Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Kayıp medeniyetten arta kalanlar: Aztekler

10 Ağustos 2013 Cumartesi

Kayıp medeniyetin izleri: Aztekler

Güne devrim anıtının çekimi ile başladık. İnşallah bugün hayatımızda da iyiliklerin devrimi olur. Sonra büyük bir parkın ortasında çok estetik yapılmış Morisko anıtını görüntüledik. Üçyüz altmış derece her yönden görülebilen anıt desen ve süsleriyle Endülüs’teki şah eserleri hatırlatıyor. Eser kubbeli bir çadırı andırıyor. Önünde gruplar halinde spor yapan insanlar görüyoruz. Kimisi yoga, kimisi boks yapıyor. Bir grup insanda köpeklerini eğitiyor. Bu köpek eğitimi bana tuhaf geldi daha önce başka bir yerde görmedim. Bir köpek eğiticisi ve onlarca köpeğiyle beraber eğitilen insanlar.

Antropoloji Müzesi’ne gidiyoruz. Önceden iznimiz olmadığı için çekim yapamıyoruz ancak buraya kadar gelmişiz ziyaret edip fotoğraf çekelim istiyoruz. Biletlerimizi alıp müzeye giriyoruz. Müze gerçekten görülmeye değer. Bir avlunun etrafında dikdörtgen şeklinde iki katlı sergi salonlarında Meksika tarihine dair her şey var. Özellikle Mayalar ve Azteklere ait çok sayıda eser sergileniyor. Bu müzeleri görünce “ileri” “geri” gibi kavramlarla toplumların sınıflandırılmasının ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha anlıyorum. Görülecek ve fotoğrafı çekilecek o kadar çok eser var ki. Ama zamanımız kısıtlı.

Azteklerin müzikle direkten inme gösterisi

Müzenin bahçesinde hafta sonu olduğu için oldukça çok insan var. Seyyar satıcıların sayısı da oldukça fazla görünüyor. Biberli meyve satıcıları acı ile tatlıyı bir arada satıyorlar.. Daha önce hiç acı soslu meyve yemedim. Tadı çok farklı, tavsiye ederim. Parkın ortasında uzun bir demir direk var. Altında kırmızı renkli geleneksel elbiseler giymiş Aztekler gösteri hazırlığında. Bizde merakla bekliyoruz. 6-7 adam direğe tırmanıyor. Direğin tepesinde birisi elinde üflemeli bir müzik aleti tam direğin üstünde çalmaya başlıyor. Diğerleri direğin üzerinde bulunan iplere kendilerini bağlıyorlar ve hep beraber kendilerini aşağı salıyorlar. Başları aşağı doğru döne döne müzik eşliğinde iniyorlar. Yere yaklaşınca takla atarak düzelip yere iniyorlar. Grubun başı ile konuştuk, kendisi Voladores de Patantla De la Cruz eyaletinden. Bu yapılan gösterinin dini bir faaliyet olduğunu söyledi.

Meksiko City’nin İstiklal Caddesi: Madero Caddesi

Bu gün Cumartesi caddeler çok kalabalık. Caddelerde insanlardan fırsat bulup yürümek hemen hemen imkânsız. Madero caddesine giriyoruz. Bu cadde trafiğe kapalı bizim İstiklal caddesine benziyor. Yürüyen kalabalıklar iki tarafta dükkânlar… Sokak başlarında gösteri yapan insanlar… Çekim yaparak yürümeyi sürdürüyoruz. Ali bey burada güzel bir balık lokantasının olduğunu söyledi. İkinci kata çıkıyoruz. Bu lokanta sadece balık ürünleri satıyor. Yurt dışında böyle lokantaları seviyorum. Helal yemek için en garantili yerler buraları. Domuz yok, helal kesim sorunu yok. Meksika’ya özgü bir balık yiyorum. Lezzetli bir balık ama adı ne diye sorarsanız hatırlamam mümkün değil. Lokantadan çıkınca cumhurbaşkanlığı sarayının bulunduğu meydana çıkıyoruz. Meydanda onlarca çadırın etrafı polis kaynıyor. Bu çadırlar eylemcilere ait. Meydanın yanında bulunan katedrale giriyoruz. Burası iki kademeli büyük bir ibadet mekânı olarak hizmet veriyor. Katedralin arkasında Aztekler dönemindeki Meksiko City’nin büyük bir maketini yapmışlar. Aztekler döneminde şehir etrafı sularla çevrili bir kentmiş. Sonra İspanyollar Aztek kentini de insanlarını da yok etmişler. Her yer seyyar satıcılarla dolu, aklınıza gelen her şeyi satıyorlar. Bir ara bir koşuşturma başlıyor. Önce anlamakta zorlanıyorum ancak sonra yıllar önce Eminönü’nde zabıtadan kaçan satıcıları hatırladım. Manzara aynı. Şükür yılladır bu manzaralarla karşılaşmıyoruz. Biz unuttuk ama Meksikalılar aynı görüntüleri yaşıyorlar.

Madero Caddesi

Meksika Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve Meksika bayrağı

Cumhurbaşkanlığının önünden geçiyoruz. Taştan yapılmış iki katlı uzun bir bina. Binanın etrafını seyyar satıcılar sarmış. Meydanda cumhurbaşkanını protesto etmek üzere kalabalıklar toplanmış durumda. 120 milyonluk ülkeyi yönetmek zor olsa gerek. Özellikle mafyalaşma almış başını gidiyor. Büyük bir güvenlik sıkıntısı olduğunu herkes söylüyor. Yöneticiler seçim vaatlerinde mafyayı önleyeceğiz sözü veriyorlarmış ancak seçimden sonra sözlerinde duramıyorlarmış. Garip kıyafetli yerlilerde etrafta dolaşıyor. Aniden bir yağmur bastırıyor. Herkes saçaklı binaların altına sığınmaya çalışıyor. Biz de yağmura rağmen koşarak yakında bulunan Holiday İn Otelinin terasında bulunan kafeteryada hem çay içiyoruz hem de cumhurbaşkanı sarayını ve meydanı seyrediyoruz.  Meydanda bulunan dev bir Meksika bayrağının üzerinde yılan yiyen bir kartal var. Bayrak dikey üç renkten oluşuyor: Yeşil, beyaz ve kırmızı. Yeşil umudu, beyaz birliği, kırmızı ise ülkesi için kan dökenlerin kanını ifade etmektedir. Ortadaki beyaz renk üzerinde enteresan resmin hikayesi şöyle: Bir Aztek efsanesine göre bir ermiş Meksikalılara yerleşim için kaktüs üzerine konmuş yılan yiyen kartalı görünce oraya şehrinizi kurun tavsiyesinde bulunmuş. Kartalın kaktüs üzerinde yılan yemesi görülünce Meksiko City şehri oraya kurulmuş. O nedenle bu tablo ülkenin sembolü olarak bayrakta yerini almış.

Meksika Bayrağı

Aztek Ayini

Hava kararınca özel günler için açık havada yapılan özel konserleri görmek üzere yola çıkıyoruz. Kalabalık caddelerin birinden geçerken yolun kenarında müzikli bir gösteri görüyoruz. Kamil “burayı mutlaka çekelim” diyor. Tarihi bir binanın önünde kaldırımda yaklaşık 60 -70 kişilik bir grup geleneksel kıyafetler içinde, geleneksel çalgılar eşliğinde bir gösteri yapıyor. Biz gösteri diyoruz Azteklere göre bu bir dini merasim. Tek tip olmamakla beraber vücutlarının bir kısmı açık. Ayak bileklerinde ses çıkaran bir meyvenin çekirdeğinden ya da bir ağaçtan yapılmış şeklinde ses çıkaran halkalar değişik sesler çıkarıyor. Büyük davullara ayaklardaki hal hallar eşlik ediyor. Törene her yaştan insan katılmış, zor yürümekten olan bir amcadan çocuklara kadar herkes büyük bir huşu içinde ibadet ediyor. Benim bulunduğum tarafta 40-45 yaşlarında bir kadın yanında 10-12 yaşlarında kızlarıyla katılmış. Kadın zaman zaman çocuklara yapılan hareketleri gösteriyor. Çocuklar bu hareketli tabloya zor uyum sağlıyorlar. Hareket zor olunca yüz ifadelerinden adeta bizi kim itti bu işe der gibi bir hisse kapıldıklarını alıyorum. Göstericilerin ortasında değişik kutular içinde tütsüler bulunuyor.  Ayincilerden bazıları bu tütsü kutularının ateşinin sönmemesi için başında bekliyorlar.

Tören bir saatten fazla sürüyor. Davulların olduğu bölgede spor kıyafetli kafasında büyük bir Meksika şapkası bulunan ellili yaşlarda bir adam töreni dikkatli bir şekilde izliyor. İçimden bu şef olmalı diye geçiriyorum. Tören bitince Ali beye şefle görüşelim diyorum. Hatta ona Türk olduğumuzu ve Maya ve Azteklerle akraba olduğumuzu söylemesini belirtiyorum. Ali bey de aynen konuyu aktarıyor. Şefin yüz ifadelerinden çok mutlu olduğunu anlıyorum. “Ben de duymuştum ancak çok bilgim yok” diyor. Maya, Aztek ve Türkler diye bir proje yapmak istediğimizi anlatıyorum. Böyle bir proje olursa severek yardımcı olacaklarını ifade ediyor. Ha unutmadan söyleyeyim şefin adı Ocelocoatl Ramirez Munoz. Yanlarında taşıdıkları bayrakta Azteklerin başkenti Tenochtitlan yazısı dikkatimi çekiyor.

Meksika Cumhurbaşkanlığı Sarayı

Aztek gösterisinden sonra Garibaldi semtinde yerel müzikçilerin misafirlerine yaptıkları ayaküstü konserleri çekiyoruz. Bu gruplara Mirayaçı adı veriliyor. Gösteri mekânına giderken yol boyunca sanatçı kıyafeti giymiş adamların oto stop çektiklerini görüyorum. Bunların Mirayaçıler olduğunu öğreniyorum. Caddelerin kenarları satıcılarla dolup taşıyor. Sarhoşlar, kimsesizler, garip kıyafetli gençler akşamın karanlığında kendi âlemlerinde hayata katılıyorlar. Bu kalabalıkların içinde ibadet yapmak için kaldırımları seçen insanlar beni hüzünlendiriyor. Şef Ramirez’in  “Elimde bunlar kaldı. Giderek yok oluyoruz” ifadeleri tükenmişliği gösteriyor. Bu insanlar öz vatanlarında parya durumundalar. Başkalarının hak ve hukuklarına zarar vermedikçe herkesi inancında serbest bırakmak gerekmez mi?