Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

İnsanın hiçliği ve sonsuzluk menkıbesi

İNSAN! Bahtına fenâ ile fânî olmak yazılmış hilkât! Yaratılışı itibariyle Bâkî olanı işaret eden müzeyyen varlık! Bâkî olana yöneldiği kadar, hayata iz bırakacak, bekâyı hak edecek olan!

Kâinatta yaratılmış ne varsa, henüz keşfi mümkün olmamış pek çok şey dahil, insanın hizmetine sunulmuş. Neden? Yüzlerce asır yaşamakta olan insanın, kendine ve kendinden sonrakilere yaşanabilir bir dünya bırakmak, fark etmek, şükretmek, sabretmek ve fehmetmek için… Salih amel işleyip sabredenler, şükredenler bu sebeple müstesna kılınıyor “İlahi Vahiy”de.

Bir de kodlarına “iz bırakmak” yazılmış insanlar var ki, işte onların gayretleri, söyledikleri ve eyledikleriyle önce zihinler donanıyor ve sonrasında ilmin, irfanın ve hele hele hikmetin yol aydınlatan ışığı ile medeniyetler inşâ ediliyor. Önce, zihni ve kalbi sancılanıyor. Var oluşunu sorguluyor ve var olmanın mesuliyeti üzerinden kültürünü oluşturuyor. Kendi tarihini yazıyor. Bunu, kâh sözüyle, kâh müziği, sineması, kalemi, sanatıyla gerçekleştiriyor. Ve işte insanın var olma gebeliği, mesuliyet sancılarıyla medeniyetler doğuruyor.

Safî yaşarken değil, ölümünden sonrasında da hayr ile anılmanın imtiyazından yararlanabiliyor insan. İş ki, hasene defterini açık tutabilsin.

Hayatı müreffeh kılacak, yaşamak yolculuğu ölüm ile sonlandıktan sonra da sonsuzluğu yaşayacak olan insan, kalbini ve zihnini ne ile donattı, doldurdu ise öylesi bir hayatı solurken, ruhu ölüm sonrası onunla haşroluyor. Öyleyse insan, kaderi dairesinde cüz’i iradesi gereği yaptığı tercihleriyle dünyasının ve ukbasının yol haritasını çiziyor.

İnsan ancak, kendine sunulanla iktifa edip ram ve razı oldukça sahici okumalar yaparak ibret hanesini zengin kılabiliyor. Meselâ karga ne de çirkin! Fakat ne de güzel uçabiliyor… Kanatları uzakları yürümekten daha yakın kılıyor. Tûtî kuşunun tüyleri ne de renkli ve güzel! Fakat bir kafes içinde, insanların söylediğini tekrar ediyor.

Apaçık belli ki, Hâlîk-î Zülcelal her ne yarattı ise güzellik ile çirkinliği adilâne bir biçimde taksim ediyor. Ah, ki hikmet gözlüğünü kazanmak için gayrete düşelim ve onunla doğru okuma yapabilelim…

İnsan, hayvanların günübirlik yaşantılarından tenzih edilmiş. Kendi fâni evet ama sonsuzlukla müjdelenmiş! İşte bu müjdeye Said Nûrsî, şu sözlerle talip oluyor: “Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahman’a teslim eyledim, gayr istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim. Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim. Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim.”

Bir cennet düşünde saklı, sonsuzluğun tasavvuru… Bir ukba inancında yatıyor dünyayı güzelleştirmenin, güzeli, çirkinden ayırmanın formülü…

Bir cehennem bürokrasisidir belli ki, günah… Hem dünyayı, hem ahireti çilekeş sancılarla donatacak… Şeytanın ve şeytani zihinlerin tuzaklarına, nefsani ihtiraslarına yenik düşmediğinde, hiçliğin kendine bahşedilmiş bir hediye olduğunu anlayacak insan…

O vakit, muhteris değil, mualla bir duruş ile hem dünyanın, hem uhrevi hayatın saadetine talip olabilecek…

İş ki, kulluk makamının idraki nasibimiz olsun!