Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Mustafa Kemal insan mıydı?

Soru çok basit.

Cevabı da çok net.

Fakat öyle bir noktaya geldik ki bu soruyu sorduğumuz an üstümüze çullanacak, bize karşı fiziksel ve psikolojik şiddet uygulayacak putperest kalabalıklar Türk devletini işgal etmiş vaziyette.

Böyle bir soruyu ciddi ciddi mesele haline getirip, mevzuyu M. Kemal’in şahsiyetine hakaret addedecek, hararetli biçimde M. Kemal adına imgelenen yüce ve insanüstü vasıfları(!) sayıklayacak iğdiş edilmiş zihinleri filan bir kenara koyuyorum bakın…

Neredeyse, “Mustafa Kemal insandı.” demenin dahi linç vesilesi olduğu bir ideolojik iktidarın tahakkümü altındayız…

Böylesine rezil, böylesine trajikomik bir hâlin içine düştük.

Geçenlerde Edirne’de tıp fakültesi okuyan tesettürlü bir öğrenci, “saygı duruşu’’ tanımıyla meşrulaşmış ikonperest bir ayini eleştirdiği için tutuklandı. Daha sonra başka bir genç, Kemalpaşa tatlısı üzerinden gülünüp geçilecek bir espri yaptığı için cezaevine gönderildi.

(“Emret Paşam, dini müesseseleri kapatalım, inancını yaşayan insanları asalım!’’ tonunda sloganlar atan modern barbarlar, gerici ideolojilerini şiddet içerikli tehditlerle dayatan çağdaş bağnazlar ise şu an içimizde…)

Nerede yaşıyoruz? Hangi devirdeyiz? Nasıl bir sistemle yönetiliyoruz? Demokrasi nedir? Hani bu ülkeye demokrasiyi M. Kemal getirmişti? Put kavramına ve muasır tapınma ritüellerine dair usturuplu şekilde fikir beyan etmek suç mudur? Neye göre suçlanıyoruz? Bu nasıl bir ilkelliktir? Engizisyon karanlığına mı özendik, kanlı İstiklâl mahkemelerine mi döndük, 28 Şubat mezbahalarını mı özledik?

Satırlarca soru sorulabilir.

Sorulmalıdır da.

Fakat düşüncelerimin arkasında olmamla birlikte, tedbirli olmak gerektiğini de düşünüyorum. Bahsi yalnız bu cihetten ele almak istemiyorum.

Zira tutuklama kararı çıktığında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yurtdışında olması ve daha önce edindiğimiz tecrübeler, beraberinde birçok soru işaretine alan açıyor. Bu tarz uygulamalar, çoğu zaman hüküm ve kürsü sahiplerinin bireysel hatalarıymış gibi gözükse de, aslında toplumu tabular üstünden kargaşa ve kavgaya itmek gayesi taşıyan uzun vadeli projelerin birer yansıması olabiliyor… Bu ve benzeri kaos çağırıcı, kamuoyunun sesini yükseltici girişimler her 10 Kasım’da -vb. günlerde- çeşitli vesilelerle gündeme oturtuluyor.

Ne olursa olsun…

Verilmiş hadsiz yargı kararı, ortaya çıkan reaksiyonlar, Türk yargısına ve klişe bir dolaylılıkla Erdoğan’a yönelik eleştiriler; Türkiye’de vesayetçi diktatoryanın halen son bulmadığını, bu despot yapılanmanın bir türlü belini kırmadığımız kültürel iktidarla bir araya geldiğinde Türkiye için çok büyük tehlike arz edebileceğinin en güncel misalidir. Ve uluslararası müttefikleri bulunan bu kirli birlikteliğin baş hedefi; Türkiye’yi modern bir müstemleke devleti kalıbına sokmaktır.

Gereken yapılmalıdır.

Bize düşen ise hakikatlerimizden taviz vermemek, kimlik ve düsturlarımızdan şaşmamak, Kemalist/vesayetçi/sömürge yanlısı zümreyi tatmin etmek için şekilden şekle girmemek; tüm bunların yanında beynelmilel fırsatçılara ve içimizdeki tetikçilere hareket alanı açmamaktır…