Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Hakikat oyunbozandır

Türk toplumuna, işkence eder gibi kör bıçaklarla yapılan cerrahî müdahalenin en hazin neticelerinden biri, dini idrak meselesidir.

Kitap yakılmış, söz asılmış, ruh kelepçelenmiştir.

Hakikati ahırlarda eskitmek, darağaçlarında yok etmek için uğraşılmış; akabinde de beşerî bir refleks olan hakikati arama girişimleri, millet havsalasına montaj gerçekler dikerek sindirilmeye, etkisizleştirilmeye çalışılmıştır. (Durumun kısmi teferruatlarını bu köşede ara ara ele almaya çalıştık.)

Bugün dini anlamaya, dinin temel izan ve iman noktası olan ehl-i sünnet itikadının idrakine dair bilinçli yahut bilinçsiz zuhur eden sapmalar; İngiliz/Siyonist menşeli mezkûr katliamın uzantılarıdır.

Yayılan bir rezalet olarak, hakikati şaşmaz bir nakil geleneği ile Peygamber Efendimiz’den (sav) yaşanılan âna kadar taşıyan ve bu taşıma vazifesini dinin usul ve kaidelerince sahip oldukları ehliyete, liyakate göre icra eden allamelerin önemsenmeyip; bunun yerine nefsin en büyük hazzı olan çiğ akıl tanrısına biat edilmesi, bu büyük kibri süslü ve aldatıcı sözlerle meşrulaştıran slogancı kanaat önderlerinin kucaklanması, konunun en bariz örneklerindendir…

Din dairesinde ehliyetin ve liyakatin ne olduğunu, bunlara neden haiz olunması gerektiğini; kimin müçtehit olabileceğini, içtihat edebilmenin şartlarını; Allah (cc) kelâmını ipini koparanın anlayamayacağını, peygamber ve ulemanın ne için gerekli olduğunu doğru kanallardan öğrenememek…

Zahirî ve batınî ilimlerin başbuğlarını tanımayıp onların aziz şahsiyetlerine, üstün ilimlerine hürmet göstermemek; öbür yanda popülist gevezelerin renkli çığlıklarıyla mest olup cihat askeri havalarına girmek…

“Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı/Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı’’ gibi talihsiz bir anlayışı, “Pâdişah-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş/Bir veliye bende olmak cümleden a’lâ imiş’’ gibi kurtarıcı bir düstura tercih etmek…

‘’Bana Kur’an yeter’’ kafasına bürünüp, Kur’an-ı Kerim’de emir buyrulan Rasûl’e ve ilim erbâbına itaat hususunu yok saymak, üstüne muazzam bir cehaletle bireysel fıkıh alanı tasarlamak gibi sefil bir tavrı benimsemek…

Hepsi ve daha niceleri, hakikate kavuşmaya yönelik dûçar olduğumuz asırlık sansürle ilişkilidir.

Ve İslâm tarihi boyunca ortaya çıkmış yanlış yorumlamaların, hadsiz reform hareketlerinin; yüzyıllarca -ekseriyetle- doğru yoldan sapmamış Müslüman Türk milletine doğru en büyük sıçraması bu cerrahî müdahaleden sonra olmuştur.

Üstelik bu vahşi müdahale, yüz yıllık totaliter bir talim ve terbiye sistemiyle bize sevdirilmiş, vicdanımızda meşruiyet bulmuştur. Yaşadığımız emsalsiz süreç, ruhumuzu doğrayan cinayetin faillerine karşı bizi romantik bir sevda tüttürmeye itmiştir.

Bazı köşeli görüşlüler tarafından alakası yokmuş gibi gözükse de, mesele tam da uğradığımız “devrim neşterleri’’yle alakalıdır.

Kurulması elzem bu alaka; özünde Müslüman Türk milletinin elini kolunu bağlayan, onun idrakini, estetiğini, ahlâkını boğup zelil menfaatlere göre yeniden üreten güya iyileştirici cerrahî manipülasyonları, açıkça deşifre etmek cesaretinin niçin olgunlaşamadığına net bir cevap olacaktır.

Zira hakikat, oyunbozandır. Ve doğal olarak, sosyo-politik bir kitle imha aracı suretiyle tahrif edilmeye çalışılmış, bozguncu kadroların elinde yoğrulup yeni bir biçim alarak Müslümanlara karşı girişilmiş her yeni oyunun kurucu ögelerinden biri olmuştur…