Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Nerede kaldı hayâ, yoksa GÖKLERDE Mİ?

Yavrularımızın hayâsı üzerinde devlet ve millet olarak titreyelim. Çünkü hayâ kalkarsa her iyilik kalkar. Bütün hayırlar hayâya bağlıdır. Yine Peygamberimiz (sav)“Her dinin bir ahlâkı vardır. İslâm’ın ahlâkı da hayâdır” buyurmuşlardır.

İnsan şaşkınlık içerisinde bakakalıyor. Aman Ya Rabbi!

Nereye gitti bizim hayâmız?

Hani, “Utanmadıktan sonra dilediğini yap” hadisi geliyor aklımıza. Öyle buyurmuşlardı O güzel Efendimiz (sav): “Utanmadıktan sonra dilediğini yap, sözü, insanların ilk peygamberden itibaren işittiği sözlerdendir.” (Buhârî, Edeb, 78, VII, 100; Ebû Davud, Edeb, 6, V,148-149.)

Bir kadın elinde sigarayla yaslanmış bir duvara.

Diğeri yine sigaralı ve elinde telefon.

Bir başkası rahat bir şekilde yabancı bir erkekle konuşuyor…

Örnekleri çoğaltabilirsiniz.

Giyim kuşam derseniz; öylesine…

Yıllar önce şu mısraları dile getiren Milli Şairimiz Mehmed Akif, bu halimizi görse ne der acaba?

“Hayâ sıyrılmış inmiş, öyle yüzsüzlük ki her yerde;

Ne çirkin yüzler örtermiş, meğer o incecik perde.”

***

Şimdi gayr-i ihtiyarî diyor insan kendi kendine:

Nerede kaldı hayâ, yoksa göklerde mi,

Bir acı kopar gönlümden, bilmem ne demeli?

Âfâkı kaplarcasına yükselir feryâdlarım,

Kalkıp gelse, ne der acep ecdâdım?

 

Melekler figan ediyor baksana evlât,

Duymaz mısın onları, geriyor sana kanat,

Âh bir bilebilsen bunu yapar mısın hiç,

Ahiret buradan binler defa güç!

***

Ne kadar acı

Evet, ne kadar acı!

Hani nerede iffet ve hayâsından etrafına bakamayan analarımız, genç kızlarımız? Yabancı bir erkeğe bakmamak için yere bakan, o edep timsali kadın ve hatta erkeklerimiz? Bir erkek geçiyor diye yolun kenarında bekleyen ninelerimiz?

Bize ne oldu böyle? Batı’nın çılgınlığı geldi geleli mahvoldu ahlâkımız, hayatımız. Biz bizi unuttuk, kendimizi unuttuk, evlâdımızı unuttuk. Unutmamız gereken o kadar şeyi ise unutmadık. Kardeşliği heder ettik. Ümmet olarak perişan olduk. Rabbim tez zamanda kurtarsın.

Evet. Yanıyor yüreklerimiz ve ağlıyor gözlerimiz. Ne olacak çocuklarımız ve torunlarımız? Bir şeyler yapmalı, bir gayret içerisinde olmalıyız. Yarın Rabbimize ne diyeceğiz?

Hani O güzel Efendimizin (sav) ümmetiydik. O ki; “Çadırdaki bakire kızdan daha utangaç” değil miydi? (Buhari, Edeb 77; Menâkıb 23; Müslim, Fedâilü’n-Nebî 67.)

Kendi adıma söylüyorum kardeşlerim. Gerçekten çok şey kaybettiğimizin farkında olmalı ve toparlanmaya çalışmalıyız.

Çocukluk ve gençlik yıllarımıza gidelim isterseniz beraberce. Nasıl bir utanç vardı değil mi her birimizde? Bir kadın ve genç kız gördüğümüzde önce biz utanırdık. Hürmet ve saygı gösterir, yol ve yer verirdik. Asla ayakta bekletmezdik. Saatlerce süren otobüs yolculuğunda önce kadınlar, sonra erkekler yaşına göre yer bulurdu. Büyük olsak da kadın ve kıza yer vermek uğruna nicelerimiz saatlerce ayakta dururdu. İşte asıl kadına verilen değer bu değil mi?

Şimdi kadın çığırtkanlığı yapanlar, onu ticarî ve şehevî arzularına alet etmiyor mu? Bunu nasıl inkâr edebilirler ki!

Kadının çalışmasına verilen fırsatlar, aslında ona yapılan en büyük haksızlık değil mi? Hayâ ve iffeti alıp götürmüyor mu? Nice aileler de bundan dolayı yıkılmıyor mu? İşyerinde gördüğü biriyle tanışıp yuvasını yıkan nice erkek ve kadın var.

Allah’ı bilen insan O’nu sever ve O’ndan çekinir. Yüreklerde Allah korkusu varsa, ne kendine ne de başkasına zarar verir. Takva hakikati insanı çeker, çevirir. Yarınını yani ahiretini düşünerek yaşar. İşte önemli olan bu manayı o yüreklere serpmek, yerleştirmek. Yoksa Rabbin korkusu olmayan yürek, neye yarar?

İnsan olarak bizler bu manaya muhtacız. Bu aynı zamanda bizim hayâmız. Ne güzel değil mi? Esen bâd-ı sabâ rüzgârları, bunu getirirdi hep bize. Yüzümüzden yüreğimize çalar, bu mutlulukla uçardık göklere. İşte bu iman hakikati idi. Dedelerimiz bu mayayla yoğrulmuşlar ve dünyaya Hakk’ın hakikatini saçmışlar.

Şimdi de gün bu gündür. Onlardan aldığımız manayı gönül ufuklarımıza taşıyalım ve dünyaya Allah’ın emirlerini haykıralım. Rabbimizin verdiği bu fırsatı edep ve hayâmızla taçlandıralım. Yavrularımızın hayâsı üzerinde devlet ve millet olarak titreyelim. Çünkü hayâ kalkarsa her iyilik kalkar. Bütün hayırlar hayâya bağlıdır. Yine Peygamberimiz (sav)“Her dinin bir ahlâkı vardır. İslâm’ın ahlâkı da hayâdır” buyurmuşlardır. (Malik, Hüsnü’l-Hüluk 2, II, 905)

Hani “ar damarı” diye bir deyim var ki, çatlarsa o, hiçbir şey kalmaz geriye. Rabbim ar damarlarımızı muhafaza eylesin!

Hayâ gerçekten insanın süsüdür. Dünya süslerinin onun yanında hiç bir kıymeti yoktur. Günahlar günden güne kişiyi bu ziynetten mahrum eder. Edepli insan en büyük zenginliğe sahip demektir. Kişi toplumda ancak edebiyle değer kazanır. Edep bu yönüyle ilimden de önce gelir. Âlimler de ancak edebiyle ilmini değerli kılar. Aksi halde ilim yok olur gider. Onun için Yunus ne güzel demiş;

İlim meclislerinde aradım, kıldım talep,
İlim geride kaldı, ille edep ille edep.

Yazımızı Allah Rasûlü’nün (sav) şu dualarıyla bitirelim:

“Allah’ım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği istiyorum.”  (Müslim, Zikr 72; Tirmizi, Daavat 72; İbn Mace, Dua 2.)