Son Dakika

Harikuladeliklerden kanunlara riayete intikal

Önceki makalemde kalpleri itminana ulaştırmanın yolunun Sünnetullahı/ Allah’ın yasalarını kavramak olduğunu belirtmiştim. Bu yazımda da aynı konuyu ele almak istiyorum. Çünkü kanuna riayet etme ya da etmeme, kanunlara ya da harikulade olaylara itibar etme meselesi İslam dünyasında henüz çözülmemiş bir kriz olarak mevcudiyetini sürdürmektedir.

Bu konuya eğilmeme vesile olan kişi Pakistanlı filozof Muhammed İkbal şöyle demektedir: “Bilim öncesi dönemde doğmuş olmasına rağmen İslam bilim çağını müjdelemiştir.” Bu söz, Rasulullah’tan (s) harikulade olaylar talep edenlere Kur’an’ın vermiş olduğu ret cevabının bir özetidir: “Anlaşılır bir şekilde okunan bu Kitab’ı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? İnanıp güvenen bir topluluk için bu (zikrâ) bir ikram ve doğru bilgidir.” (Ankebut 29:51).

Bu Kur’an, harikuladelikler dünyası ile yasalar dünyası arasında bir köprü niteliğindedir. Kur’an, nebileri destekleyen harikulade (paranormal, olağanüstü) kıssaları tekrar ederek aktarmasına rağmen, onların işlevselliğinin ne kadar az olduğunu da gösterir. Zira harikulade olaylar göstermelerine rağmen insanlar enbiyayı yalanlamışlardır.

Ancak Kur’an’ın vurgulayarak üzerinde durduğu husus, nebilerin getirdiği mesajın kıymetidir: “Biz her ümmete (topluma) elçi gönderdik; Allah’a kul olsunlar ve azgınlardan uzak dursunlar diye. Onların içinden, Allah’ın yoluna kabul ettiği kimseler de oldu, sapıklığı hak etmiş olanlar da. Yeryüzünü dolaşın da o yalancıların sonunun nasıl olduğunu bir görün!” (Nahl 16:36). A’râf, Hûd ve Muminun sûrelerinde şu ayet aynı kelimelerle tekrarlanır: “Yâ qavmi’budullâhe mâ lekum min ilâhin ğayruh: Ey kavmim! Yalnızca Allah’a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yok!”[1] Tüm nebilerin getirmiş olduğu zamanlar ve mekânlar üstü mesaj işte budur.

Yasalara itibar etme ya da olağanüstülüklere itibar etme tutumları arasında ters orantılı bir ilişki mevcuttur. Dolayısıyla yasalara dayalı bilim ilerledikçe inançlara dayalı olağanüstülüklere itibar geriler. Yasalardan habersiz olan, sünnetullahı bilmeyen insanların ise olağanüstülüklere şartlanmış düşünme tarzı pekişir. Yasaların keşfedilmesi insanların -önceki toplumların düştüğü- hatalara düşmemesine yardımcı olur. Veya benzer bir hataya düştüklerinde kurtuluş yolunu bulmalarına yardım eder. Zira yasaları bilenler gönül huzuruna kavuşmuş bilgeler konumunda olurlar, şaşkınlık içinde bocalayan cahiller konumunda değil!

Kur’an, kendilerine göklerin kapıları açılsa bile daha iyi bir çözüm ihtimalini hesaba katmayan zihniyetten şöyle bahseder: “Ve eğer onların üzerine gökten bir kapı açmış olsaydık ve onlar da oraya yükselebilselerdi, kesinlikle derlerdi ki: “Al işte, bizim basiretimiz de bağlandı; daha da beteri (galiba) biz topyekûn büyülendik…” (Hicr 15:14-15).

Günümüz Müslümanlarının vaziyetine baktığımızda, yaşadıklarının donukluktan, aldanmışlıktan ve kaybolmuşluktan ibaret olduğunu görürüz! Doğrunun sadece kendilerinde olduğuna inanmaktadırlar. Hem nasıl böyle olmaz ki? Hakikatin yegâne temsilcisi onlardır. Kitab’ın ve sağlam Sünnet’in kesin bilgisine onlar sahiptir! Burada sorun tüm ağırlığı ve tüm karışıklığı ile ortaya çıkar. Nasıl değil! Onlar, hakikatin insanları ve Kitabın ve Mahkemenin Sünnetinin kesinliği! Sorun tüm sakilliğiyle ve şapı şekere karıştırmanın tüm boyutlarıyla işte bu bakış açısında ortaya çıkmaktadır!

Kendimizi ‘keler deliğine girmiş halde’ buluyorsak ve öncekilerin yanlışlıklarını tekrar edip duruyorsak, onları adım adım, karış karış takip ediyorsak, onların başlarına gelen felaketlerin bizim de başımıza gelmesine şaşmamalıyız. Zira yasalar değişmez. Öncekilerle sonrakiler arasında ayırım yapmaz. Yasalar kendini mümin kabul edenlere ya da laik sananlara göre de farklı işlemez… Zira yasalar sanrılara değil eylemlere tâbidir: “Ne sizin kuruntularınız ne de Ehl-i Kitab’ın kuruntuları geçerlidir! Kötülüğü kim yaparsa cezasını görür. Böylesi, kendine, ne Allah ile arasına girecek bir dost, ne de bir yardımcı bulacaktır!” (Nisa 4:123).

Yasaları bilmeyenler, eylemlerinin boşa çıkmasıyla kalmaz hiçbir şekilde huzura kavuşamayacaklarına da ikna olurlar. Endişeye mahal olmadığı durumlarda bile endişelenirler. Başlarına gelen felaketler yüzünden kafa karışıklığı yaşarlar. Bu felaketlere yaklaşımları da zan ve benzeriyle sınırlı kalır…

Yasaları bilenler ise her şeyi bir anda değiştirmeye güç yetiremiyor olsalar da kaygıyı da sükûneti de nereye koyacaklarını bilirler, şaşkınlığa düşmezler. Çabalarını değersiz görmeden ve azaltmadan, bunların anlamlı olduğunu bilerek yaptıkları işe devam ederler. Kısa bir sürede mükemmel sonuçlar elde etme yanılgısına da kapılmazlar. Yasaya uygun davrananlar harita ve pusulayla yola çıkanlar gibidirler, hiçbir bilgisi olmadan çöl yolculuğuna çıkanlar gibi değil.

Sosyal, psikolojik ve fiziksel kanunları idrak edip bunlara uygun davranmak, insanı yeryüzünde düzgünce yürümeye muvaffak kılar. Yasaları bilmeyen ve bunlara uygun davranmayanlar ise yere kapaklanır:

“Yüzüstü yere kapaklanan mı hedefe daha iyi ulaşır yoksa doğru yolda dimdik yürüyen mi?” (Mülk 67:22).

Çeviri: Fethi Güngör

[1] Bu hakikat, benzer ibarelerle birlikte Kur’an-ı Kerim’de 14 farklı ayette tekrarlanır. (Çeviren).

Yorumlar

Yazara ait diğer yazılar

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.