Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Mursi’nin yavaş ölümünden gereken dersleri çıkarmak

Mısır’ın seçimle başa gelen ilk cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin, 17 Haziran 2019 tarihindeki duruşmada mahkeme salonundaki demir parmaklıklarla örülü cam kafesin içinde vefat ettiği haberi İslam dünyasını hüzne gark etti.

“Anadolu Ajansı muhabirine konuşan Muhammed Mursi’nin avukatı Abdulmunim Abdulmaksut, Mursi’nin cenazesinin, Kahire’nin doğusunda, Medinetu’n-Nasr semtindeki Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan) mürşitlerinin defnedildiği kabristanda toprağa verildiğini, defin işlemlerine ailesi ile kendisinin katıldığını, vatandaşların katılmasına ise izin verilmediğini belirtti. Abdulmaksut, Mursi’nin defin işlemine eşi, çocukları ve iki kardeşin katılmasına müsaade edildiğini, ayrıca halen cezaevinde bulunan ortanca oğlu Usame’nin de cenazenin defni esnasında hazır bulunduğunu aktardı. Avukat ayrıca, cenaze namazının Tora Cezaevi’ndeki Leman mescidinde sabah namazını müteakiben kılındığını ve Mursi’nin naaşının cezaevinden mezarlığa götürülerek defnedildiğini kaydetti.” (Yıldız vd., 2019).

Mursi’nin Çiğnenen Hukukuna Sahip Çıkmak

Muhammed Mursî Îsâ el-Eyyât, “8 Ağustos 1951 yılında Mısır’ın Şarkiyye kenti Heyya ilçesi Adve köyünde doğdu. Mısır’da 2011 yılında gerçekleşen 25 Ocak Devrimi’nin ardından, Haziran 2012’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyların yüzde 51,73’ünü aldı. 24 Temmuz 2012’de Mursi’nin Cumhurbaşkanlığını kazandığı resmen açıklandı ve 30 Temmuz 2012’de yemin ederek görevine başladı.

Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın (İhvan) siyasi kanadı Hürriyet ve Adalet Partisi’nin Başkanlığını da yapan Mursi, 2000-2005 yılları arasında Mısır Parlamentosu’nda milletvekilliği yapmıştı. Makine mühendisi olan Muhammed Mursi, evli ve 5 çocuk babasıydı.

Darbenin ardından hakkında açılan “Hapishaneler baskını” davasında Mursi idama mahkûm edildi. Ancak bir buçuk yıl sonra Yüksek Mahkeme kararı bozarak Mursi’nin yeniden yargılanmasına karar verdi. Mursi hakkında görevden uzaklaştırıldıktan sonra 6 ayrı dava açıldı. Mursi’nin 4 davası karara bağlanmış, 2 davasında ise yargılama süreci devam ediyordu.” (Yıldız vd., 2019).

17 Haziran 2019’da Mısır’da küresel şer düzeninin Mursi için hazırladığı tiyatronun son perdesi sahnelendi. Adeta biz bir şey yapmadık, gözlerinizin önünde öldü işte dercesine Mursi’nin yavaş ölümüne son nokta konulmuş oldu!

“Babası ve erkek kardeşi Mursi ile birlikte yargılanan Abdullah el-Haddad, tanıkların Mursi yere çöktüğü zaman yetkililerden kimsenin kendisine yardım etmediğini söylediğini aktardı: “Gardiyanlar onu dışarı çıkarıncaya kadar bir süre yerde kaldı. Ambulans 30 dakika sonra geldi. Diğer sanıklar onun yere düştüğünü fark edince bağırmaya başladılar. Bazıları doktor olan sanıklar gardiyanlardan ona yardım edebilmek için izin istediler. Hiç olmazsa gardiyanların ilk yardım müdahalesinde bulunmasını istediler. Kasıtlı şekilde yardım etmediler. Gardiyanlar tutukluların bağırmaya başlamasından sonra tutuklu ailelerini mahkeme salonundan çıkardı.”

İsminin açıklanmasını istemeyen bir aktivist, duruşma salonunda olanları şöyle anlattı: “Mursi, konuşmasını kestikten yaklaşık 10 dakika sonra kafesin içindeki insanlar Mursi’nin bilincini kaybettiğini ve yardıma ihtiyacı olduğunu söyleyerek duvarlara vurmaya başladılar. Ailelerin haykırışlarına rağmen polis 20 dakikadan fazla bir süre hiçbir şey yapmadı. Onu orada bıraktılar. Daha sonra polis, aileleri mahkemeden çıkardı ve ambulans geldi.” (Dursun, 2019).

Azmettiricileri görmek ve asla unutmamak

“Şehit Cumhurbaşkanı Mursi’nin katillerini ararken karşımıza çıkan diğer zanlılar ise darbenin azmettiricisi ülkeler. Yani, Sisi ve Mısır ordusunun sadece perdenin önündeki fail olduğunu herkes görüyor. Mursi ve diğer Rabia meydanı şehitlerine yönelik cinayetin azmettiricilerinin ABD, BAE, İsrail, Suudi Arabistan ve diğer bazı Batı ülkeleri olduğuna kuşku yok.

Bu azmettiricilerin istedikleri şeyin Mısır’ın kendi halkı tarafından seçilen liderler tarafından yönetilmesini yani özgür olmasını engellemek olduğuna da kuşku yok. Zira Mısır kendi haline bırakılamayacak, kendi halkının istekleri doğrultusunda yönetilmeye müsaade edilemeyecek kadar önemli bir ülkedir onlar için. Arap dünyasının en büyük ülkesi, İslam dünyasının en önemli devletlerinden biridir. “Kıymetlileri” İsrail’in hemen yanı başındadır. Mısır’da uzun sürecek bir Müslüman Kardeşler idaresinin İsrail saldırganlığının akıbeti açısından doğurabileceği sonuçlar ortadadır. Kudüs ve Golan Tepeleri Amerikan Başkanı Trump tarafından altın tepsi ile Netanyahu’ya sunulurken Mursi yönetimindeki bir Mısır nasıl davranırdı acaba? “Görevli darbeci” Sisi ise misyonunun gereğini yaptı ve ABD’nin bu hukuksuz politikalarına ses çıkarmadı, hatta Batı Şeria’nın önemli bir kısmından Filistinlileri kovmayı öngören “Yüzyılın Anlaşması’na” destek veriyor.

“Yüzyılın Anlaşması’na” destek veren diğer Arap ülkeleri BAE ve Suudi Arabistan’ın İsrail’e sundukları bir başka hizmet de Mursi’ye karşı gerçekleştirilen darbenin finansal yükünü üstlenmeleriydi. Darbeci Sisi’nin ayakta kalması ve diktatörlüğü yeniden Mısır’da inşa etmesi için bütün para musluklarını açtılar. Müslüman Kardeşler hareketinin Mısır’ı ve halkını özgürleştirmesini istemiyorlardı. Zira özgürlüğün Arap dünyasında yayılması kendi halkları için de örnek oluşturabilirdi ki, bu en son isteyebilecekleri şeydi.

Riyad ve Abu Dabi yönetimleri Cumhurbaşkanı Mursi’ye karşı darbede azmettirici oldular, “Darbe görevlisi” Sisi’yi darbe sırasında olduğu gibi darbeden sonra da desteklediler. Bu destek Muhammed Mursi’nin mahkeme salonundaki kafeste şehit edilmesine kadar devam etti. Bu iki ülkenin Sisi darbesine verdikleri desteğin boyutu, darbeye karşı eleştirel bir politika izleyen Katar ve Türkiye’ye yönelik düşmanca politikalarından da anlaşılabilir…

ABD ve Avrupa ülkelerinin Mısır’a yönelik tavırları güç politikası üzerinden şekilleniyor. Çoğu zaman başka ülkelerin içişlerine müdahale için araçsallaştırdıkları demokrasi ve insan hakları gibi değerlerin ise Mısır’da seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi’nin devrilmesi sürecinde herhangi bir rolünün olmadığını ifade etmek gerekir. Darbe süreci ve sonrasında gerek demokrasi ve insan hakları gerekse hukuk devleti ve uluslararası hukukun neredeyse bütün kuralları ihlal edilirken Washington ve Avrupa başkentlerinin çoğu bazen darbeyi teşvik mahiyetindeki açıklamalarıyla bazen de sessiz kalarak bu ihlallere destek verdiler.

Batılılar, Müslüman Kardeşler gibi şiddetten uzak durmuş bir İslamcı hareketi bu şekilde baskılayarak DEAŞ ve El-Kaide benzeri terörist örgütlerin önünü açtıklarını fark edemeyecek kadar dar kafalı değillerse, böyle bir sonucu arzulayacak kadar kötü niyetli olmalılar.” (İnat, 2019).

Şahitlik görevini bihakkın yerine getirerek şehitlik mertebesine ulaşan Muhammed Mursi’ye hitaben dostu (ve şehide Habîbe’nin babası) Dr. Ahmed Abdülaziz’in mana ve duygu yüklü bir mesajını Hayrettin Karaman Hoca’nın çevirisinden özetle okuyalım:

“Sen yalnızca zindanın prangalarından değil, bütünüyle dünyadan kurtuldun; esirlikten, onun pisliğinden, rezilliğinden ve rezillerinden…

Her şey geride kaldı, ne o var ne bu; seni halk seçtiği zaman “Biz iktidarı ondan önce hak ediyoruz” diyenler de, kıskançlık ve kinleri yüzünden seninle meşruiyet kavgası yapanlar da yok.

Sayın başkanım, Filistinli Müslümanlar, Siyonist silahlarının gölgesinde, mübarek Mescid-i Aksâ’da senin için gıyâbî cenaze namazı kıldılar. Harameyn (Mekke ve Medine) dışında dünyanın her tarafında böyle namazlar kılındı. Bu iki mübarek mekânda niçin kılınmadı biliyor musun? Çünkü bu mübarek şehirler yeni bir dinden çıkma halini yaşıyorlar velakin Ebu Bekir yok!

Kardeşin Recep Tayyip Erdoğan özel olarak Ankara’dan İstanbul’a senin için gıyâbî namaz kılmak maksadıyla geldi. Bunun sebebini soracak olursan; Türk kardeşlerimiz, asaleti ve tarihî derinliği içinde İstanbul’u, Küçük Türkiye olarak görüyorlar ve bu özelik başka bir şehirde bulunamaz…

Sayın Başkanım! Mısır’ın Cumhurbaşkanı idin, şimdi İhvan’ın mürşidi oldun. İşte bu sebeple, dünyanın her tarafında milyonları bulan sevenlerin seni, Mısırlı ya da İhvan mensubu olmayı aşan bir ümmet sembolü kıldılar.” (Karaman, 2019).

İnsan hakları ve demokrasi söylemlerini ağızlarından düşürmeyen Batılı ülkelerin yöneticileri gibi halkı Müslüman altmış ülkeden çoğunun yöneticileri de bir insanlık ayıbı olan Mursi’nin öldürülmesi olayında üç maymunu oynama erdemsizliğini ne yazık ki hazmedebildi.

Tek başına tutulduğu zindanda ziyadesiyle ağır şartlar altında 6 yıl boyunca insanlık dışı bir muameleye maruz bırakılan, ağır şeker hastası olduğu bilinmesine rağmen tedavi görmesi engellenen, mahkeme salonundaki korunaklı kafesinde yığılıp kaldıktan 50 dakika sonra tıbbi müdahale yapılan ve öldüğü açıklanan ve yangından mal kaçırır gibi defnedilen, hayattayken gereken desteği veremediğimiz merhum Cumhurbaşkanı Mursi’ye karşı hiç olmazsa bundan sonraki insanlık vazifemizi el birliğiyle yerine getirelim.

Mursi’nin yavaş ölümünde rol üstlenenlere hesap sormak

  • BM, Türkiye temsilcisinin de yer aldığı bir adli tıp heyetini görevlendirip Mursi’nin cesedini tetkik ettirerek adli tıp raporunu hazırlatmalıdır.
  • Mursi’nin duruşma esnasındaki baygınlık geçirmesine seyirci kalan ve diğer sanıkların ve salondaki tanıkların çırpınışlarına rağmen tıbbi yardımın kasıtlı şekilde geciktirilmesi suretiyle yavaş ölümüne sebebiyet verenler hakkında dava açılmalıdır.
  • İslam İşbirliği Teşkilatı ve D8 Teşkilatı dönem başkanı olan Türkiye, Mursi’nin katillerine hesap sorulması sürecini titizlikle takip etmede inisiyatif üstlenmelidir.
  • İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW), Mursi’nin hapishanedeki zor hayatını ve aile hasretini gözler önüne seren 19 Haziran 2017 tarihli raporu başta olmak üzere yayımlanmış tüm şahitlikler derlenerek Mursi ve diğer siyasi tutukluların maruz kaldığı bakım ve tedavi ihmalleri tespit edilmelidir.
  • Sağlıklı beslenmek, tedavi görmek, aile efradıyla ve avukatıyla görüşmek, telefon etmek, okumak, yazmak, televizyon izlemek, yürümek gibi tüm haklarından mahkûm bırakıldığı gibi tecrit edilerek tek başına sağlıksız bir hücrede tutulmak suretiyle en temel hakları bile fütursuzca çiğnenen Mursi’ye reva görülenler, insanlık ve hakkaniyet namına yapanların yanına kâr bırakılmamalı, bir raporla tespit edilerek suçlular cezalandırılmalı, Mursi’nin ailesine özür beyanı iletilmelidir.
  • 17 Haziran 2012’de halkın %52 oyuyla Mısır Cumhurbaşkanı seçilen Mursi’nin 7 yıl sonra 17 Haziran 2019’da mahkeme salonunda, hem de Filistin davasına verdiği destek sebebiyle yargılandığı duruşmada ölmesinin bir tesadüf mü yoksa Siyonistlerin ironi de barındıran kirli planlarının bir sonucu mu olduğu araştırılmalıdır.
  • BM marifetiyle oluşturulacak bir heyet Mısır hapishanelerindeki hak ihlallerini ve işkenceleri yerinde inceleyip dünya kamuoyuna rapor etmelidir.
  • Sadece darbecilerin değil muhalefetin de Mursi’nin devrilmesinde ve yavaş yavaş öldürülmesinde ne düzeyde etkili olduğu araştırılmalıdır. Selefilerin Nur Partisi’nin, İhvan-ı MÜslimin’den ayrılıp yeni parti kuran Ebulfutuh ve arkadaşlarının, 2013’te darbeye zemin hazırlama planlarına Temerrüd Hareketi’nin Tahrir Meydanı’nı doldurarak katkı yapan yüzbinlerce mensubunun, keza Mursi’ye karşı yıkıcı muhalefet yapan siyasi figürlerin hepsi gelinen durumda ne kadar payları olduğunu hesap edip hatalarının büyüklüğünü itiraf etmelidir.
  • İslam medeniyetine başkentlik yapan büyük şehirlerin bir bir işgal ve tahrip edilmesine, böylece merhum Mursi’nin tabiriyle “ülkelerimizin aslanlarının öldürülerek düşmanlarımızın çakallarına zemin hazırlanmasına” dur demek için elbirliğiyle bir strateji geliştirmeliyiz.

Sonuç olarak; dünyanın hemen her ülkesinde yaşayan Müslümanlar, Allah’ın yardımına mazhar olmayı hak etmek için adil şahitlik görevini yerine getiremedikleri için tevbe etmeli, birlik ve dayanışma içinde ilkelerine sahip çıkmalı, zalime karşı mazlumun yanında yer almalı, kurşunla berkitilmiş sağlam bir yapının duvarı gibi sapasağlam kenetlenmeli, “Allah’ın ipi” Kur’an’a sımsıkı yapışmalıdır:

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da, O’nun lütfu sayesinde kardeş oldunuz; ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da, sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran 3:103).

Kaynaklar: 

  • Dursun, Ahmet. (2019). “Görgü Tanıkları: Mursi’yi Ölüme Terk Ettiler”, www.aa.com.tr/tr/dunya/gorgu-taniklari-mursiyi-olume-terk-ettiler/1508615, 19.06.2019.
  • İnat, Kemal. (2019). “Şehit Cumhurbaşkanı Mursi’nin Katilleri Kimler?”, Anadolu Ajansı, www.aa.com.tr/tr/analiz/sehit-cumhurbaskani-mursi-nin-katilleri-kimler/1511898, 21.06.2019.
  • Karaman, Hayrettin. (2019). “Sayın Başkanım (Mürsî)”. Yeni Şafak,
  • yenisafak.com/yazarlar/hayrettinkaraman/sayin-baskanim-murs-2051768, 20.06.2019.
  • Yıldız, H., E. Canlı ve A. Kalabalık. (2019). “Muhammed Mursi’nin Cenazesi Defnedildi”, Anadolu Ajansı, www.aa.com.tr/tr/dunya/muhammed-mursinin-cenazesi-defnedildi/1507198, 18.06.2019.

MUHAMMED MURSİ, MÜRSİ, MUHAMMED MURSÎ ÎSÂ EL-EYYÂT, MÜSLÜMAN KARDEŞLER TEŞKİLATI, İHVAN-I MÜSLİMİN, KEMAL İNAT, HAYRETTİN KARAMAN,