Son Dakika

Halkın iktidarına karşı "din kisveli" terör

Suriye'de halkın baskı rejimine karşı kitlesel ve barışçı gösterilere başlamasından bir süre sonra ortaya çıkan DEAŞ terör örgütü de, refiki GİA benzeri yöntemlerle halkın meşru taleplerini gölgeledi ve küresel güçlerin Suriye'ye operasyon yapmasının zeminini hazırladı.

İslam dünyasında zuhur eden, büyük çoğunlukla sömürgeci devletler tarafından doğrudan ya da dolaylı olarak desteklenen; meşru mücadele çizgisini gölgeleyerek "hedef saptıran ve dini kullanan terör örgütleri", kendi otoritesini kabul etmeyen tüm yapıları, cemaatleri ve devletleri "tağut" ya da "tağuti otorite" olarak görüyor.

Bu örgütler, "meşruiyet"i kendinden menkul kabul etmekte, insanların beş temel dokunulmaz değerini hiçe sayıyor ve dünyada zulmün daha da çoğalmasına sebebiyet veriyor.

Üstelik bu terör organizasyonlarının küresel güç odaklarıyla doğrudan ya da dolaylı bir ilişki içerisinde oldukları açık.

1991 yılında Cezayir'de halkın oyuyla iktidara gelmek üzere olan İslami Selamet Cephesi'ne (FİS) karşı yapılan Fransa destekli darbe sonunda çıkan iç savaşta 100 bine yakın insan hayatını kaybetti.

Bu dönemde zuhur eden Silahlı İslami Grup (GİA), FİS yönetimini ve bu partiye oy veren insanları tekfir etmişti, partiye oy veren yerleşim yerlerinde büyük katliamlar gerçekleştirmişti. Bu örgütün, yabancı istihbarat örgütleriyle nasıl bir ilişki içerisinde olduğu ve Cezayir'in dünyadan tecrit edilerek fakirleştirildiği bu iç savaşa nasıl sürüklendiği daha sonra örgütün içerisinde bulunan istihbaratçı tarafından kaleme alınan, Habib Suadiya'nın "Kirli Savaş Cezayir Ordusu Özel Kuvvetler mensubu eski bir subayın tanıklığı" kitabında açıkça görülüyor.

Suriye'de halkın baskı rejimine karşı kitlesel ve barışçı gösterilere başlamasından bir süre sonra ortaya çıkan DEAŞ terör örgütü de, refiki GİA benzeri yöntemlerle halkın meşru taleplerini gölgeledi ve küresel güçlerin Suriye'ye operasyon yapmasının zeminini hazırladı.

Suriye'deki Baas rejimi ile çeşitli düzeylerde ilişki kuran bu örgütün, tüm Suriye muhalefetini tekfir ederken, halka, azınlıklara karşı acımasız saldırılarda bulunurken kullandığı argüman; "tağutlara karşı cihad" retoriğiydi.

Örgütün, bir başka terör örgütü olan PKK'nın kontrolündeki Kobani'ye  (Ayn el Arap) düzenlediği saldırılar sonrası, PYD terör örgütü Batı dünyasında kahramanlaştırıldı, "dini köktenciliğe karşı mücadele eden, batılı değerleri koruyan" bir yapı olarak sunuldu.

Batı'nın yaptığı şu işe bakın. Bir taşla kaç kuş. Hem Müslüman gençleri kandırarak ölüme sürükle, terörize et ve kurtul; hem de PKK gibi cani bir yapıyı kahramanlaştır.

Benzer bir din kisveli terörü biz yaşamadık mı? Fetullahçı Terör Örgütü mensupları ve liderleri, seçimle işbaşına gelmiş meşru iktidarı "yezidi bir tavır içerisinde yer alan gayri meşru otorite olarak"ilan etmediler mi?

İslam tarihindeki olayları tahrif ederek, kendi içinde bulundukları duruma gönderme yapan terör elebaşı Fetullah Gülen, 481. Nağme başlıklı konuşmasında: "Zavallı Yezid'i türlü türlü kötülüklere sevk eden o düşünceydi. Kendini bir şey zannediyordu ve alternatif olabileceğini vehmettiği Ehl-i Beyt'ten kırk elli insanı “paralel” görerek Kerbela'da onların canlarına kıyıyor, kanlarını döküyordu.." diyordu.

İslami terör kavramını sonuna kadar reddedelim. Fakat dinimizi kullanarak yapılan saldırılara karşı mücadelenin daha güçlü bir zemine oturması gerektiğini de görelim.

Yorumlar

Yazara ait diğer yazılar

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.