Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Muhalefet ve haysiyet!

Başkanlık Sistemi, ezber zihinlerin, paranoyak akılların, 1950’li yıllarda çok partili döneme geçildiğinde hazineden ırak kalmanın sancısı ile “Devletin malı deniz, yemeyen keriz” sözünü türeten müfterilerin, zannettiği gibi ne “diktatörlük” ne “Padişahlık”…

24 Haziran 2018 seçimleri ile hayata geçen “Başkanlık Sistemi” içlerinde ABD’nin de bulunduğu, 46 ülkede uygulanan, yasama ve yürütme organlarının tamamen ayrı ve bağımsız hareket ettiği, hızlı karar almayı sağlayan, çıkarcı çevrelerin, güya aydınların, baronların, art niyetli STK’ların, etkisinden muaf tutulan bir yönetim biçimidir. 

Aslında muhalefetin pek de yadırgamayacağı 1930 ila 1945 yılları arasında Türkiye Cumhuriyetinin ve milletimizin tecrübe ettiği yönetimin neredeyse benzeridir.

Fakat gelin görün ki, “tek adam” tecrübesinin banisi CHP, “Başkanlık sistemi”nin detaylarını gözlerinde dolar işareti oynaşan karikatürler misali sadece finans yönetiminden ibaretmiş gibi algılamaya devam ediyor. Eee, alimin fikri ne ise zikri o olurmuş tabii…

26 milyon 330 bin 823 kişinin, yüzde 52,59 çoğunluğun oyu ile seçilmiş Türkiye Cumhuriyetinin  yeni ve “birinci” Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı kutlama zarafetinden mahrum, yemin töreninde halkın tercihine tavır geliştirerek ayağa kalkmayacak kadar küstah CHP, kabinenin açıklanmasının ardından uzatılan her mikrofona para-puldan dem vuruyordu. 

Kendi kendilerini yalanlayan, işlerine geldiğinde “diktatör”, işlerine geldiğinde “diktatör bozuntusu” ifadelerini kullanan Cumhuriyetimizin Halk bozuntuları, yeni kabinenin açıklanmasından sonra maliye, hazine, milli saraylar gelirleri üzerinden kabineyi ve Reisimizi eleştirirken, ağızlarındaki baklayı aşikar ediverdiler.

“Kişi dilinin altında saklıdır” hadisi şerifi ile Halk bozuntusu CHP’lileri okuduğumuzda, muhalif kanatta “şapka düştü kel göründü.” Demekten kendimizi alamadık.

Hele ki, CHP Başkanvekili Engin Altay’ın kabinenin açıklanmasından sonra verdiği demeçte kullandığı “Utanç vesikası” ifadesi dikkat çekiciydi doğrusu.

Eğer “Utançtan” söz ediliyorsa, haya olmalı, haysiyet olmalı!

Hangi haya sahibi, hüsnü zannın önüne su-i zannı geçirir sorusuna cevap bulmalı.

Öyle çokça didiklemeye gerek kalmadan, iki dudağı arasından çıkan kelimelerin “kişi kendinden bilir işi” prensibince niyet sorgulayan, Maliye ve Hazine Bakanlığının Sayın Berat Albayrak’a verilmesinden hayli rahatsız olduğunun altını çizen Engin Altay’ın, “Erdoğan ailesinin niyetini açıkça ortaya koymaktadır” der demez, “Neymiş o niyet” demekten kendimi alamadım.

Sahi, neymiş o niyet? Sizin eylemek istediğiniz, ancak eyleyemediğiniz olmasın!

16 yıllık tecrübe ile sabit olan yatırımlar lafla yapılmıyor. Hani o çok gözetim altında tuttuğunuz, çamur atıp iz tutturmak için özel gayret gösterdiğiniz hazine sizin elinizde olsa idi, bu ülkenin yolu, köprüsü, havalimanı olur muydu?

Sanmıyorum. Olanları yıkmak, devlet kurumlarını kapatmak, başlayan projeleri durdurmakta hem fikir olduğunuz güya millet ittifakı devlet hazinesi ile neylerdi çok merak ediyorum.

Ülke içi muhalefet iktidar hayali kurarken bile, devlet kurumlarını ve kalkınma planlarını talan etmekte iken, onları anlamanın, onlara laf anlatmanın zorluğunu biliyorum.

Ancak “ülke içi muhalefet” ifadesinin altını çizip, bizim muhalefetin “ülke dışı” fikir tedarikçilerini dinledikçe Cumhuriyetin Halkını değil, Haçlı halkının savunucuları olmaya devam edeceklerini düşünüp üzülüyorum!

Son tahlilde, hak ve özgürlüklerin eşit dağılacağına, hazinenin tek kuruşuna zeval gelmeyeceğine inancımı tazeliyorum. Böyle, adap, erkan ve zeka sorunu olan muhalefetle Türkiye Cumhuriyetinin I. Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, Kabineye Cumhur ittifakını onurla sürdüren MHP’ye kolaylık ve muvaffakiyetler diliyorum.

Bana, bize, size, hepimize hasılı bütün milletimize ve ümmete hayırlı olsun, hayırlara vesile olsun inşaallah!