Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Mezbaha, uzun bacaklılar ve 28 Şubat yobazları

28 Şubat Türkiye’si, milletimizi has kıvamına getiren üstün şuurun, birey ve toplum çapında pafta pafta doğrandığı ucube bir mezbahadır. Medyası, ordusu, dış güdümlü baskın siyasetçileri vesaire 28 Şubat mezaliminde parmağı olan kim varsa; bu mezbahanın yevmiyeli birer kasabıdır.

28 Şubat; milletçe nasıl düşüneceğimizin, neye inanacağımızın, kimden nefret edeceğimizin rotasını; gayri millî karar odaklarının keyfine göre belirleme girişimidir.

Haydutluktur. Eşkıyalıktır. Zulümdür. Diktanın dik âlâsıdır.

Cihana nizam kurmayı ve hakikati dünyanın her karışına yaymayı vazife bellemiş yüzlerce yıllık asil bir medeniyet geleneğini reddedip; bir asır önce uzun bacaklı, eli uzun gâvurların bu topraklara ektiği sözde yerli ‘’kurulu düzeni’’, gerçek bir kuruluş ve kurtuluş ilan ederek sorgulamaya bile kapalı tutan put müptelalarının, kanunla korunmaya muhtaç ikonlarını vahşice koruma refleksidir.

Üstelik bu bahaneyle; bankaları, devlet hazinesini hortumlayanların üzerine bir masumiyet perdesi çekilmiştir!

Önce bunları kabul edelim.

Sonra, 28 Şubat’ın öncesinde ve sonrasında, aslında hiç değişmeyen tiplemelerin tomografisini çekelim:

Bunlar ağızlarından istiklâli, fikir hürriyetini, istibdatçı düzenin fenalıklarını falan düşürmezler. Postal kokularıyla sarhoş olup, özgürlük naraları atarlar. Bunların özgürlük dediği, kendi hastalıklı zihniyetlerine köle olmaktır. Bu abesliğe biat eden herkes özgürdür.

İtirazı olan ikna odalarına alınır, üniversite kapılarında cop yer, hapse tıkılır, işkence görür, idam hükmü giyer, olmadı çeşit çeşit ecel bahaneleriyle katledilir. Hırsları da bitmez bunların. “Bin yıl sürecek!” derler misâl, bu karanlığa.

Politikacısı da aynıdır bunların gazetecisi de. Biri sözle, icraatla alan açar bu zulme; biri kalemle, mürekkeple… Özgürlük fantezileri ordudaki yüksek rütbelilerin “höt” dediği anda biter ama. Karargâh güçlüyse, vesayetçiler ya da düpedüz hainler kuşattıysa mesela orduyu; “el koyuyorum’’ der siyasete. “Mürekkebin rengini ben belirliyorum’’ der. Topyekûn kafalarını eğer bunlar da. Politikacı da yalar postal tabanını, medya amelesi de…

Yıllar sonra dahi, en ufak fırsatta “Karargâh rahatsız” çığlıkları atmaktan geri durmazlar örneğin. Hâlâ ümitleri vardır. Zihin aynı zihindir çünkü. Yalnız isimler değişir.

İnsana (hâşâ) kulluk etmekten rahatsız olmazlar hiçbir zaman. Ama Hakk’a kulluk edene gerici yaftası vururlar. Ümmete, millete, devlete hizmet etmek, bu uğurda emek sarf etmek; kendi menfaatlerine uymuyorsa hiçbir anlam taşımaz bunlar için.

Haçlı ve Siyonist ittifakın, stratejik biçimde devlet-toplum kimliğimize zımbaladığı “kurulu düzene’’ laiklik derler utanmadan. Kötü veya çok kötü ne yaptılarsa; laiklik, çağdaşlık için yaptıklarını söylerler. Kurtuluş reçetesi olarak gördükleri laikliğin; aslında laik olmayan sömürgeci canavarların, cevherini emmek istedikleri memleketler için uydurduğu bir uyuşturucu olduğunu idrak edemezler. Kasten etmezler ya da.

Ve bugün, imkânları olsa, yine aynı rezaleti yaşatırlar millete. Yine ‘’ülkeyi kaostan çıkardık’’ imajıyla süslerler pespayeliklerini. ‘’Gerekirse silah bile kullanırız’’ derler tıpkı o günlerdeki gibi.

Nitekim kullanmadılar mı 15 Temmuz’da? Vatanın ve milletin birliğini, gelişimini savunan onlarca irticacı yobazı(!) tanklarla ezmediler mi? Amerikan tasmasını şevkle taşımadılar mı boğazlarında?

Ne diyelim, at atlığından it itliğinden vazgeçmez!

Biz de zaten fabrika üretimi hastalıklı zihinlerin bu saatten sonra asil bir fıtrata bürünebileceğini düşünmüyoruz. En azından şerefli nefretimizi diri tutma niyetindeyiz.

Hani Ecevit’in meşhur bir lafı vardı; “Ya laik, demokratik devleti içinize sindirin ya da çekilin!’’ diye…

Tüm modernite yobazlarına karşı şahsî cevabım şudur:

-Sindirmiyorum. Sindirmemekte direteceğim. Sizin demokrasi palavralarınıza inanmıyorum. Ya yeni Türkiye’yi içinize sindirin ya da çekilin! Türkiye’yi saltanat kurduğunuz karanlık çukura çekmeyi bırakın!