Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Mükemmeliyetçi bir annenin mutsuz kızıyım

“Ben iki çocuklu bir anneyim. Çocuklarım dört yaşında bir kız ve bir buçuk yaşında bir erkek. Çocuklarıma yetemiyorum, ihtiyaçlarını gideremiyorum. Onların ihtiyaçlarını giderememek beni çok üzüyor. Daha iyi olmam lâzım fakat başaramıyorum. Eşime de yeterli geldiğim söylenemez. O bana ‘Gayet iyisin niye kendini üzüyorsun?’ dese de, ben kendimi biliyorum ve bu sözler beni rahatlatmıyor. Kitap okuyayım diyorum, bitiremiyorum. Birilerini dinleyeyim diyorum, içimden bir ses ‘Yapamayacaksın ki niye dinliyorsun?’ diyor ben de vazgeçiyorum. Arkadaşların yanına gitsem, onların harıl harıl çalıştıklarını görünce kendi yetersizliğim aklıma geliyor ve kötü oluyorum, orada da duramıyorum. Öyle bunaldım ki, patlayacak gibiyim. Hiçbir yere sığamıyorum. Ne yapmalıyım bilmiyorum, lütfen bana yardım edin.”

Konuşmamızın devamında hanımefendi, annesinin mükemmelliyetçi bir yapıda olduğunu söyledi. Ne iş yaptıysa annesi hepsine bir bahane bulmuş ve beğenmemiş. ‘Sen istesen daha iyisini yapabilirsin fakat yeteri kadar çaba sarf etmiyorsun’ eleştirisini yapmış. O da zamanla ‘Ben zaten hiçbir şeyi düzgün yapamam’ inancına dönüşmüş. Bu kadar memnuniyetsizlik içinde annesinin sevgiyi göstereceği atmosfer de oluşamamış, hep eleştirel bir dil ve üslup hayatlarına hakim olmuş. Kardeşler olarak anne sevgisini doya doya görememişler.

Hiçbir şeyi iyi yapamayacağına öyle güçlü bir şekilde inanmış ki, şu anda bunun aksini eşi bile söylese inandırıcı olamıyor. Kendisini yetersiz görmek, aynı zamanda değersizleştirmek te demektir. Bu ise, insanı en dibe çeken tehlikeli bir duygudur. Şu anda hanımefendi bunun sancısını çekiyor. Hanımefendinin bu durumdan kurtulabilmesi; annesi ile yürekten barışabilmesine, niye böyle davrandığını anlamasına, kendi güzelliklerini görmesine ve şimdiye kadar ki yaşadıklarına daha anlamlı bir çerçeve çizmesine bağlı. Böylece, kendilik algısı düzelmiş, dolayısıyla da yaptıklarına yüklediği anlam da değişmiş olur.

Kendilik algısının temelleri ailede atılır. Önce ailede, sonra da toplumda ne anlam ifade ettiğimiz, bize söylenen sözlerle ve karşılaştığımız davranışlarla öğretilir. En büyük öğretmen davranışlardır. Bu yüzden, ailede değer gören çocuklar, toplumda değer üretmeye aday olurlar. Yapamadığı bir şeyi nasıl yapacağını tarif ederken, bir işe başlama ve sürdürebilme çabasını merkeze alarak, ‘Aferin’ dedikten sonra, ‘Şöyle şöyle yaparsan daha iyi olur’ deyip kendi haline bırakmamız yeterlidir. Bilmeliyiz ki, bizler büyüyüp yetişkin olsak ta, annemizin babamızın bizi etkileyen sesleri hep bizimle konuşmaya ve etkilemeye devam ederler.

Bir insana neyin iyi geleceğine, kendi öngörümüzle değil, mutlaka okuyarak ya da konunun uzmanlarını dinledikten sonra karar vermeliyiz. Sevgi ve sorumluluk, bilgi donanımını gerekli kılmalı. Değilse, bir insanın hayatını etkileyecek onlarca mesajı zihnine gönlüne yükledikten sonra, pişman olsak bile, bunların telâfisi o kadar da kolay değildir, hatta bir kısmının ki imkânsızdır.

Hayat mükemmeliyetçiliği kaldıramayacak derecede naiftir. Kendisini yeterli bulmayanlar çocuklarından çok şey bekler. Kendi olamadıkları kadar iyi olmaları için sürekli daha iyisini isterler. Bu da daha kötüye götürür. Yapılanı takdir etmek, daha iyi olmaya zaten motive eder. Bu da mutlaka, içi sevgi ile dolu saygılı cümlelerle yapılmalı.