Son Dakika

Mücadelemiz ve dilimiz

Mücadelemiz ne kadar çetin olursa olsun, karşımızdaki ister Firavun, ister Taif’in zalim Sakif kabilesi isterse ruhu nefretle işlenmiş İslam karşıtı ırkçı bir Alman olsun kazanmak ve fethetmek istiyor isek bilmeliyiz ki bu fetih ilk dilimizden ve üslubumuzdan başlıyor.

“Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” Böyle demişse atalarımız vardır bir hikmeti ve bildikleri elbette. Evet tatlı dil yılanı dahi deliğinden çıkarır. Aslında burada öğütlenen çok önemli bir detay var. Söz konusu olan yılan dahi olsa ona tatlı dille hitap edin! Dil ve üslubunuz incitici olmasın! Yılan öğesinin seçilmesi ise özellikle manidar. İkna etmeye çalıştığınız muhatabınız velev ki bir yılan dahi olsa, velev ki bir yılan kadar zehirli ve tehlikeli dahi olsa, velev ki bir yılan kadar dilinize üslubunuza uzak, farklı biri dahi olsa tatlı bir dil kullanın!

Kendini “ Emr-i bil maruf nehy-i anil münker” ehlinden yani iyiliği tavsiye kötülüğü meneden taifesinden kabul eden herkesin benimsemesi gereken ilk temel ilke eminim ki yumuşak bir dil olmalıdır.
Gençlik yıllarımda düşünce, dava ve mücadele ruhumu derinden etkileyip üslubumu inşa eden bir emr-i ilahi ve bir de kavl-i nebi vardı.

Emr-i İlahi:

Allahu Teâlâ, Hz. Musa’yı Firavun’a gönderirken şöyle emrediyor: “Fe kûlâ lehu kavlen leyyinen leallehu yetezekkeru ev yahşâ.-Ey Musa! Firavun’a yumuşak bir dille hitap et ola ki, öğüt alır ve kalbi yumuşar.” (Taha 44)
Taha 44 ile İmam Hatipli yani gençlik yıllarımda il yüzleştiğimde Türkiye’de inanan kesim üzerinde zulüm almış başını gidiyordu. 12 Eylül darbesi gerçekleşmiş ve darbenin getirdiği zulüm sürecini yaşıyorduk. Muhafazakâr kesim üzerinde o yılların klasik irtica, mürteci, yobaz yafta ve ithamları, başörtü zulmü yıllarıydı. Tıpkı Musa’nın Taha 44 ayeti ile emrolunduğunda Firavun’un zulmünün başını alıp gittiği gibi.

Enerji ve adrenalin yüklü olduğum mücadeleci gençlik yıllarımdaki siyasi atmosferin değerlerimiz üzerindeki kesif baskı ve zulmü içerisinde Taha 44 ile tanışmak, düşünce sistematiğimi ve mücadele ruhumu imar ve inşa etmişti.
Oysaki ezeli ve ebedi bilen Allahu Teâlâ, Firavun’un iman etmeyeceğini de biliyordu. Bildiği halde “Yumuşak bir dil kullan!” uyarı ve tembihi aslında Hz. Musa ve Firavun üzerinden çağlar sonrası Ali Şahin’e gönderilen muhteşem bir mesajdı:

“İnandığın değerlerini birine sunarken, propaganda yaparken karşındaki Firavun kadar zalim ve inanmayacak biri dahi olsa yumuşak bir dil kullan. Ola ki kalbi yumuşar.”

Kavl-i Nebi:

Allah’ın Resulü, Taif halkını İslam’a davet için yola düştüğünde Taifliler cehaletlerini, Allah’ın sevgilisine karşı şiddet boyutuna taşımanın hazırlığı içindeydiler. Kendilerine güzelliği, adaleti, paylaşımı, kurtuluşu anlatmak, elini uzatıp içinde yaşadıkları karanlıktan aydınlığa, huzura çıkarmak isteyen kutlu peygamberi Taif’ten taşlayarak çıkardılar. Müşrikler tarafından örgütlenmiş Taifliler kadın, erkek, çocuk demeden taş yağdırdılar. Kendini Utbe ve Şeybe Bin Rabia’nın üzüm bağlarına attığında Efendimiz’in(sas) ayakkabısı kanla dolmuştu. Utbe ve Şeybe uzaktan izledikleri peygambere köleleri Addas ile bir salkım üzüm gönderdiler. Köle Addas, az önce Taif’ten taşlanarak çıkarılan Peygamber’in söyledikleri karşısında Efendimiz’in o mübarek kanlı ayaklarını öperek teslim olur. Taif’ten bir Addası kazanarak dönen Allah’ın Resulü, Mekke'ye iki konaklık bir mesafe kala Hz. Cebrail; “Ey Allah’ın Resulü sen dilersen Taif’in altını üstüne getirmekle emrolundum. İstediğin takdirde Ebû Kubeys ile Kuaykıan dağlarını müşriklerin üzerine kapanırcasına birbirine kavuşturacağım.” der.

Peygamber Efendimiz’in verdiği cevap zulüm karşısında bir dava ehlinin nasıl bir tavır ve üslup takınması gerektiği hususunda müthiş eğitici ve öğreticidir: “Hayır!

Onlar bilmiyorlar. İstediğim tek şey, Hak Teâlâ'nın bu müşriklerin sülbünden, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ibâdet edecek bir nesil ortaya çıkarmasıdır.”
Biri emr-i ilahi, diğeri kavl-i nebi bu iki vaka şartlar ne kadar zor olursa olsun, muhataplar ne kadar imkânsız olursa olsun bir dava ehlinin nasıl bir tavır takınması ve nasıl bir üslup edinmesi gerektiğini net bir şekilde ortaya koyuyor.

Yine gençlik yıllarımda yanılmıyor isem Şevki Yılmaz Hocamızdan dinlemiştik. Avrupa’daki Milli Görüş teşkilatlarından birine bir Alman ırkçı kadın musallat olmuş. Tüm Almanların Müslümanlaştırılacağı zannıyla çantasına aldığı taşlarla Milli Görüş binasının yanından geçerken ırkçı ve İslam karşıtı sözlerle camları aşağı indiriyor.

Camlar değiştiriliyor, yenileniyor ancak kadın bir süre sonra yine oradan geçerken aynı şekilde camları taşlayıp indiriyor. Bunun üzerine oradakiler oturup şöyle bir karar alıyorlar. “Her gün bir çiçek buketini hazır bulunduralım. Bu ırkçı İslam düşmanı kadın yine gelirse bu çiçeği kendisine takdim edelim” diyorlar ve öyle de yapıyorlar.

Kadın yenilenmiş camlar önünde belirip ırkçı ve İslam karşıtı sloganlarını sıralamaya başlar başlamaz görevliler bir buket çiçekle karşısında belirip mütebessim bir ifade ile çiçeği kadına uzatıyorlar. Kadınının çığlıkları bir anda yerini sessizliğe ve sükûnete bırakıyor. Ellerindeki taşlar yere düşüyor. Çiçeği alıp sessizce oradan uzaklaşıyor. Ve o İslam düşmanı ırkçı kadın birkaç gün sonra gelip “Bana İslam’ı anlatır mısınız?” diyor ve teslim oluyor.

Mücadelemiz ne kadar çetin olursa olsun, karşımızdaki ister Firavun, ister Taif’in zalim Sakif kabilesi isterse ruhu nefretle işlenmiş İslam karşıtı ırkçı bir Alman olsun kazanmak ve fethetmek istiyor isek bilmeliyiz ki bu fetih ilk dilimizden ve üslubumuzdan başlıyor.

Onun içindir ki Osmanlı fiziki anlamda fethetmeyi murad ettiği bir belde ve devletten önce ehlinin gönlünü fethederdi. Dervişlerini o beldelere gönderip Hıristiyan dahi olsa önce halkın gönlünü fethederdi. Macaristan fethi öncesi

Macaristan’a gönderilen Gül Baba gibi.

Zor tüm fetihler gönüllerin fethiyle başlıyor ve başarılıyor...

Yorumlar

Yazara ait diğer yazılar

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.