Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Milli Eğitim neredeydi?

FETÖ/PDY soruşturmalarında en çok açığa alınan memurun Milli Eğitim’de olduğunu görüyor olmak, ‘Et kokarsa tuzlarsın, tuz kokarsa ne yaparsın!’ atasözünü akla getiriyor.

Çünkü Milli Eğitim’in yani eğitimli insanın, yargıdan, askeriyeden, emniyetten daha ehemmiyetli olduğunu ve hepsinin başlangıcı olduğunu onlar en başından, 30-40 yıl öncesinden bilerek, hesaplayarak bu yola çıktılar.

Çünkü her işin başı eğitimdi, beylik ifadeyle eğitim şarttı!

Ve çünkü bütün bu devasa yapılanmayı, devletin her kademesine sızdırmanın, her yere, her makama ilmek ilmek işlemenin yolu elbet eğitimden geçiyordu.

İtiraf edelim ki, eğitim alanındaki başarılarını takdir etmeyenimiz yoktu.

Yine itiraf edelim ki, FETÖ elebaşısı, “Başörtüsü teferruattır” dediğinde bile, onun gerçek yüzünü tam anlamıyla göremedik, büyüyerek üzerimize doğru gelmekte olan heyulaya, eğitim kurumlarına, dershanelerine, yurt dışı okullarına toz kondurmayı aklımızdan geçirmedik.

Daha da ilginci, Mavi Marmara’nın İsrail saldırısına uğradığı zamanda söylediği, “Otoriteden izin alınmalıydı” sözünden sonra dahi, ‘Hizmet Hareketine’ mesafe koyanlarımız, onun eğitim kurumlarını takdir etmekten geri durmadılar.

Rusya’daki okullarının Amerikan ajanlarının üssü haline geldiği için kapatıldığında dahi yaklaşmakta olan tehlikeyi görenlerimizin sayısı bir elin parmaklarını geçemedi.

Evet, yaklaşmakta olan tehlikeyi göremedik, Türkiye’nin en önemli kurumunu, Milli Eğitim’i, bütün teşkilatlarıyla, bütün kademeleriyle ve çocuklarımızla birlikte FETÖ’cülere teslim ettik.

Yıkılışın, eriyişin, tükenişin miladı işte bu teslimiyettir.

Böylece avukat oldular, savcı oldular, yargıya sızdılar.

Böylece polis oldular, komiser oldular, amir, müdür oldular emniyete sızdılar.

Böylece asker oldular, apolet taktılar, rütbe aldılar, askeriyeye sızdılar.

Tehlike büyüdükçe, içine düştüğü kazandaki suyun yavaş yavaş ısındığını hissedemeyen kurbağalar gibi sessiz sedasız yandık, piştik, haşlandık.

Başımıza gelenler, hiç beklemediğimiz yerden geldiği için ne olduğunu şaşırdık. Hâlâ da şaşkınız!

Milli Eğitim’in teslim alınması, bütün kurum ve kademelerin teslim alınmasından daha evvel olduğu için, milli bir eğitimden bahsedebilmenin imkân ve ihtimali zaten yoktu.

Gelmiş olduğumuz bu nokta ile Milli Eğitim’in teslim edişimizin başlangıç noktasına şöyle bir bakalım ve haydi şimdi suçlu arayalım:

O günden bugüne gelmiş geçmiş bütün bakanlar, müsteşarlar, daire amirleri, eğitimciler, öğretmenler…

Daha sayayım mı?

Çocuklarımızın ve gençlerimizin devletine, ülkesine, bayrağına ihanet edebilecek kadar hain ve cani olarak yetişmesinde bütün bir maarif sisteminin ve o sistemin başındakilerin dahli ve suçu var.

Göz yumanların, görmezden gelenlerin…

Ey eğitimciler!

İstiklal Marşı ile sınıflara aldığınız bu çocuklar, istiklalimizi tehdit eder hale nasıl geldi?

Şairin “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak/Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak” dizeleriyle ne demek istediğini talebelerinize öğretemediniz.

Suçlu ayağa kalk ve hiç olmazsa pişmanlığını ortaya koy!

Bu pişmanlığınız yarınki Milli Eğitim sisteminin ilk adımı olsun…