Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Latin Amerika’da Osmanlı izleri: El Turko-8

Dualibi Aile Müzesi-Sao Paolu

25 Temmuz 2013 Perşembe

El Turkolar’ın birinci kuşakları can derdinde ikinci kuşakları tutunma derdinde iken üçüncü ve dördüncü kuşaklar daha öz güvenli bir şekilde hayata katılıyorlar. Bu nesilden çok sayıda başarı hikâyesi ortaya çıkmış. Çok sayıda başarılı işadamları, yöneticiler var. Bunlardan bir tanesi de Dualibi ailesi. Bu geniş aile Güney Amerika’nın birçok ülkesine dağılmış durumda.

Robert Dualibi dağılan ailenin arşivini tutmak amacıyla bir aile müzesi kurmuş. Dualibi Müzesi’ni çekmek üzere şehrin mutena semtlerinden birine gidiyoruz. Dubaili ismini taşıyan bir binanın bir dairesi Robert Dualibi tarafından Lübnan’dan göç edeni ailenin müzesi haline getirilmiş. Bizi müzenin müdiresi ve asistan Denise Hanım karşılıyor. Denise uzun zamandır bu müzenin sorumlusu. Müze bir daire olmakla beraber çok güzel düzenlenmiş; haritalar, fotoğraflar, kıyafetler, eşyalar her şey toplanmış. Denise Hanım müzeyi ve içindekileri konusunda oldukça detaylı bilgiye sahip.

Roberto Dualibi randevu vermediği için çekimlerimize Denise hanımla devam ediyoruz. Çekimler bitmek üzere iken yaşlı ancak dinç bir beyefendi geliyor. Bize hoş geldiniz diyor. Kendisini Roberto Dualibi olduğunu söylüyor. Körün istediği bir göz Mevla veriyor iki göz. Roberto Bey’i gökte ararken karşımızda buluyoruz. Çekim teklifimizi yeniliyoruz oda kabul ediyor. Konuşmaya başlarken biraz tereddüt ediyor, sanıyorum şöyle düşündü bu Türkler niye geldi? Böylece ailenin ve müzenin hikâyesini birinci ağızdan dinlemiş oluyoruz. Müzenin pencerelerinden çevre güzel görünüyor. Bu fırsatı da değerlendiriyor, çevreyi de çekiyoruz.

Santa Amaro Camii

Müzeden ayrıldıktan sonra Santa Amaro Camii’ne gidiyoruz. Cami yoksul bir semtin kenarında iki minareli, geniş bahçeli tek kubbeli bir yapı olarak bu kenar mahallede kendini gösteriyor. Namaz saatleri dışındaki bir zamanda gittiğimiz için ortalıkta kimsecikler yok. Caminin içine giriyoruz birkaç adam bir köşede Kur’an okumakla meşguller. Onlara selam veriyor ve çekimlerimize devam ediyoruz. Çekim bittikten sonra merak edip soruyorlar; ben de anlatıyorum. Birazcık şaşırıyorlar. Kendilerinin tebliğ cemaatinden mi olduklarını sorunca birazcık heyecanlanıyor. Dünyanın farklı yerlerinde bu Hint ve Pakistan merkezli Müslümanlarını birilerine İstanbul’u soruyorlar. İstanbul’da da çalıştıklarını ifade ediyorlar.

Arap Kültür Merkezi

Arap Kültür Enstitüsünde randevumuz var. Ancak merkezi bulmak oldukça zor oluyor. Sabastian merkezdeki görevlilerden sürekli tarif alıyor. Sonunda merkezin kapısında heyecanlı bir hanım bizi karşılıyor. Bu hanım merkezin genel sekreteri Heloisa Abreu Dib Julie. Çok heyecanlı yıllardır görmediği akrabaları gibi bizi karşılıyor. Kendisinin de Suriye’nin Humus Kenti’nden gelen bir ailenin çocuğu olduğunu belirtiyor. Ailesinin şeceresini çıkarmış onları bize gösteriyor. Böylece Suriyelilerin özellikle Humus’luların büyük bir topluluk oluşturduğunu öğreniyoruz. Fotoğraflar arasında Suriye Devlet Başkanı Beşer Esed ve hanımının merkezi ziyaret görüntüleri de var. Heloisa hanım konuyu sahipleniyor. Akşam için bize çekimler ayarlıyor. Enstitünün iki tarafından şehir çok iyi görünüyor. Güneş batmak üzere bu fırsatı da değerlendiriyor güneş batışı ve sonrasını görüntülüyoruz. Merkez ana caddelerin birinin üzerinde, şehrin bir kısmına hâkim bir konumda. İftar saati geliyor. Binanın alt katında bulunan kafeteryada yapılan sandviçlerle orucumuzu açıyoruz. Sonra yazar ve psikolog olduğunu öğrendiğimiz Claude Faht Haccer hanımla röportaja gidiyoruz. Bizi stüdyo gibi bir mekânda karşılıyor. Bir gösteri hazırlığı yapıyorlar. Hacer hanım bir sunum yapacak göçle ilgili. Bir ufak broşür hazırlamışlar kapağında yanında dolaşan genç bayanın fotoğrafı var. Afişe bakarak, biz tiyatral bir gösteri olduğunu düşünüyoruz. Hacer uzun bir sunumla göç hikâyesini anlatıyor. Biz bitirdik gidiyoruz derken gösterinin provasını da izlememizi istiyor. Afişteki bayan bir açılış konuşması yapıyor sonra Hacer Hanım slaytlar eşliğinde sunumunu yapıyor. Biraz uzun mekân soğuk ama yapacak bir şey yok… O sırada birkaç hanım daha geliyor. Birisi ticaret odasının kültür müdürü olduğunu ve kendisinin de Antakyalı olduğunu söylüyor. Antakyalı olduğunu öğrenince sanki bir memleketli muhabbeti doğuyor. Onu da konuşturuyoruz. Silvia Alice Antibas hanıma Antakya ile ilgili filmler yaptığımızı ona gönderebileceğimizi söylüyoruz çok seviniyor. Sonra Antakya ilgili yatığımız belgeselleri kendisine gönderdik.

Vakit oldukça geç oluyor. Soğuk stüdyoda insanların sıcaklığı bize yetiyor. Havalar çok soğuk olmamakla beraber kış mevsimi geceler soğuk oluyor, üstelik ısıtma sistemi yok.

26 Temmuz 2013 Cuma

Halepli Yönetmen Octovia Cury

Heloisa’nın randevu aldığı film yönetmeni Otovia Cury ile görüşmeye gidiyoruz. Kendisi Suriye asıllı. Göçle ilgili iki film yapmış ödüller almış bir yönetmen. Filmin birisinde ailesinin hikâyesini anlatıyor. Halep’te bulduğu ve ailesini anlatan bir kitaptan yola çıkarak hikâyeyi anlatmış. Diğer filmde genel göçü işlemiş. Cosmopolis, Costantino… Filmlerin birer kopyalarını vererek kullanabileceğimizi söylüyor.

Sao Paolu’nun en eski ve büyük hastanesi Suriye -Lübnan Hastanesini çekmek istiyoruz. Ancak izin alamıyoruz. Daha doğrusu haber vereceğiz diyorlar ancak bir cevap çıkmıyor. Bizde dışarıdan çekimler yapıyoruz. Hava yağmurlu ve kapalı… Sao Paolu’nun metrobüslerini de görüntülüyoruz. Sao Paolu trafik karmaşası itibariyle İstanbul’a benziyor.

Şii camiinde cuma namazı

Bugün günlerden Cuma. Cuma namazı kılıp Müslümanlar’la sohbet etmek istiyoruz.

Tarif edilen Brezilya Camii’ne gidiyoruz. İki minareli bir camii stili, Şii usulü; Necef, Kerbela havası var. Ancak Şii camii olacağı aklımıza gelmiyor. Abdest alıp camiye girince imamın kıyafetinden camideki dekorasyondan buranın Şii camii olduğu kesinlik kazanıyor. Nasipte Şii camiinde cuma kılmak varmış.

Namazdan önce güzel bir Arapçayla bir hatip vaaz ediyor. Bir iki ufak farkla namazı kılıyoruz. Sonra hocadan görüş almak istiyoruz. Ancak hoca yanında bulunan siyah cübbeli ve sarıklı genç adamı işaret ederek ısrarla onun konuşmasını istiyor. Bu şahıs Brezilya asıllı Rodrigo Celal sonradan Müslüman olmuş ve dini lider havası var. Brezilya Müslümanları hakkında bilgi veriyor.

Namazdan sonra Sao Paolu’nun en yüksek binalarından Brezilya Bankasının genel merkezinin en üst katından şehrin görüntülerini çekiyoruz. Bu binanın terası 360 derece şehri görmek için dizayn edilmiş. Zenci görevli bizimle yakından ilgileniyor. Sabastian bu adama bir bahşiş vermemiz gerektiğini söylüyor. Bizde öyle yapıyoruz, çok mutlu oluyor. Bu ülkelerde bahşiş çok yaygın. Her yerde bahşiş var. Hatta lokantalarda yüzde 10 veya 15 rakamını kendiniz yazıyorsunuz ve faturaya ekleniyor. Sao Paolu gerçekten büyük bir metropol. Merkezde bulunan çok katlı binaların yanı sıra çok sayıda gecekondu mahallesine de sahip.

Brezilya Bankasının olduğu yer çok kalabalık her çeşit insan yoğun bir şekilde hareket ediyor.

Ortodoks Kilisesi’nde Papaz İbrahim

Sonra cevap beklediğimiz Ortodoks Kilisesinden çekim izni geliyor. Brezilyalı Fahri danışmanımız Heloisa görev başında, izni o almış. Kilisede peder İbrahim’le konuşun o size izin verecek. Park yeri sorun olduğu için Sabastian arabada kalıyor. Sao Paolu’da trafik ve park İstanbul gibi sorunlu. Ancak park işini binaların altını park yaparak çözmüşler. Trafiği de çok sayıda yol yaparak çözmeye çalışmışlar. Papazla konuşmak bana düşüyor. Buralarda ikinci dil konuşmak sorun tıpkı bizim ülkemizdeki gibi ancak din adamlarının çoğu iki veya üçüncü bir dili konuşabiliyor. Peder İbrahim’le İngilizce anlaşıyoruz. Çekim yapabileceğimizi söylüyor. Kilisede çekim yapıyoruz ancak kendisi ortalıkta gözükmüyor. Ortodoks kiliseleri çok süslü olmaz ancak bu kilise fazlasıyla süslenmiş.

Akşam Brezilya Arap Ticaret odası başkanıyla röportajımız var. Michel Abdo Alaby Bey Suriye asıllı. Odayı bulmakta biraz zorlanıyoruz. Oda meşhur Paulista Caddesi’nde. Sonunda yüksek binaların birinin üst katlarında ticaret odasını buluyoruz. Bizi başkanın odasına alıyorlar. Rahat tavırlı, serbest kıyafetli bir yaşlı amca geliyor. Pek başkana benzemiyor ama. Hoş beşten sonra hemen konuya giriyor. Önce Türkiye ve Ortadoğu’dan bahsediyor. Bugünlerde İstanbul ve Kapadokya’nın Brezilya’da çok meşhur olduğunu söylüyor. Önce anlayamıyoruz. Sonra izah ediyor bir Brezilya dizisi buralarda çekiliyormuş ve çok meşhurmuş. Bu ve benzeri yorumları farklı yerlerde duyduk.

Sao Paolu,15 milyon nüfusuyla, karmaşık insan ve araç trafiğiyle İstanbul’a benziyor. Sokakta karşılaştığınız insanların birçoğunun Osmanlı coğrafyasıyla bağlantısı var.

Latin Amerika’da Osmanlı izleri: El Turko-7