Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Küresel güçlerin Türkiye’yi çevreleme stratejisi

Türkiye’nin çevrelenmeye çalışılması bugünün meselesi olmadığı gibi, yarının meselesi de olmayacak. Nasıl ki 1918’de Ermenistan kurularak Zengesur koridoruyla Türkiye’nin Türk Dünyasıyla bağlantısı koparıldıysa, o tarihten bu yana çevreleme süreci devam ediyor. Ege’deki Yunan adalarının durumuna bakılacak olursa, ABD ve AB kontrolündeki Yunanistan’la kalıcı dostluk kurabilmenin oldukça zor olduğu daha kolay anlaşılabilir. Elbette bu çevreleme stratejisi kapsamında güneyimizde yer alan Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve Suriye-Irak hattını da düşünmek lazım. Irak’ın Kuzeyinde 1991’de özerk yönetim ilan ettirilerek süreçte bir adım daha atıldı. Şimdi sıra Suriye’de PYD/PKK üzerinden ikinci bir Ermenistan benzeri suni yapı oluşturarak halkayı tamamlamak, böylece yüz yıl önce Türk dünyasıyla bağlantısı kesilen Türkiye’nin Ortadoğu ile de bağlantısı koparılarak stratejik çevrelemede önemli bir aşamaya gelinmiş olacak.

Bu haftaki önemli gelişmelere bakacak olursak, GKRY’nin üyesi olmadığı halde 3 Mayıs’ta Belçika’da yapılan NATO’nun devir teslim törenine davet edilmesi, Doğu Akdeniz’de planlanan sinsi oyuna dair önemli bir işaret sayılabilir. Zira ABD’nin dün Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de sondaj yapmasından endişe duyduğunu açıklaması bu ihtimali daha da güçlendiriyor. Yunanistan’ın bir süredir savunma bütçesinin kendi dışındaki kaynaklardan arttırılması, yeni silah ve savunma teknolojilerinin özellikle ABD ve Avrupa üzerinden bu ülkeye aktarılmaya başlanması Türkiye’yi çevrelemede yeni bir kilometre taşının döşenmek istendiğini gösterir nitelikte. Biraz daha güneyimize gelecek olursak, özellikle Hakkâri sınır hattında askerlerimize yönelik saldırılarla Azez-Tel Rifat hattında TSK’ya yönelik saldırılar neredeyse hep aynı zamanlarda gerçekleştirildi. Ve yine son dönemlerde tam da S400’lerin Türkiye’ye gelmesinden hemen önce içeride ve dışarıdaki terör saldırılarındaki artış dikkatlerden kaçmamalıdır. Bu tür hain saldırıların önümüzdeki günlerde de devam etmesi muhtemel görünüyor. Elbette en üst düzeyde bunların karşılıkları veriliyor ve verilecekte, fakat görmemiz gereken en önemli şey bütün tehdit unsurlarının aynı zamanda harekete geçirilmiş olması ve her geçen gün bunlara yenilerinin eklenmeye çalışılması.

Bu kapsamda Türkiye’nin çevrelenmesine daha geniş boyuttan da bakmak gerekir. Bakınız ABD’den dün yapılan açıklamada İran’a yönelik olarak bir uçak gemisi ile birkaç savaş gemisinin Basra’ya doğru yola çıktığı bildirildi. Diğer önemli gelişme ise aynı gün Trump’ın Çin ürünlerine uygulanan yüzde onluk verginin yüzde yirmi beşe çıkarıldığını açıklaması oldu. Sonuçta nihai hedefi Çin olan İran’a yönelik operasyona hazırlanılıyor. Ve her geçen gün bu operasyonel süreçlerin konvansiyonel çatışmalar şekline dönüşebilme potansiyeli artıyor. ABD’nin Çin ile ticaret üzerinden uzlaşabilmesi çok zor. Zira Çin’in oluşturduğu ekonomik baskının küresel sistemdeki sosyal yapıları ve doğal olarak siyasal sistemleri değiştirme potansiyelini ABD’nin uzlaşı zemininde çözebilmesi artık çok mümkün değil. Dolayısıyla Körfez’in dizaynından sonra nihai hedefte Çin olmakla birlikte yürütülmesi planlanan operasyonel kadrajda, Türkiye ve Rusya’nın da olduğunu görmek lazım. Şu an Doğu Akdeniz merkezli ve Türkiye’yi de çevreleme amaçlı küresel hareketlenme başlatılmak üzere. Önümüzdeki 20 yıl içinde başta Ortadoğu olmak üzere pek çok ülke sınırının değişecek olma ihtimalinden söz edildiği bir döneme giriyoruz. Bu süreçten ülkemizin güçlü bir şekilde çıkabilmesi için, derhal orta ve yüksek irtifa hava savunma sistemini kurması, başta Doğu Akdeniz olmak üzere enerji bulması, Suriye-Irak hattında PYD/PKK’yı etkisizleştirerek, teröristleri sınırlarımızdan öteye sürmesi gerekmektedir. Tabi içeride her şeyden önce Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin daha aktif hale getirilmesi, kurullar, komisyonlar, komitelerden arınmayı sağlayacak ve bürokrasiyi azaltacak görev tipi teşkilatlanmalara yönelinmesi önem arz etmektedir. Böylece güvenlikten ekonomiye her alanda proaktif davranabilen kurumsallaşmış yapılarla sürecin sistem odaklı ve süratli bir şekilde yönetilebilmesinin de önü açılabilir.