Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Ne kötülük yakıştı bize ne de iyiliği yakıştırabildik birbirimize!

“Biz kırıldık, daha da kırılırız./ Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza…” Böyle diyor Cemal Süreya… Kırık dökük yanlarımızın yegane tesellisi suçsuzluğumuza inanarak yaşamak düşüyor her birimizin bahtına. Her birimizden kastım güzel insanlar… “Siz”, “biz”, uzakta bizimle, sizinle aynı sevdanın tutkunu olmuş “onlar”…

Çirkinleşmenin pratiğinden yoksun, güzele ulaşma telaşından yorgun düşmüş bizlerden söz ediyorum.

Bizler!? Suçsuz ve fakat bir o kadar sorumlu olan bizler… Kırıldıkça sağlamlaşan bir tevekkül ile ne kötülük yakıştı bize, ne de iyiliği yakıştırabildik birbirimize… Öylesine çetrefilli bir hengamenin içinde birimiz diğerimizin kusuru üzerinden doğrunun bayraktarlığını yapmanın gayretiyle kutsadık nefislerimizi. Ve boy aynalarının önünde vakur bir eda ile beğendik kendimizi.

Bile isteye kötülüğü ve çirkinliği aynada gördüğümüz suretlerimize hiç yakıştıramadık. Siretimiz hepten mesafeliydi Yaratanın sanatına ihanet etmelere… O güzeldi! Güzeli severdi! Ve elhamd bize kendini bildirdi!

Öyleyse nedendir bu aynılıklarımıza rağmen, ayrılıklarımız? Nedendir, aramızdaki bu zikzaklar, bu mesafeleri haykıran yan yana durmalarımız? Niye “bütün” olana sırt döneriz de böylesine bölünüp parçalanırız? Şaşırtıcı olan şu ki, bu sorulara verdiğimiz cevaplarla her birimiz, kendi menkıbemiz ve yaşadığımız şartlar dahilinde haklıyız!

Bir başka şaşkınlık sebebim var ki o bütün şaşkınlıklarımı içinde eritiyor. Farklı kutsal kitaplardan beslenip dünyaya meydan okuyan Siyonistler’in, Evanjelistler’in dünyası parçadan bütünü nasıl yakalayabiliyor? Bölük pörçük inanç sistemlerine rağmen 1000 yıllık bir kavgayı hala istikrarla nasıl sürdürebiliyorlar? Haçlı ordularının kostümleri değişiyor, göğüslerine diktikleri Haç (istavroz) sökülüyor da, İslam’a karşı direnç şuurları nasıl değişmiyor?

İşte bunca sorunun ardından, tek Yaratıcı, tek ilahi vahye rağmen bizim halimiz nicedir sorusu şaşkınlığımı körüklüyor? 

Daha kaç yerimizden kırılacağız! Suçsuz ve paramparça ahvalimizi ne ile tamamlayacağız?

Asr-ı saadet günbegün hayal oluyor. Zaman lehimize değil, aleyhimize işliyor. Yalnızca elimizden kayıp düşen cam eşyalarımız kırılmıyor artık… “Pardon” deyip geçilesi bir düşüş değil bu parçalanmışlıklarımız?

Ah ki, inancımız, masumiyetimiz, günahsız zamanlarımız kayıp düşüyor modern zeminlere… Parçalanıyoruz! Un ufak olmuş camdan ince mukaddesatımızın kristalize olmuş parçacıklarından gözlerimize yansıyan şavka aldanıyoruz. Modernite olanca gücüyle projektörlerini üzerimize çevirmiş çünkü…

Zannederek, yanılsamalara kanarak, ışığa körleşmiş pervane misali maddenin ve nefislerimizin etrafında tavaf ediyoruz. Üstelik etrafımızdakiler kötü ve kusurlu, kendimiz iyi ve mükemmeliz zannı ile en büyük yalanı kendimize söylüyoruz…

El Hak! Ve dahi Elhamd! Umutsuz değiliz! Zira hala aynalara utanmadan bakmanın, utanarak dua edebilmenin farkındalığını taşıyoruz!

“Biz yeni hayatın acemileriyiz./ Bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor/ Şiirimiz, aşkımız yeniden” diyor aynı adlı şiirinde şair. Cenneti temaşa etmiş mü’min ruhların bu modern zamanlara acemiliği doğrudur, biçimlendirilecek en önemli husus ise inancımız! Yeniden ve esasına uygun!

Vahdaniyet inancımızı, Hakk ile Hakk’ın vahyettiği hakkaniyet idrakimizi tazelememiz gerekiyor. Görünenden ibaret olmayan hakikatin yüzündeki peçeyi kaldırmaya talip olmak gerekiyor. İşte o zaman belki şairin dokunulmaz atfettiği “suçsuzluğumuz(!)” imanımızdan olacak! Üstelik artık kırılmadan, kırılmaya teşne olmadan!