Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

New York’ta neler gördüm?

Tarihî değerlere sahip olmayan şehirler beni sıkar. Onlardan bir an önce kaçmak isterim. Hele imajı kendisinden önce gelen şehirler büsbütün dayanılmaz oluyor. Bunların başında New York ve Tokyo geliyor. New York modern, sevimsiz gökdelenlerin merkezi. Yaşayanların büyük çoğunluğu göçmenlerden oluşuyor. Belirsiz bir hedefe doğru koşan, arayış içinde sağa sola savrulan kalabalıklar caddeleri doldurmuş.

GÖKDELENLER TARLASI

New York’u ilk gördüğümde bu şehri tekrar görmeye gerek var mı diye düşünmüştüm. Dünyanın en eski ve en çok gökdelenine sahip büyük bir metropol. Empire State binasının 1931 yılında dünyanın en büyük binası olarak yapıldığını duyunca çok şaşırmıştım. Yaklaşık 80 yıl önce bu tür binaların planlanarak yapılması iyi bir hesap kitabın yapıldığını gösteriyor. Özellikle Manhattan’ın ilk yerleşim bölgesinin dışında cetvelle çizilmiş bir şekilde planlandığını görünce her şeyin bir hesaba dayalı yapıldığını anlıyorsunuz. Bir taraftan da insan üzülüyor. Keşke dünyanın en güzel coğrafyasına sahip bu şehir daha estetik, daha zarif planlansaydı. Nitekim New York Şehir Müzesi’nde gördüğümüz planlar ve film de bunun bir ispatı idi. Maalesef New York’u planlayanlar onu gökdelenler tarlası olarak planlamışlar. Zaten New York’ta gördüğünüz her şey düşündüğünüzden daha büyük ve kaba. Fonksiyonel, ancak estetikten yoksun. Bulvarlar, caddeler oldukça geniş ve uzun. Bütün bulvar ve caddeler birbiriyle kesişiyor. Ufak bir matematik hesabıyla ulaşım planını çözmeniz mümkün. Bütün güzergahları doğu, batı, kuzey, güney olarak düzenlemişler.

METRODAN İNSAN PROFİLİ

Metro sistemi de buna göre yapılmış. New York dünyanın en uzun metro ağına sahip bir şehir. Yerin altında eski, bakımsız, ancak sağlam bir raylı sistem var. İstasyonlar eskimiş, trenlerin birçoğu eski. Yeni vagonlar da var, ancak çoğu eski ve çok gürültülü çalışıyor. Bununla beraber trenler çok hızlı çalışıyor. Yolcular kalabalık; her ırktan, her renkten insan görmek mümkün. New York’un insan profilini çıkarmanın en kolay ve kestirme yolu metroya binmekten geçiyor: Çinliler, Japonlar, Asyalılar, Avrupalılar ve Siyahlar.

Bu toprakların asıl sahiplerini ve onların kültürlerini ancak müzelerde görebilirsiniz. Müzelerde maketleri yapılmış Kızılderililerin ne kadar zengin bir kültüre sahip olduklarını anlıyorsunuz. New York metroları Washington’un tersine çok canlı. Herkes birbiriyle konuşuyor, şakalaşıyor. Washington’da herkes resmîdir. Kimse kimseyle konuşmaz. Siyahlar daha dinamik ve konuşkan. Gecenin geç saatlerinde gösteri yapan siyah gençlerle karşılaşırsanız şaşırmayın. Metroda vagona şarkılar söyleyerek binen, gözlerinden ateş fışkıran kızlı erkekli gruplar insanı ürkütüyor. Giyim kuşam ayrı bir âlem… Yerin altı gibi yerin üstü de hareketli. Hele mesai saatlerinin bitiminde her yer insan kaynıyor. Dev binaların arasında adeta yarışıyormuş gibi hedefe koşuyor insanlar.

TİMES SQUARE MEYDANI

Hafta sonları Times Square meydanı insan kaynıyor. Dünyanın her yerinden insan grupları bu meydanda yürümek için yarışıyor. Büyük binaların cepheleri dijital ekranlarla süslenmiş. Dev ekranlarda reklam spotları dönüyor. Burada da bütün markalar birbiriyle yarışıyor. Meydanın dört köşesinden reklamlar sizi esir alıyor. Hangisine bakacağınızı şaşırıyorsunuz. Reklamlar kadar ekranlar da birbiriyle yarış halinde. Burası açık hava reklamcıları için bir laboratuar. Dünyanın en pahalı reklam mecralarının bunlar olduğu söyleniyor. Reklamları seyretmek için oturma platformları oluşturmuşlar. Kapitalizmin göstergesi reklam sektörü burada zirve yapıyor. Binaların altlarındaki barlar, kafeler hınca hınç dolu. Times Square etrafında bulunan büyük gösteri merkezleri yıllardır aynı oyunu sergiliyorlar, ancak yer bulmak kolay değil. Bu açıdan baktığımızda New York’un gösteriler şehri olduğunu söyleyebiliriz.

MÜZELER HAYATIN MERKEZİ

New York’ta görülmeye değer tarihi eser yok ama görülmesi gereken müzeler var. Bunların başında Metropolitan Sanat Müzesi geliyor. Gerçekten zengin bir müze. İslâm coğrafyasından giden çok sayıda eseri de orada görmek mümkün. Özellikle Kızılderililerle ilgili bölüm mutlaka görülmeli. Filmlerde anlatıldığının aksine Kızılderililerin gelişmiş bir kültüre sahip olduklarını göreceksiniz. Diğer güzel bir müze de Tabiat Tarihi Müzesi. New York’a gidince size ilk olarak görülmesi gereken yer olarak 5. Cadde, Central Park ve Özgürlük Anıtı’ndan söz ederler.

5. Cadde modanın merkezi. Bilinen önemli markaların teşhir mağazaları burada. Hattâ 5. Cadde üzerindeki Central Park’a bakan evlerin diğerlerinden daha pahalı olduğu ifade ediliyor. Özgürlük Anıtı New York’un yakınında bir adada bulunuyor. Çok sayıda turist anıtı görmek için gemilerle adaya taşınıyor. Uzaktan bir defa 5 dakika görmek yeterli olur diye düşünüyorum. Central Park da tarihî bir park. Güzel planlanmış, engebeli bir araziye sahip. Birçok önemli gösteri ve olaylara şahitlik etmiş. Biz dolaşırken mavi formalar giymiş bir grup gösteri yapıyordu. Buralarda parklar ve müzeler adeta hayatın merkezi. Bizde müzeler ve parklar soğuktur ve canlı mekanlar değildir. Sanki insanların gitmemeleri için yapılmışlar. Chinatown ve Küçük İtalya görülebilecek mekanlar arasında. Çin Mahallesi’nde Çin’i, Küçük İtalya’da İtalya’yı yaşıyorsunuz. Çin Mahallesi kabalık ve çok canlı. Çok sayıda alışveriş merkezi var. Küçük İtalya’yı daha çok sevdim. Daha düzenli ve gösterişli duruyor.

NEW YORK KİTAP FUARI’NDA KÜLTÜR BAKANLIĞI DA OLMALI

New York Kitap Fuarı’na katıldık. Fuar tamamen profesyonellere yönelik. Halk katılımı yok. Buna rağmen katılım yoğun. Daha çok Amerikan pazarını esas alıyor. 10’a yakın yabancı ülke katılımı da var. Bunların başında Çin ve Rusya geliyor. Dikkatimi çeken konu, bütün kültür organizasyonlarında Rusya ve Çin’in olması. Dillerinin ve alfabelerinin zorluğuna rağmen bu tür organizasyonlara gösterişli standlarla katılıyorlar. Bilemiyorum, bu bir devlet politikası mı. Amerika kıt’a ölçeğinde ülke, biz de Kültür Bakanlığı aracılığı ile tanıtım standıyla katılsak faydalı olur kanaatindeyim. New York Başkonsolosumuzu ve Ticaret Ataşemizi ziyaret ettik. Başkonsolosumuz Amerika’yı yakından bilen, tahsil hayatı orada geçmiş bir diplomat. Yapmamız gereken çok iş, almamız gereken çok mesafe olduğundan söz ediyoruz. Son yıllardaki ekonomik büyümenin getirdiği olumlu yansımaların devam etmesi için daha çok ticaret yapılması gerektiğini vurguluyor.

100 LİRALIK ÜRÜNE 50 LİRALIK HEDİYE

New York’ta büyük alışveriş merkezleri var. Her yer tıklım tıklım. Kıyafetler oldukça ucuz. İyi bildiğiniz markaların ucuzluk tezgâhlarında satıldığına şahit oluyorsunuz. Sanki bu şehirde yaşayanların ortak kültürü alışveriş yapmak. Dışarıdan gelenler de bu cazibeye kapılıyorlar. Turistler ellerinde büyük bavullarla satış merkezlerinde ürün avına çıkmış durumdalar. Adeta batan geminin mallarına saldıran korsanları andırıyor müşteriler. Bir alana biri bedava, 100 lira etiketli mallara 50 lira gibi cazip ödüller de var.

DÜNYA TİCARET MERKEZİ

New York’un son yaşadığı büyük acı, 11 Eylül 2001’de Dünya Ticaret Merkezi’ne saldırı düzenlenmesi. Kimler tarafından nasıl yapıldığı hâlâ tartışılsa bile büyük fatura Müslümanlara çıkarıldı. Yolcu uçaklarının bomba gibi kullanılarak çelik kulelerin yıkılması hâlâ hafızalarımızda. Saldırılarda 3 bine yakın insan öldü. En büyük zayiatı itfaiyeciler verdi. Anlatılanlara göre polis havadan olayın tamamını görüyor ve ekipleri uyarıyor. Ancak itfaiye ile polis arasında irtibat olmadığı için itfaiyeciler uyarılamamış. Yıkılan kulelerin yerine iki tane havuz yapılmış. Havuzların çevresi ölenlerin isimlerinin yazıldığı duvarlarla kaplanmış. Havuzların iç içe geçmiş iki havuzdan oluşması, her tarafından sular akıtılması, olayı anlatmak açısından iyi bir sembolik çalışma. Aynı bölgede New York’un en yüksek binalarının inşaatı devam ediyor.

SİYAHLARIN YURDU HARLEM

New York güvenlik sorunları da yaşamış. Hırsızlık, kapkaçın yanı sıra daha ciddî sorunlar. Hepimizin adını filmlerden, müziklerden bildiği Harlem bir zamanlar girilemez bölge imiş. Burası siyahların yurdu imiş. Aynı zamanda Malcolm X’in, Ray Carles gibi ünlülerin mekanı. Ünlü cazcılar bu bölgede yetişmiş. Malcolm X, hayatını yıllar önce okuduğumda çok etkilendiğim bir isim. Ömrü hem kendisiyle hem de çevresiyle mücadeleyle geçen adam. Harlem’de uyuşturucu, alkol gibi her türlü çirkinliği yaşadıktan sonra hapiste Müslüman olması… Müslümanlığı siyahların dini olarak anlaması… Beyaz adamı şeytan olarak görmesi… Elijah Muhammed’in grubuna dahil oluşu… Mekke’ye gidince Müslümanlığın bütün ırkların dini olduğunu görmesi… Hacdan döndükten sonra mücadele biçimini değiştirmesi ve öldürülmesi… Koca kalın kitaptan satırbaşlarıyla aklımda kalanlar bunlar. Herkese bu kahramanın hayat hikâyesini anlatan kitabı okumalarını, filmini izlemelerini öneririm. Amerika’yı ve siyahları anlamak açısından da film mutlaka izlenmeli. Harlem’den geçerken siyah şoförümüze Malcolm X’i soruyorum. Gözleri ışıldayarak bana bakıyor. Adeta nereden biliyorsun der gibi. Bir caddenin adının Malcolm X Caddesi olduğunu söylüyor. Biraz siyahlardan ve Siyah Müslümanlardan konuşuyoruz. Arabadan inerken büyük samimiyetle bana teşekkür ediyor.

GÖÇÜN İZLERİ

Bütün bu debdebesinin yanı sıra New York büyük sıkıntılar atlatmış bir yer. İlk yerleşimden sonra büyük göçler almış. Sonradan gelenler önceden gelenler tarafından sıkı denetimlerden geçirilerek kabul edilmişler. Ellis Adası Göçmen Müzesi’nde bunların izini görebiliyoruz. Müzenin girişinde o dönem gelenlerin bavulları ve eşyaları sergilenmiş. Bir an 1961 yılında Almanya’ya giden işçilerimiz aklıma geldi. Hani görüntüyü hatırlayın, tahta sandıklarla Almanya’ya gitmek için Sirkeci Garı’nda toplanan insanlar. Müzede seyrettiğim görüntüler de bana yabancı gelmedi. Dişinden tırnağına kadar doktor muayenesinden geçen, mahzun garibanlar. Önce gelenler, beğenmediklerini geldikleri gemilerle geri göndermişler.