Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Manifesto değil beyanname!

AK Parti, 31 Mart 2019’da yapılacak Mahalli İdareler Seçimleri öncesi ‘Yerel Seçim Manifestosu’nu 19 Şubat’ta açıklayacak.

Eskiden seçim öncesi manifesto değil, ‘Beyannameler’ açıklanırdı.

Nereden çıktı şimdi bu Manifesto modası?

Bu manifesto modası, kanaatim odur ki reklam şirketlerinin icadı.

Ve fakat AK Parti’nin yeni reklam şirketi sahibi imam hatip kökenli, babası Milli Görüşçü olmasına rağmen neden Türkçe’yi yaşatmak yerine yabancı dil muhasarasında reklamcılık yapıyor.

Ajansın internet sitesini inceledim;

“Bilhassa reklam işi yapan bir nevi şahsına münhasır kreatif Ajans” olarak tanıtıyor kendini.

Kreatif nedir; yaratıcı…

“Kreatif çözümlerimizle, genç ve dinamik kadromuzla markanızı, ürününüzü kalabalıktan bir adım öteye taşımak için hazırız…”

Neye hazırmış; yaratıcı çözümlerle kalabalıktan bir adım öteye…

Cumhurbaşkanı Erdoğan, inovasyon ile alakalı bir toplantıda, “İnovasyon insanlık tarihiyle eşittir desek yeridir. İnancımız açısından mükemmel olan sadece yaratıcıdır. İnsanın mücadelesi ona yaklaşabilme mücadeledir. Yaratmak Allah’a mahsustur” demişti.

Çok çabuk unutulmuş ki, AK Parti’nin reklam işleri böyle savruk ve uyduruk bir dille reklamcılık yapan ajansa ihale edilmiş.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir keresinde de “Biz arenalara karşıyız ve bakana da talimatı verdim, arena isimlerini stadyumlardan kaldıracağız. Ne demek arena? Bizim dilimizde böyle bir şey yok. Açın arena kavramına, manası, anlamı nedir ona bakın. Öyleyse böyle bir şey olamaz” demişti.

Erdoğan’ın bu sözlerinden tam bir sene önce ben de mevzu bahis bakana şöyle seslenmiştim:

“AK Parti iktidarıyla birlikte hizmete açılan spor tesislerine, stadyumlara sponsor isimlerinin hemen yanında ‘Arena’ ismini vermek moda ve kötü bir alışkanlık haline geldi. Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, Arena’nın Orta Çağ Avrupası Engizisyon Mahkemeleri’nin gelenekselleşmiş bir işkence türü ve merkezi olduğunu bilse bu ismi vermekten imtina eder miydi merak ediyoruz?”

Fakat beni dinleyen kim?

Bir sene sonra Reis, “Biz arenalara karşıyız ve bakana da talimatı verdim, arena isimlerini stadyumlardan kaldıracağız” der demez tabelalar paldır küldür indirilmeye başladı.

İnisiyatif alamayan, talimatla iş yapmayı alışkanlık haline getirmiş bakanlarımızı vardı.

Hâlâ da vardır…

Reklamcılık, geniş sahalara hitap edebilme gücünü sadece para kazanmak için değil, hiç olmazsa sahibi imam hatip menşeili olanların eliyle Türk kültürüyle beraber Türkçeyi de zenginleştirme vazifesine hizmet etmeli değil midir?

Ve AK Parti, reklam gücüyle güzel Türkçemizi tahrip eden reklamcılarla çalışmak yerine her sahada güzel Türkçemizi koruyup kollayacak, geliştirip zenginleştirecek tedbirler geliştirilmeli değil midir?

Anlayamadığım bir şey daha var, o da şu:

Türkçe’yi muhafaza etmek hususunda milliyetçi, muhafazakâr, mukaddesatçılar ve muhafazakâr demokratlar neden sürekli sınıfta kalıyorlar?

Kur’an’a yakın olduklarını iddia edenler dilimizi neden Kur’an’dan uzaklaştırma hususunda ısrarcı oluyorlar?