Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Hicret, Muharrem, Aşure, Kerbela

Bu dört kavram kurtuluşu, başlangıcı, beraber yaşamayı, hüznü ve acıyı ifade ediyor.

İslam ümmeti için önemli dönem noktalarının başında Hicret gelmektedir. Hz. Peygamber(sas) Mekke’de hayatın zorlaştığını ve dayanılmaz hale geldiğini anlayınca zorlu bir yolculukla Medine’ye hicret etti. Daha önce de bazı Müslümanları Habeşistan’a göndermişti. Bu hicretlerin bir anlamı da şudur İslam bir beldeyle ve bir milletle sınırlı bir din değildir. “Yeryüzü mescittir” zorluklarla sonuna kadar mücadele edildikten sonra hicret emek de Peygamber’in sünnetidir.
Nitekim Medine’de büyük bir coşkuyla karşılanan Nebi ata yurduna ve Allah’ın evine kutlu bir seferle geri dönmüştür.
Hicret Müslümanlar için yeni dönemin, tarihin başlangıcı olmuştur. Ensar ve muhacirlerin kaynaşmasıyla yeni bir dönemin kapısı açılmıştır. Bu örneğe bugünlerde ne çok ihtiyacımız var.

Arakanlılar, Suriyeliler, Filistinliler, Orta Afrikalılar gibi dünyanın birçok bölgesinde zulümlerden hicret edenler ümmetin ensarları tarafından kucaklanmayı bekliyorlar. Münafıkların çirkin iftiralarına rağmen millet olarak Suriyeliler’e gösterdiğimiz ensarlık takdire şayandır. Kardeşlik hukuku, ensar ve muhacir dayanışması zulmü yenecektir, bunu başarabilirsek.
Muharrem ayı Hicri yılbaşı olmakla beraber yeni bir medeniyet hareketinin de başlangıcıdır. Bu ay iki önemli meseleye de şahitlik etti. Birincisi Aşure; Muharrem ayının 10. günü Hz. Nuh’un gemiden kalanlardan yaptığı yemeğin adı olarak biliniyor. Rivayetlerde çok sayıda peygamberin başından geçen mühim olayların bu aya tekabül ettiği belirtiliyor. Aşure ötekini yok etmeden beraber yaşamanın adıdır. En az yedi çeşit üründen yapılan aşurede katılanların çoğunluğu kendi tadı ve kokusunu korur. Ortaya görünümüyle, tadıyla çok lezzetli bir yemek çıkar.

Muharrem ayında yaşanan ikinci önemli olay ise Kerbela Faciası’dır. 4 haram aydan birisi olan Muharrem’de yaşanan facia akıllara ziyandır. Muaviye, oğlu Yezid’i halife atayarak İslam dünyasında saltanat dönemini başlatmıştır. Yezid, Hz. Hüseyin’in biatı konusunda ısrarlıdır. Kufe halkının büyük çoğunluğu Yezid’e değil Hz. Hüseyin’e biat ettiklerini bildirerek onu ısrarla Kufe’ye davet ederler.
Hz. Ali, Kufe’de şehit edilmişti. Iraklılar’dan emin olamayan Hz. Hüseyin önce durumu anlamak için elçiler gönderdi. Kufeliler Hz. Hüseyin’e biat ettiklerini bildirince bir grupla Mekke’den yola çıktı. Hz. Hüseyin haksızlığa, usulsüzlüğe, dayatmaya karşı bir avuç insanla hak mücadelesi verdi. Yolda önden gidenlerin öldürüldüğünü öğrenince kendisiyle beraber olanların geri dönebileceklerini ifade etti. Kerbela’ya varınca 5.000 kişilik Yezid ordusu çoğunluğu ehli beytten olan 72 kişiyi kuşattılar, onları aç ve susuz bıraktılar.

Fitne, iktidar hırsı, basiretsizlik, ferasetsizlikler birbirini kovaladı. Kendini Kufe’ye çağıran halk Yezid’in tarafına geçti. Hz. Peygamber’in vahiy kâtibinin oğlu Yezid ve sahabeden Saad Bin Ebi Vakkas’ın oğlu Ömer’in komutasındaki ordu Peygamber torunlarını vahşi bir şekilde katlettiler. Hz. Hüseyin’in başını keserek Yezid’e götürdüler. Vahşet tarifsiz… Katliam korkunç…

Hicret, Muharrem, Aşure, Kerbela dörtlemesinden alınacak çok ders, öğrenilecek çok var. Muharrem ayı adeta ibretler vesikası olarak önümüzde duruyor. Bu gün aynı coğrafyada tarih adeta tekerrür ediyor. Kan, gözyaşı, acı bitmiyor. Hani tarihten ders alacaktık. Ey Sünniler, Ey Şiiler ne oluyor size hâlâ aklınızı başınıza devşirmeyecek misiniz?