh Şamil’in yine 1800’lü yıllarda Kafkaslar’da Ruslar’a karşı efsanevi direnişi tarihte önemli bir yer tutar.

Tıpkı İmam Şamil gibi torunları da asırlar sonra Rusya’ya karşı verdikleri direniş mücadelesi ile öne çıktılar. Grozni direnişi ve savaşları filmlere konu olacak kadar güçlü ve kahramanca bir direnişti.

Çeçenler’in savaşçı genetiği ve ruhu da Gurkalar gibi birilerinin dikkatini çekti. Savaşçı genetiklerini ve ruhlarını imanla birleştiren Çeçenler’in ne kadar yenilmez ve baş edilemez olduklarını gören kimi derin çevreler Çeçenler’i devşirerek El Kaide ve DEAŞ gibi terör örgütlerinin lejyonerleri haline getirdiler.

Uzun bir komünizm baskısının ardından İslam’la yeniden tanışan Çeçenler’in savaşçı ruhları ile imanları bütünleştiğinde ortaya muazzam bir savaş gücü ve ruhu çıktı. Bu gücü ve ruhu keşfeden küresel terör baronları Çeçen savaşçıları istismar etmekte gecikmedi ve Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek için kurdukları DAEŞ terör örgütünün omurgasını Çeçenler’den oluşturdular.

Oysa savaşmayı bir yaşam tarzı haline getirmiş olan Çeçenler’in bu potansiyelleri doğru noktalara kanalize edilebilirdi. Gelmek ve değinmek istediğim nokta da burası aslında.

TSK içinde Çeçen Birliği

TBMM geçtiğimiz yıllarda çıkardığı bir kanun tasarısı ile profesyonel ve paralı bir birlik oluşturmanın yolunu açmıştı. Şimdi ise askerlik kanunu yeniden ele alınıyor ve tabiri caiz ise profesyonel ordu sistemine geçiliyor.

İngiliz Ordusu’nda yüz yıllardır görev yapan Gurka savaşçıları gibi Türk Silahlı Kuvvetleri içinde de Çeçen savaşçılardan oluşan ve özellikle teröre karşı mücadele konusunda misyon üstlenecek bir Çeçen Birliği neden oluşturulmasın! Kaldı ki Çeçen genetiği ile Türk genetiği birbirine son derece yakın ve akraba bir genetiktir. Çeçen milleti bizim akraba milletimizdir.

Gurkalar’la İngilizler arasındaki genetik uyumsuzluğa rağmen yüzyıllardır ortaya konulmuş bir başarı varken akraba olduğumuz Çeçen savaşçıları niçin kendi ordumuz içinde bu şekilde görevlendirmeyelim?

Hem atılacak bu adımla terör örgütleri ve terör baronlarının elinden bu aziz ve mütevazı milletin evlatlarını da önemli ölçüde kurtarılmış olur.

Savaşçı yönüyle istismara uğrayan derin odaklar tarafından devşirilip yok etmeye programlanan ve yok edilen bu onurlu millet unutulmamalı ki bizim milletimiz.

Genelkurmay’ın bazı tabularını yıkıp dışa açılması açısından da bu noktayı son derece önemli buluyorum. Unutulmamalı ki TSK, artık sadece 780 bin kilometre karenin ordusu değil tüm mazlum coğrafyaların ve ümmetin de ordusudur.

Türkiye’nin nüfuz coğrafyası nasıl ümmet coğrafyası ise TSK’nın da kendi askeri ve güvenlik ufkunu 780 bin kilometre karenin ötesine taşıması bir zorunluluktur.