Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Kültür Diplomasisi

Emekli Büyükelçi Prof. Dr. Kenan Gürsoy Kültür Konseyi Derneği’nin Boğaziçi Sohbetleri kapsamında Kültür ve Diplomasi konulu bir konuşma yaptı. Ülkemizin önemli münevverlerinden felsefeci Gürsoy 4 yıl boyunca Türkiye’nin Vatikan Büyükelçiliği’ni yaptı. Büyükelçiliği sırasında Roma’da düzenledikleri kültürel etkinliklere en üst düzeyde katılımlar olduğunu belirtti. Hilye-i Şerif sergisinde bir kardinalin bir hat karşında durarak derin düşüncelere daldığını anlattı.

Kenan hoca şahsiyetli kültürün yumuşak güç olarak diplomaside önemli bir yer tutmasının gerektiğinin altını çizdi. Yurt dışında diplomatların büyük bir usul içerisinde davranış itibariyle Osmanlı geleneğini sürdürdüklerini ancak medeniyet değerleriyle mücehhez olma konusunda ciddi eksiklikleri olduğunu belirtti. 

Gürsoy, felsefi kimliğiyle diplomasiyi, felsefeyi, ahlakı ve erdemleri mecz ederek bir değerlendirmede bulundu. Değerlere dayalı bir diplomasinin önemine vurgu yaptı. Bu manada, tevhid ve adalet konularındaki ilkemizin diplomasi içinde mihenk taşı olması gerektiğini belirtti. Bizim İla-i kelimetullah yaklaşımımızın içinde bölücülük olmadığını herkesin kendi olarak kalabildiği bir birliktelik içerdiğini anlattı. 

Keşke bütün diplomatlar Kenan hoca gibi olsalar… Ne yazık ki  ülkemizin diplomatlarının büyük çoğunluğunun uzun yıllar değerlerimizi hiç dikkate almadan ülkeyi temsil ettiklerini biliyoruz. Kenan Hoca’nın bahsettiği tevhid ve adalet ilkesi ışığında İla-i kelimetullah endişesi diplomatların ekseriyetinin hiç gündeminde olmadı. Diplomatlar ne eğitim döneminde ne de daha sonrasında böyle bir devlet yaklaşımıyla karşılaşmadılar. Değerlere, erdemlere dayalı görev yapanlar ya kızak görevlere kaydırıldılar ya da görevlerine son verildi. 
 
İşim ve farklı görevlerim gereği değişik zamanlarda çok sayıda ülkede diplomatlarımızla bir araya gelme fırsatı buldum. Son yıllarda gerçekten büyük bir gayret içinde olan büyükelçiler, konsoloslar, ticaret ve kültür ataşeleriyle toplumun tüm kesimlerinin bir araya geldiği güzel işbirliklerine şahit oldum.  Ancak dağarcığımda çok sayıda olumsuz örnek de var ne yazık ki. Bunlardan sadece bir tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Vietnam’da iş konseyi toplantısına işadamlarıyla katılım sağlamıştık. Heyetin başkanlığını bir bakanımız yapıyordu. Vietnamlılar denizden  büyük kayaların çıktığı turistik bir adada heyetimizi yemeğe davet ettiler. Yemek adada olunca doğal olarak aklımıza balık yiyeceğimiz geldi. Önden yapılan yiyeceklerden şüphelenen arkadaşım mutfağa giderek kontrol yaptı. Hızlı bir şekilde gelerek yenecek yemeğin “malum hayvandan” olduğunu hatırlatarak uyarıda bulundu.  Masada buz kesti ve herkes yemeği bıraktı. Masada bulunan Vietnamlılar çok şaşırmışlardı. Diplomatik kriz izah edilerek konu suhuletle çözüldü.

Aynı günün akşamı Vietnamlılar heyetimize bir gösteri programı hazırlamışlardı. Ben de büyük elçimizle aynı masaya düştüm. Büyükelçi öğle yemeğinde yaşanan olayı kastederek Türk insanın Suudilere benzediğini ifade etti. Artık dayanamayarak büyükelçiye “Gelen heyetin Türk ve Müslüman olduğunu, üstelik sayın bakanın tesettürlü eşinin de orada olduğunu bu yaptığının bir skandal olduğunu ifade ettim.” Tartışmamız epeyce uzadı… Sonunda orta yaşın üzerinde elçimiz kendisinin de Müslüman olduğunu, dindar bir aileden geldiğini anlatmaya başladı. Ben de, ülkemizden  çok uzak kaldığı için değerlerini unuttuğunu hatırlattım. 

Çok şükür değerlere bağlı diplomatların sayısı giderek artıyor. Bizim kültür ve medeniyetimizin kuşatıcılığına dünyanın ihtiyacı var. Yeter ki elimizdeki kıymetli hazineyi ve emaneti insanlıkla paylaşmasını bilelim. Kültür diplomasisi bunun en iyi yoludur.