Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Marka ahlakçılarının insanlık onuru fetişizmi

Yazarken bile hafakanlar basıyor: Çocuk tacizi/tecavüzü, ensest ilişkiler, eşcinsel sapkınlıklar… Bunların hepsi toplumlardan bıçak gibi kesilmesi gereken ahlaksızlıklardır. Birini birine tercih edecek değiliz fakat vicdan ve insanlık haysiyeti çapında bu adiliklerin en dayanılmazı, en iğrenci, en çukuru da; çocuğa yönelik fiziksel, cinsel şiddettir. Ne kadar öfkelensek ne kadar duyar göstersek yeterli olamaz.

Bu husustaki kanunlar da malumunuz, nitelikli değil. Yetersiz. Eğer bir toplumu mutlak doğru yol üzere eğitecek yerleşik bir sisteminiz yoksa bu soruna keskin kanunlarla çözüm üretmeniz gerekir. Dünyanın her yerinde, beşeriyet şuurundan nasibini almış herkes, dini temellere dayansın dayanmasın; bu tip durumlarda ‘’kısasa kısas’’ formülünün uygulanmasını ister. Bu, tabii bir insanlık refleksidir.

Siyasete, koltuğa tapınmayan, ikiyüzlü olmayan, samimiyetten hissedar her vatandaşımız da kuşkusuz kısas ve akabinde idam taraftarı. Ben, işin idam kısmının halka açık olması gerektiğini de düşünenlerdenim. Göz boyayıcı insan hakları safsatalarına karnım tok. İnsan fıtratının icap ettiği üzere kamuoyu nizamının ancak bu şekilde sağlanabileceği kanaatindeyim.

Fakat şunu da atlamayalım:

Ahlaksızlıkla mücadele etmemizin önüne sağlam bariyerler çeken marka ahlakçılarıyla aynı havayı soluyoruz. Her yerdeler. Meclis, okul, ev, işyeri… Lafa gelince en büyük ahlak bekçileri oluyorlar. Çözüme gelince tekebbürle süslü yobazlıklarından ödün veremiyorlar. Dünya tarihi bize gösteriyor ki mezkûr iğrençliklerin en az yaşandığı yerler; İslam kanunlarının hak biçimde uygulandığı memleketlerdir. Gel gelelim, bu hümanist kılıklı, sözde münevver iptidai budalalar, çözüm girişimlerinin niteliğine değil kökenine önem veriyorlar.

Bugün, kuşkusuz İslam şeriatıyle yönetilmiyoruz. Devlet ricalinin, konumuz bağlamında sunduğu ceza önerilerinin de şeriatla ilgisi yok. Ama halkın ekseriyetle birlik olup onay verdiği, dört gözle beklediği teklifler… İşbu çirkinlikleri baltalayacak türden, kendi çapında önemli atılımlar… Yine karşı çıkıyorlar.

Zira bunların alıp veremediği tek mukaddes; din-i mübin değil. Devlete, devlet kanalıyla millete de düşmanlar.

Meseleyi parti planına çekmek istemiyorum ama çıkıp CHP vekili bir kadın, çocuk tecavüzcüsü şerefsizlere yönelik idam ve kimyasal hadım cezası önerilerine, ‘’insan haklarına ve insanlık onuruna aykırıdır’’ görüşüyle karşı çıkabiliyor. Üstelik yığınla destekçi de buluyor.

Cümlesini kurarken dahi gerildiğim bir eylemi yapan sapıkların, suçluların; hüküm giydikten sonra devletin namusu olduklarını, onların insanlık onuruna zarar verilmemesi gerektiğini savunuyorlar. İhanetin cezalandırılmasına da aynı mantıkla kalkan çekenler bunlar değil mi? Muhaliflik bu kadar kalitesiz, bu kadar seviyesiz olmamalı. Koltuk, tapınılacak bir eşya değildir. Siyaset, ucuz duyarlarla prim umulacak bir müessese değildir.

Kurumsala ya da kişisele inmek değil derdim. Bir zihniyet felaketinden söz ediyorum. Böyle aşağılık, böyle çirkin bir düşünce tarzı olabilir mi? Hangi insanlık onurundan söz ediyorsunuz? Onuru olmayan hayvandan aşağı varlıkların insanlık onurunu gözetmek adalet midir?

Siyaset mezesi bile olamaz dedikleri bütün mevzuları siyasetin ana yemeği yapıyorlar. Ahlaksızlıkları dillendirirken kimden zuhur ettiğine dikkat edip, ona göre eleştiriyorlar. Sunulan çözüm önerilerine, menşeine bakıp ona göre önem atfediyorlar. Onursuzluğa, ahlaksızlığa, sapkınlığa değil, hakka ve halka muhalifler.

Şahsım adına çocukların o tertemiz hayatlarını kirli elleriyle pisliğe boğan necis tipler kadar, ahlak sinyalleri ideolojiye göre yanıp sönen marka ahlakçısı, etiket duyarcısı tiplerden de iğreniyorum.