Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Hayal ne güzeldir

Çok uzak şehirlere gidesim var kâri. Hiç tanımadığım insanları göresim var, sonra bir seyyah gibi gezesim, tenha bir köyde cami avlusunda gördüğüm ilk beyaz sakallı adamın ellerinden öpesim var. Kara tenli bir çocuğun belki kara gözlerinde kendi suretimi seyredesim var. Yalnız kalmış ve kimsesiz bırakılmış bir çocuğun elinden tutup gülesim, eğlenesim var. Bosna’nın bir dağ köyünde yaşlı bir teyzenin verdiği bir tas çorbayı içip, Türkistan bozkırlarında dörtnala koşan atları seyredesim var.

Ben inanıyorum ki söz nereden çıkarsa oraya tesir eder. İşte onun için gönlümde olanı hiç düşünmeden ve tereddüt etmeden yazıyorum sana. “Zira kimsem yok dinleyecek, anlayacak ve bekli de derdimi dert edecek kimsem yok” diye yazmak geliyor içimden sana. Sonra bunca bir sorumluluğu omuzlarına yüklemiş olmaktan ar ediyor susuyorum. Ama sen varsın ve ben senin varlığına şükrediyorum.

Bazılarına dünya ağır geliyor kâri. Dünyanın yükünü çekmeye yetmiyor bazılarının gücü. Sen de ki “kolayına kaçıyorsun, pes ediyorsun” ya da bir beyhude uğraş say bunu. Lakin ben biliyorum ki bir kişi dahi olsa sesimi duyuyor ve yazdıklarımı okuyorsa derdim gönlümde kalmamış, sırrım sır olmamıştır. İşte onun için belki dünyanın yükünden, gerçeğin bu denli ıstırabından kaçıp hayale sığınıyorum ama oraya da sığamıyorum.

Bazı vakitler çok eski bir dergâhın avlusunda tek başıma otururken buluyorum kendimi. Bir başıma çayımı yudumluyor, hayallerimi dile dökemesem de zihnimden belki de kendi kendime anlatıyorum. Zira çaya şeker yerine hayalimi katıyorum ve belki de onun için çok fazla seviyorum bir bardak demli çayı diğer pek çok şeyden. İnsan bir dost bulamazsa derdini anlayacak dünyada yaşamış olmuyor ama yaşlanıyor. Sessiz yaşıyor yani kimsesiz… Onun için belki de “çay yalnız içilir” diyor eskiler, yollar yalnız geçilir…

İşte dergâha giden yolda attığım her adımda bile ayağımın değdiği taşları dinlemeye gayret ediyorum. Dervişlerin “hû”larını duymaya çalışıyorum. Hep şu geliyor hatırıma tarihi bir mekânda gezinirken; acaba benim bu ayaklarımı bastığım yerlere asırlar evvel kimlerin izleri düştü? Hayran olduğum, hayalini kurduğum, büyülenmiş okuduğum onca isimden biri de buraları adımlamış mıdır ki diye geçiyor içimden ve şaşıyorum, ne edeceğimi bilemiyorum.

Biz hayallerimizi yitiriyoruz kâri, büyüyoruz yani ve biz büyüdükçe inan ki hayallerimiz büyümüyor. Bilakis ufalıyor, yok oluyor, unutuluyor. Biz büyüdükçe dünya küçülüyor sanki mana bozuluyor, biz alışıyoruz; yaşamaya alışıyoruz, yaşlanmaya alışıyoruz ve unutuyoruz her şeyi. Ve dünyayı insanlar değil hayaller yönetiyor. Anlıyorsun değil mi? Hayalin kadarsın.

Hayal ne güzel şeydir kâri! Yalnız bırakmıyor insanı, herkes gitse de o gitmiyor. Ve hayal etmeyen insan farz et ki yaşamıyor… Ve hem sen de bilirsin bir bardak demli çaya ne çok hayal sığar? Bu anlattıklarım işte o bir bardak çayda bulduklarımdır…

Haydi, hayırlı cumalar…