Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Ne savaş olacak ne müzakere yapılacak

Basra Körfezi’nde son günlerde gerilim tırmanmış durumda. Geçen hafta içinde Suudi Arabistan ve BAE bandıralı iki petrol gemisine sabotajlar yapıldı. ABD, 120 bin askerin bölgeye yığılacağı açıklamalarıyla haftaya merhaba demişti.

Peki, Körfezde ciddi bir savaş riski olacak mı?

Son söyleyeceklerimizi ilk cümlede söyleyelim ve öylece devam edelim. Son süreçte yaşanan gerilim tarafların pozisyonlarını koruma çabasıdır. ABD’nin yaptırımlarını kırmaya çalışan İran, süreci her ne kadar yönetmeye çalışsa da, 40 yıllık tecrübesi bu tür yaptırımları yönetebileceğini gösteriyor, bu yaptırımların eskiye nazaran daha ağır olacağını ve iç kamuoyunda sıkıntılar çekebileceğini gösteriyor.

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, geçtiğimiz hafta içinde Avrupa, Hindistan ve Çin’e ziyaretlerde bulundu. Ziyaretlerin konusu hiç kuşkusuz ki ABDnin uygulamış olduğu petrol, maden ve demir ihracatının sıfırlanmasına yönelik ambargo kararlarını en azından ihtiyaç duyulan gıda ve ilaç ile takas imkânları oluşturmaktı. Hali hazırda İran’ın petrol üretimi günlük 500 bin varilin altına düşmüş durumda ki bu durum ekonomisi petrole dayalı bir ülke olması hasebiyle İran’da ciddi sıkıntılar oluşturmuş durumda. İran şuan itibariyle sadece Çin ve Hindistan’a petrol ihraç edebilir vaziyette.

“Ne Savaş Olacak Ne Müzakere Yapılacak” cümlesi İran devrim rehberi Hamaney’e ait. Hamaney geçen hafta Devrim Muhafızları Ordusu’na yeni atamalar yaptı. Ordu ve polis teşkilatı içinde bazı değişikliklere gitti. Deyim yerindeyse bir yaptırım dönemi yapılanmasına gitti. Muhtemelen bölgedeki ülkelerde bulunan vekil güçlere de hazır olun talimatı verilmiştir.  Körfez ülkeleri, Irak, Yemen, Filistin ve Lübnan’daki vekil güçlerin harekete geçin çağrısı bekledikleri de uzak bir ihtimal değil. Zaten ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun geçtiğimiz günlerde Irak ziyaretinde bu kaygısını dile getirdiği de basına yansımıştı. Bu arada bazı Arap ülkeleri ABD’nin körfeze gelmesinde memnun olacaklarını dile getiren bir deklarasyon ilan etmeleri gerginliğin sürdürüleceğine işaret ediyor.

Peki, savaş olur mu? En kötü senaryo her zaman savaştır, ama savaş seçeneğinin de masada olduğunu asla akıldan çıkarmamak lazım. ABD’nin ilk ateşi yakacağını düşünmüyorum, lakin İran’ı ilk ateşe zorlamak gibi bir çaba içine gireceklerdir. Bunu da dünya kamuoyuna “İran saldırdı” şeklinde lanse edip haklılıklarını savunacaklardır. Ama ABD açık şekilde İran’la olası bir savaşın yeni bir Vietnam olduğunu gördüğünden, İran’ın iç dinamiklerinin harekete geçmesi için çaba sarf edecektir. Rusya Devlet Başkanı Putin’in hafta içinde yaptığı İran açıklaması ise Suriye’de İran’dan rahatsız olduklarına dair bir okuma getirmeli ki o konu da ancak başka bir yazının konusu olmalı. Rusya liderinin açıklamaları İran’ın hayal kırıklığı yaşamasına yol açsa da İran bunu yolun sonu olarak görmeyip yeni bir plan oluşturacaktır.

Kısa vadede bir savaş görünmüyor lakin köşeye sıkışan İran’ın Körfez ülkelerini ve bölgede konuşlu ABD askerlerine yönelik bir saldırı yapmayacağının da garantisi yok. 2020 de yapılacak ABD başkanlık seçimi arifesinde ABD’ye gidecek asker cenazelerinin de Trump’un pek işine yaramayacağı da aşikâr.

Finansman kısmı da bu konuda aşırı bonkör Körfez krallıkları tarafından karşılanılacak bir savaşın kokusu dahi başta petrol fiyatları olmak üzere çok şeyin yerinden oynamasına neden olacaktır. O nedenle tüm taraflar sert güçlerini gösterip karşı tarafı iknaya çalışacaktır. Kaybeden büyük kaybedecek vesselam…