Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Hasretin ilacı incinmekmiş bazen…

Çocukluk zamanlarımda bir kapı komşumuz vardı; kendimi bildim bileli tek başına yaşayan, pamuk saçlı bir ihtiyar… Bende emeği vardır. Ne zaman mahallede futbol maçı yapsak, mümkün mertebe bizi seyrederdi penceresine koyulup… Güvenlik kontrolünü sağlar, birimize araba çarpacak diye yüreği pır pır ederek bizi gözetlerdi. Top oynuyoruz diye bize kızan diğer huysuz akranlarına kızar, mahallenin belki de en yaşlısı olarak bizim tarafımızı tutardı…

Bulanık hatırladığım bu tip enstantanelerle anmayacağım aslında Remziye teyzeyi. Zira belki bize en büyük tavsiyesini, bize yâdigâr bırakacağı en güzel anıyı; sıradan bir kapı muhabbetinde vermiş meğer…

Seneler önce rahmetli oldu Remziye teyze. Refikini, can yoldaşını da vefatından çok önce, yarım asırlık bir birliktelikten sonra kaybetmişti. Kendisi bir gün validemle sohbet ederken mevzu rahmetli eşine gelmiş ve demiş ki:

‘’Bir kez olsun beni üzseydi, bir kez olsun kalbimi kırsaydı da yokluğuna bu kadar üzülmeseydim.’’

Duyunca duraksadım. Bin bir sorgulama, sayısıyız pişmanlık; kör edici bir parlaklıkla yanan hüzün fenerleri yaktı zihnimde.

Bir insan, kendisine dair asgari olarak böyle bir his bırakmalı bence gerisinde.

Böylesi asil bir burukluk, böylesi aziz bir özlemle anılmalı insan, yaşamı boyunca yolunun kesiştiği diğer tüm insanların kalbinde.

Ne garip miraslar bırakıyoruz artık. Takip edilmeye değmeyecek ne anlamsız izler bırakıyoruz. Arsa tapularımızın sayısı, bankada birikmiş banknotlarımızın rengi kadar değer biçiliyor şahsiyetimize. Kırıyoruz çünkü. Üzüyoruz. Parayla satın alınamayacak bir kıymet bırakamıyoruz geçmişimizin üzerinde.

Sevgiyi bir konfor alanı addediyoruz çoğu zaman. Sevdiğimize ve sevgimize karşı en büyük ihaneti biz ediyoruz. Kimi seviyorsak en çok onu kırıyor, kim tarafından seviliyorsak en çok onu incitiyoruz. Ne doğru düzgün sevebiliyoruz ne de bir güzel kalbe sığdırabiliyoruz kendimizi.

Biz bu değildik aslında, daha doğrusu bu olmamalıydık…

Alvarlı Efe Hazretleri’nin sadrından süzülenler neydi hani:

Âşık der inci denden 

İncinme incidenden

Kemâlde noksân imiş

İncinen incidenden

İşte; incinmemeyi dahi kemâl bilen bir gönül ikliminden, doyasıya incitmek için sevgiyi bahane eden onarılamaz harabelere ısmarladık nefsimizi. Kırılmamayı muazzez bir haslet bilici o ulvi şuurdan, kalp kırmayı adalet belleyen acınası bir şuursuzluğa savrulduk…

Sürekli incinmekten dem vuruyoruz, inciterek.

Mühürlü kalplerimizle kalpsizliğe kin tutuyoruz sürekli.

Nereye kadar sürecek bu?

Ne zamana kadar devam edecek kalbimizden söküp atamadığımız bu yıkıcı hiddet?

Ne zaman hakikaten iman edeceğiz, bir gönlü incitmenin onlarca kez Kâbe yıkmaktan daha vahim olduğuna?

Kâinatı yaratan; zamansız, mekânsız, cihetsiz ve sonsuz kudretin bir garip kalbe sığdığını ne vakit idrak edeceğiz?

Kulluk iddialarımızdan ne zaman tiksineceğiz?