Son Dakika

Komşularla kültür diplomasisinde neredeyiz? (II)

Diğer bir örnek üzerinden devamla, Bosna-Hersek’teki görevim sırasında bundan iki yıl önce, Türkiye’ye meslek turları kapsamında Uluslararası Saraybosna Üniversitesi organizasyonu ve THY desteğiyle gönderilen Boşnak bürokratların ve öğretim üyelerinin çoğunun, İstanbul hakkındaki izlenimleri guru vericiydi. Adeta büyülenmişlerdi. Birçok Boşnak için, “Türk” imajını aynen Sovyetler örneğinde olduğu gibi, eski Yugoslavya belgesel ve sinema filmlerinden kalan taraflı ve çarpıtılmış görüntüleri üzerinden veya 40 yıl öncesinin sosyo-ekonomik verileriyle hatırladıklarını itiraf ettiler. 

Burada, Türkiye’yi en iyi tanıdığını düşündüğümüz kardeş bir ülkeden bahsediyorum. Balkanların genelinde durum farklı değil. Bir de diğer ülkeleri düşünün…

Dünyanın genelinde ülkemizi bizzat görenleri bir kenara bırakırsak Türkiye’nin Ortadoğu’da az gelişmiş bir Arap ülkesi olduğuna ve Türkler’in hâlâ fes kullandığına dair yaygın bir kanaat var.

Pekiyi, diğer ülkeler neler yapıyorlar? Kamu diplomasisi ve kültürel diplomasiye Türkiye’den çok önce başlayan ülkelerin kültürü bir araç olarak nasıl kullandıklarına birkaç örnek verelim:

Rusya, Orta Asya, Baltık Cumhuriyetleri,  Balkanlar, Türkiye’de ve genel olarak Orta Doğu’da kültürel diplomasi faaliyetlerini Rus dilinin sevdirilip yaygınlaştırılması üzerinden yaparken bu ülkelerle ilişki kurabilmek, kalıcı bağlantı noktaları ve limanlar edinmek için her fırsatı değerlendiriyor.

Çin, nüfus veya askeri gücüne güvenmeksizin Dünyanın her yerinde Çin algısını düzeltmek üzere ciddi kaynaklar aktarıyor. Çin dili, kültürü ve sinemasını bu amaçla seferber etmiş durumda.

Fransız Kültür Merkezleri; Alman Goethe Enstitüleri, İspanya’nın Cervantes Enstitüleri dil öğrenimi üzerinden kültür diplomasisini çok uzun zamandır kullanan profesyonel misyon merkezlerinden.

ABD, bir yandan Hollywood sinema filmleri ve son dönemler moda TV dizileri ile diğer yandan Amerikan Kültür Derneği yoluyla dil ve kültür üzerinden başarılı şekilde faaliyetlerini sürdürüyor. Diğer yandan, ekonomik yardım diplomasisinde USAID kanalıyla işi stratejik olarak bir adım daha öteye taşıyor.

Ülke tanıtımı gerçekten ciddi ve birden çok bileşenli bir alan. Tek iz üzerinden gidildiğinde yapılanlar her zaman eksik kalmaya mahkûm. Bir anlamda algı yönetimini  gerektiriyor. 

Kültürümüzün tanıtılması veya diğer ülkelere ihraç edilmesi son derece değerli ve stratejik. Bundan daha da önemlisi, milli kültürün korunabildiği, yerelin saygı gördüğü istisnai alanları bulup çıkarabilmek ve koruyabilmek. Yani, elinizde taşıyabileceğiniz bir kültürünüzün kalmasında... 

Yazının girişinde bahsettiğimiz ortak yönlerden kaynaklanan avantajları henüz elde fırsat varken tükenmeden kullanılmalıyız. “Avantajlar tükenir mi?” demeyin Evet, zaman içinde tükenebilir.  Hiçbir hal ve konjonktür ilanihaye devam etmiyor. İnsan ömründe hayatın her döneminde aşama aşama değişiklikler olması gibi kıtaların, devletlerin ve milletlerin hayatları da zaman içerisinde değişiyor:

Örnek bir bölge olarak 1990’ların başında Sovyetler Birliği bakiyesi verilebilir.  Dağılma yıllarındaki atmosferden artık geriye eser kalmadı. Yeni ortaya çıkan cumhuriyetler yalnız kalmamak ve ezilmemek için diğer bir kampın içinde yer almak zorunda kaldılar. Rusya, İran, ABD, AB ve hatta Çin bölgede oldukça aktif ve kalıcı limanlar oluşturacak adımlar atıyorlar. Türkiye’de çoğu kez bizden başka gidecek adresleri yok olduğu düşünülen bu ülkeler, diğer ülkelerin yanında varlıklarını sürdürmeye mecbur kalmamalılar.

Aslında yalnızca kamu diplomasisi ve kültür diplomasisi başarılı bir şekilde yapılabilseydi Türkiye, Çin’den Balkanlar’a kadar kültürel yakınlığın bütün avantajlarıyla yepyeni açılımlar yakalayabilirdi. En basitinden Türk dizileri, olumlu ve olumsuz içerikleriyle Lübnan’dan Rusya’ya, Fas’tan Afganistan’a kadar izlenebildiği her yerde beklenmedik etkiler doğuruyor. Fakat bu bölgelerdeki çalışmaların, bölgenin eski hakimi olan Rusya’nın avantajları karşısında son derece yetersiz kaldığını itiraf etmek gerekir.

Bu konuda asırlık tecrübesi olan devletlerin yaptıkları karşısında attığımız adımların yeterli olamadığının farkında olmalıyız. En temel eksikliğin kalıcılık ve süreklilik arz etmeyen kısa vadeli ve spontane adımların bir rutine dönüşmüş olması. Bitmek bilmeyen bir yenilenme ve gayretle açığı kapatmanın yollarını bulmalıyız.

Son dönemlerde Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü sahada oldukça aktif. Yunus Emre Enstitüsü Koordinatörlükleri kısıtlı personel ve kaynakla son üç yıldır yepyeni bir perspektif ve açılım yakaladı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile onun üzerinden Türkiye Kültür Portalı ve Türkiye Turizm Portalı, ülke tanıtımını profesyonelce dünyaya aktarıyor. Ülkenin tanıtımı ile doğrudan görevli olan “Başbakanlık Tanıtma Fonu” da çalışmalarını sürdürüyor. Yine de Türkiye’nin haritada yerini bilmeyen ve algı operasyonlarına maruz kalan milyarlara ulaşmanın her zaman yeni yolları vardır. Bununla birlikte, Türkiye için önemli bir gelir kapısı olan Turizmin önüne geçen başka bir öncelik daha var ve Türkiye, “güvensiz ülke” kara propagandasını kırmanın yollarını bulmak zorunda. 

Ne Çin’in nüfus gücüne, ne de ABD’nin ekonomik, askeri ve medya gücüne ne de Almanya organizasyon gücüne sahip olmayabilirsiniz. Fakat coğrafyanın avantajlarını, büyük cümlelerle ifade edilen söylemden eyleme/kuvveden fiile geçirmenin doğru yolu kamu ve kültür diplomasisidir.

Dağıstanlı filozof Rasul Hamzat’ın aktardığı gibi “küçük milletlere büyük silahlar değil, büyük dostluklar” ve stratejiler gerekiyor.

Yorumlar

Yazara ait diğer yazılar