Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Nasıl bir belediye başkanı?

Yaşadığı yer ve zamana göre şekilleniyor, insanın ihtiyaçları.

Misal, taşrada yaşayan birinin çocuk parkı diye bir derdi olmaz. Orada her yer parktır zira. Her çocuk için eğlenme alanları çeşitlidir.

Misal, şehirdeki insanın da eğlence mekânı derdi yoktur. Her türlüsünü bulur. Seçmekte zorlanır.

O halde…

Her şehrin, ilçenin başkanları aynı vaatlerle yola çıkmamalı.

Elbette siyasi bir yazı kaleme almıyorum. Hemen kültür-sanat meselesine getiriyorum konuyu…

Belediyecilik denen şeyin eskisi gibi algılanmadığı artık herkesin malumu. Hizmet kavramının içeriği değişti. Yol, kaldırım yapmak artık hizmet sayılmıyor.

Sosyal belediyecilik, kültürel belediyecilik, bilişim, yeni medya ve daha birçok kavram hayatımızda.

Ayrıca hayatımızda olmayan şeyler var. Afişler, bayraklar, sokak çığırtkanları tarih oldu.  En azından şimdilik. Haliyle, adayların kendilerini tanımak için iki seçenekleri kaldı; medya ve sokak (kendilerinin yer aldığı sokak).

Hayatımızda olan ve olmayanlarla beraber belediye seçimleri belki hiç olmadığı kadar sokağın ve ironik bir şekilde sosyal medyanın belirleyeceği yola girdi.

Her adayın danışmanları ve akıl hocaları vardır elbet. Fekat genelde gözden kaçan ya da öncelenmeyen bir hususa dikkat çekmek isterim.

Vaatlerin özelliği ve özgünlüğü…

-Kültürel belediyecilik özelinde- dile getirilen vaatler farklılık arz etmeli. İstanbul’daki aday ile Hakkari’dekinin projeleri aynı olmamalı. Her ikisi de tiyatro oyunu, film gösterimi, sempozyum, söyleşi vaat ediyor.

Peki, fark nerede?

İstanbul’da ikamet eden birinin ücra şehirlere ya da ilçelere gidip söyleşiye katılmasının elbette manası var. Ancak eskisi kadar değil.  Zira insanlar bu kişilerle sosyal medyadan zaten muhatap olabiliyor.

Hiç yapılmasın demiyorum, yöntem değiştirilsin diyorum.

Nasıl mı?

Konu ne olursa olsun yanı söyleşi misafirlerini yine ağırlayabilirsiniz. Organizsyonu atölyeye çevirerek. Ancak adı atölye, işilevi söyleşiyi geçmeyen şeylerden bahsetmiyorum.

Medya okulu, sinema okulu, yazarlık okulu, vs…

İsimler güzel ama bunları okul ve elbette atölye yapacak olan şey yöntemi.

Öğrencinin, katılımcının hocasıyla/muhatabıyla birebir münasebet kuramadığı, süresi sınırlı olan ve uygulama barındırmayan şeylere atölye ya da okul denemez. Denmemeli.

Söylediklerimi İstanbul üzerine alınmayabilir. Orada her şey var. İsteyen bulur.

Anadolu’ya sözüm…

İstanbul’dakilerin kolaylıkla bulduğu çoğu şey orada yok. Belediye başkanları atölye/okul çerçevesinde kültür sanat faaliyetlerine ağırlık vermeli.

Haftalar, aylar süren çalışmalar yapılmalı. Misafirler uzun süre ağırlanmalı. Katılımcıyla hocanın birebir irtibatı sağlanmalı. Uygulama yapılmalı. Ürünler ortaya çıkmalı.

Anadolu’daki belediye başkan adayları, bu bağlamdaki faaliyet yöntemleriyle insanlara daha çok dokunmalı. Bunu vaat etmeli. Ve elbette insanımız da bunu talep etmeli.