Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Hürriyet’in el değiştirmesi ne ifade ediyor?

1 Mayıs 1948 yılında Simavi ailesi tarafından çıkarılan Hürriyet Gazetesi üçüncü patronuyla yoluna devam ediyor. Hürriyet 70 yıllık hayatında Türkiye’de gazeteciliğin “Amiral Gemisi”, “Türkiye’nin Pravdası”, “Yarı Resmi El Ehram Gazetesi”, “Düzenin Sözcüsü” gibi sıfatlarla anıldı. Gazete bu sıfatlarla anılmayı hak ediyordu. O da bu rolünden memnundu. En çok satan gazete oldu. Gündemi belirleyen, yönlendiren, yöneten gazete oldu. “Bir gazetenin böyle bir görevi var mı” sorunun cevabını orada yazı yazan hâlâ hayatta olan gazetecilere havale ediyorum.

1980’li yıllarda bir Turgut Özal kapalı düzeni ekonomik, sosyal ve siyasal olarak açmaya çalıştığında karşısına çıkan güç Hürriyet Gazetesi olmuştu. Simavi Hürriyet’te sürmanşetten Özal’a “Unutma Bay Özal yasama, yargı ve yürütmenin üzerinde bir basın gücü vardır” diyerek iktidara meydan okuyordu. Bu meydan okuma devletin tepesindeki insana yapılıyordu. Topluma düzen veren bu zihniyet için halkın, seçimin, demokrasinin önemi sadece yalan manşetlerden ibaretti. Bu millet bu zihniyetten çok çekti çok… Nice masum insanları sütunlarına taşıyarak hayatlarını kararttılar. Bu boyutuyla Hürriyet iyi bir araştırma konusudur. Milletimizin hangi badirelerden geçtiğinin en iyi örneğidir. Bu araştırmanın başlığı Hürriyet’in Günah Galerisi olabilir.

Hele dindarlar, bu adamların yayın anlayışında kökü kazınması gereken bir güruhtu. En ufak yanlışlarında manşetlere alınıyor ve hayatları karartılıyordu. Hürriyet ve benzeri gazeteler topluma istikamet vermenin aracı idiler.

1994 yılında Erol Simavi görevi Aydın Doğan’a devretti. Patron değişti ancak misyon ve zihniyet değişmedi. 28 Şubat döneminde başrol yine Hürriyet’indi. Her türlü yalan haberin yanı sıra pireyi deve yapan yaklaşımlarıyla algı oluşturmada üstün başarı sergilediler. Tabii patrona haksızlık yapmamak lazım, memleketin anlı şanlı özde komünist görüntüde Kemalist gazetecileri bu “gerici milletten” intikam almak için ant içmişlerdi. Bir türlü proleter yapamadıkları bu “yobaz milletin” canına okumanın en iyi yolu gazetelere iri puntolu manşetler atmaktan geçiyordu. O manşetleri atanların bazıları Azrail’e yenildiler bir kısmı ise kelaynaklar olarak son günlerini yaşıyorlar. Bilmiyorum içlerinde tövbe eden var mı?

2000 yıllara gelince bu zihniyetin yönettiği ve yönlendirdiği Türkiye iflas etti. Onlar için ülkenin iflasının da önemi yoktu çünkü onlar medya dışındaki alanlardan memleketin ekonomisini hortumlamaya devam ediyorlardı. Küçük ilanlardan büyük reklamlara kadar her şey onlar içindi. Bankalar, petrol şirketleri ve daha neler neler… Tabii ki gazetecilik kamu görevidir düsturunun altını çizerek. Basın etik yasalarına son derece bağımlı kalarak işler icra ediliyordu.

2000’li yıllarda yeni bir kahraman ortaya çıktı Recep Tayyip Erdoğan. Bu adam eskiden püskürttükleri hapislerde çürüttüklerine benzemiyordu. Gel ki ona da hapsi tattırmışlardı ya. Onların ne kadar hakaret ettiği yok saydığı milletin değeri varsa hepsine sahip çıkıyordu. Onun içinde kendi bildikleri yöntemlere başvurdular. Bu güne kadar iktidara gelen herkesi dizayn edip ehlileştirmiş hizaya sokmuşlardı. Düzene ayak uydurmayanları anasından doğduğuna pişman ettiler. 15 yıl boyunca bu savaşı verdiler ancak artık Aydın Doğan’ın deyimiyle “gemiyi limana yanaştırdık” ayrılma vaktidir.

Şimdi Hürriyet, Demirören Grubu’na geçti. Artık sınavı verme sırası Erdoğan Demirören’de. Ya milletiyle barışık bir yayıncık anlayışıyla bir gazetecilik yapacak ya da toplumla savaşarak eski anlayışı sürdürecek. Elindeki kadro yeni bir anlayışa müsait mi onu bilmiyorum. Çünkü gazetecilik patronları aşan bir iştir.

Aslında nitelik ve nicelik açısından yeni deyimle bütün medyanın kendisini ele alarak bir değerlendirme yapmasının tam zamanıdır. Şu andaki durum ne ekonomik ne de gazetecilik açısından asla sürdürebilir değildir.