Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

İslâm bir bütündür -1-

Kâfir ve münafıkların içimize attıkları batıl sözlerden birisi de İslâm’ın işlerine gelmeyen kanun ve hükümlerini bizlere uygulanamaz olarak takdim etmeleridir. Maalesef onların bu propagandaları yıllarca tesirli olmuş, ancak yeni yeni hakîkatler anlaşılmaya başlanmıştır.

İnsan bir kere düşünse ya; kendisini ve âlemleri yaratan Rabbi acaba kulları hakkında cahil olabilir mi? Haşa! Her şeyleri akıl almaz güzellik ve mütenâsiplikte yaratan o yüce Kudret sahibi, insanlar için en uygun emirleri göndermeye muktedir değil midir? Bir mü’min bu soruya hemen “evet” der. Hatta “Bu nasıl soru” diye kızar ama Rabbimizin nice emirleri karşısında bazen duraklar ve “Zamana uymak lazım, şimdi bunlar uygulanamaz ki” der.

İşte bu sözleriyle mü’min Rabbine karşı cehalet isnat etmiş olur ki bu da, kişiyi farkına varmadan küfre götürür. O halde Müslüman akıllı ve ferasetli olmalıdır. Yüce Rabbinin Kur’an’da emrettiği bütün kanun ve hükümlerinin ibadet ve ahlâk şekillerinin hepsinin daima, kıyamete dek geçerli olduğuna bütün kalbiyle inanmalıdır. İman ancak böyle doğru olabilir. Zira İslâm; Allah’ın mükemmel ve en son dinidir. O, kıyamete kadar geçerli olup en güzel hükümleri ihtiva etmiş ve bütün insanlığa gönderilmiştir.

O’nun eşsiz Peygamberi de bütün insanlık için son Peygamber olarak tayin edilmiştir. Mü’min bütün bu hakîkatleri kabul ederek İslâm’ı bütünüyle yaşamalıdır. Yoksa bir takım küfür tuzaklarına kendisini kaptırmış olur ki, Rabbimiz bütün bu yolları nehyederek, ayet-i kerimesinde şöyle haber verir:

-“Onlar Allah’ı bırakıp, Allah’ın kendisine hiçbir delil indirmediği, kendilerinin dahi hakkında bilgi sahibi olmadıkları şeylere tapıyorlar. Zalimlerin hiç (bir) yardımcısı yoktur.”  (22 Hac 71)

Evet, Allah’ın hükmettiğinin haricinde ortaya çıkmış olan her yol batıldır. İnsan hem Müslümanım der ve hem de İslâm’ın haricinde olan şeylere uyacak olursa, kendini helâk etmiş olur. Zira Kur’an bir bütündür. Baştanbaşa Cenab-ı Hakk’ın sözleridir. Allah’ın sözünün üzerine bir söz, kanun ve hüküm olabilir mi? O’nun sözünden bir kısmını kabul edip, bir kısmını reddederek, başka inanç ve sistemlerden de işine gelenleri kabul eden kişi, Allah’a ortak koşmuş olur. Bu, apaçık şirktir. Ne acı! İşte delili:

– “Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine uyun!’ dense: ‘Hayır! Biz babalarımızın inandığı şeylere uyarız’ derler. Şeytan onları alevli ateşin azabına çağırmış olsa da mı (babalarının izinde gidecekler?)” (31 Lokman 21)

İSLÂM’A SALDIRANLAR VE MÜSLÜMANLAR’I KANDIRANLAR

Gerek içimizde ve gerekse dışımızda Kur’an’a ve İslâm’a saldırılar 15 asırdır devam etmektedir. Bunu yapanlar ya kâfir ya da münâfıklardır. Bize en çok zararı olanlar da Müslüman görünüp bizi içimizden yıkan münafık insanlardır. Ne yazık ki pek çok mü’min bunlara kanar. Bu da cehaletten ileri gelir. Kur’an ve Sünnet’ten haberdar olmamak, insanı imanından edebilir. Onun için mübarek Kitabımızı ve Peygamberimiz (s.a.v.) in hadislerini iyi öğrenmeliyiz. Ayrıca dünyevi ilimleri de tahsil etmek suretiyle, dünyada da mü’min olarak en yüksek seviyeye ulaşmamız gerekir. İnşallah genç kardeşlerimiz bu hakikati düşünerek kendilerini iyi yetiştirirler.

Evet kardeşlerim! Nice insanlar vardır ki, ilmî bir dayanağı olmadığı halde, Allah’ın yolunu baltalamaya ve mübarek dinimize korkunç canavarlar misâli saldırmaya devam ederler. Allah (c.c.) onları şöyle haber verir:

– “İnsanlardan öyleleri vardır ki, herhangi bir ilmî delile dayanmadan, ALLAH yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için, boş lâfı satın alır. İşte onlara rüsvay edici bir azap vardır.” (31 Lokman 6)

Hakikaten tarih boyunca böyle olmuş ve bugün de böyle nice insanlar vardır ki, hiç bir ilmî delili ve dayanağı olmadığı halde, sırf içindeki pisliği kusmak için konuşurlar. Allah’ın dinine dil uzatırlar, mü’minleri rencide ederler. Asıl acı olan tarafı da bütün bunlardan sonra, “Biz de Müslümanız” demeleridir.

İnanmadığı halde inanmış görünen bu hain insanların, bütün çabası dünyalık elde etmek, makam ve şana ulaşmak ve İslâm’ın hakim olmasını önlemektir. Hâlbuki şu dünyada ne kadar zulüm ve haksızlık varsa, hepsi kâfir ve münâfıkların eseridir. Ama onlara yine bir müjde var. Ne mi? Tabii ki azap:

– “Ona ayetlerimiz okunduğu zaman sanki bunları işitmemiş, sanki kulaklarında ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak yüz çevirir. Sen de ona acıklı bir azabın müjdesini ver.”(31 Lokman 7)

ALLAH’IN KİTABI KUR’AN VE O’NUN RASÜLÜ’NÜN SÜNNETİ

Müslüman uyanık ve ferasetli olmalıdır. Allah’ın yüce kitabı ve O’nun Rasûlü’nün sözlerinden gayriye kanmamalıdır. Yine bilmelidir ki, Rabbi’nin kitabı bütün çağları içine alan, zaman ve mekâna hükmeden, her şeyin çaresini en güzel şekilde bütün durumlarda bulan bir kitaptır. En büyük “Kurtuluş Reçetesi” dir. O, bütün kanun ve hükümleriyle insanları daima idare etmeye fazlaca yeterlidir. Çünkü O, bütün âlemlerin özü, insanın yaratıcısı olan Allah’ın Kitabı ve hükümleridir.

Bir insan; “İbadet şekilleri, tek Allah inancı, akıl dini oluşu çok güzel ama şu kapanma meselesi olmasa daha iyi değil mi? Çağımızda kapanmaya ihtiyaç mı var?” dese kâfir olur. Yine; “Hırsızlık yapanın elini kesmek gereksiz, akla uymaz” diyecek olsa kâfir olur. Yine “İbadet şeklini, ahlâkî yönünü alalım ama kanun ve hükümlerini almayalım” inancına sahip olsa yine Müslüman olamaz.

Zira İslâm bir bütündür. Bir kısmını alıp, bir kısmını almamak, kesin bir hükmünü inkâr etmek, insanı imansız yapar. O halde Allah’ımızın ayetine kulak verelim:

– “Biz, Kitap’ta insanlara iyice açıkladıktan sonra indirmiş olduğumuz açık delilleri ve doğru yolu gizleyenlere gelince onlar; Allah’ın rahmetinden uzaklaştırdığı kimselerdir. Lânet edebileceklerin hepsi onlara lânet eder.” (2 Bakara 159)

Allah’ımızın yüce Kitabı Kur’an, bütün hakîkatleri apaçık delilleriyle göstermiştir. İnsanların muhtaç olduğu binlerce gerçek ve manâ O’nda mevcuttur. Bu hakîkatleri gizleyerek batıl kanunları uygulayan hainleri, Cenab-ı Hakk ve lânet edebilecek mahlûkların hepsi lânetler. Zira o hainler, Allah’ın Kitabı’ndan yani Şeriatinden dilediklerini alır, dilediklerini atarlar. Rabbimizin yasakladığı şeyleri adeta helâl sayarlar. Zamanla mü’minleri de kendilerine uydurmaya çalışırlar. Şayet Müslüman bir millet, Allah’ın razı olmadığı böyle bir hale gelecek olursa, cezası da şiddetli olacaktır.

Devamı gelecek inşallah…