Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

“O kadar hızlı yaşadım ki, kendimi unutmuşum”

“Hızlı yaşamaktan düşünememişim, bir şeylerin peşinde koşturmaktan, asıl meselemi unutmuşum. Onun bunun gönlünü yap, kimseyi kırma, aman bir şey eksik kalmasın, el ne der sonra. Ev düzenli olsun, mutlaka akşama yemek üç çeşit olsun, eşarbımın rengi çantama uygun değil, eteğin tonu uymadı onu değiştir. Gezmeye git, sana gelsinler, aman işler yetişsin, eyvah randevuma geciktim. O bana bunu dedi, beni yanlış anladı, ben bunu hak etmedim, çok kırıldım, onu ölsem affedemem. Hâlâ istediğim koltuğu almadın, bana yardımcı olmuyorsun vb. onlarca yüzlerce şikâyet içinde çalkalanıp durdum.”

“Peki sonuç; yuvarlanıp gittim. Ömür nasıl geçti anlamadık diyoruz ya, anlamak için çaba sarf ettik mi, HAYIR. Arada bir nefes alıp durarak, biz yuvarlanıp gidiyoruz ama bu gidiş nereye? Bu hızlı gidişte, taşları yerli yerine oturtarak mı gidiyorum, yoksa hayatı yüzeysel bir yolculuk gibi algılayıp, sadece günü birlik işleri takip edip gerisini es geçerek mi ilerliyorum? Bir memur görevli olarak bir iş için bir yere gittiğinde, sadece yese içse, gezse dolaşsa ve görevini hiç hatırlamasa, yaptığı şeyler de güzel olsa fakat isteneler yapılmamışsa, sizce nasıl bir tablo ortaya çıkar? İşte ben şimdi tam da böyleyim ne yazık ki.”

“Oysa benim, midemi gıda ile beslediğim gibi, aklımı da beni doğru yaşamaya sevk edecek bilgi ile beslemem gerekiyormuş. Ruhumun gıdası olan öğrenmek, öğrendiklerimizle yaptıklarımızı değiştirmek, Allah’a (cc) teslimiyet ve doğru insanlarla teşrik-i mesai içinde olmak vb. gibi hayati donanımları edinmem gerekiyormuş. Onlar olmadığı için bu kadar şikâyetim oluyormuş. Benim sakin bir düşünme zamanına, Allah (cc) benden ne istemişti, şimdi ben o isteğin ne kadarını yapabiliyorum? Sahi ben bu dünyaya niçin gelmiştim? Demeliymişim. Allah (cc) ile aramın iyi olması ve tam da onun istediği gibi olmam için ciddi ve devamlı bir bilgilenme, ciddi bir gayret ve bu istikametin devamı için yoğun kavli ve fiili dua gerekiyormuş.”

“Arada bir şeyler dinlemekle yetindim, Allah (cc) affeder dedim. Fakat hesap edilmesi gereken şey Allah’ın (cc) affetmesinden önce benim doğru bir hayat yaşayarak hem kendime, hem yakınlarıma, hem çevreme hem de dünyaya katkımın olmasıymış. Ben bitki gibi yaşadım ve artık ölüyorum. Ömrüm telâş içinde, şikâyet ve koşturmaca içinde geçti. Hiç yıldızları seyrederek Allah’ı (cc) düşünmedim, hiçbir çocuğun sevincinde masumluğun muhteşemliğini fark etmedim. Hiç yağmur yağarken mis gibi toprak kokusunu içime çekerek yalın ayak çimenlerde yürümedim. Hiçbir kaplumbağada, tavus kuşunda, gece ile gündüzde, hatta nefes alış verişimde, Allah’ın (cc) sanatını düşünmedim. Beynimi, gönlümü hayatımı Allah (cc) ile zenginleştirmedim.”

“Hep kazanıp bir şeylere yetiştirmeye çalıştım. Bir de bakmışım ki kazandığım kadar ihtiyaç çıkarmışım. Fakirler nadiren gündemime gelmiş ve verdiğim üç beş kuruşla kendimi iyi hissederek insanlığımı bitiren yolculuğuma devam etmişim.”

“Ve şimdi seksen yaşındayım. Tükettiğim ve hor kullanarak heba ettiğim hayatıma gözyaşları içinde bakıyorum. Ne ola çocuklarımla bol bol oynasaydım, çocukluklarını yaşatsaydım. Onların esprilerine saçma diyeceğime, çocukça yaklaşımlarıyla ben de onlara neşeyle katılsaydım. Çimenlere uzanıp yıldız saysaydık keşke, keşke. Ah ah, giden günler geri gelmiyor. Aç gezenlere keşke ben ekmeği mi verseydim de azıcık ta tokluktan ağrıyan midem aç kalsaydı. Maaşımda yetimlere harçlık vereydim, onları en güzel restoranlara götürüp gözlerindeki sevinci görseydim.”

“Şimdi, benden çok uzakta ve gönülleri de benim yüzünden hep üşüyen çocuklarımın ve eşimle yaşayamadığımız o kadar güzel fırsatların yoksunluğu ile diyorum ki, Allah’ı (cc) merkeze alarak düşünmeden yaşadığımız her an, pişmanlıkların dağ gibi yığılması demektir. Benim zayıflamış cılız bedenim şimdi o dağın altında eziliyor. Gözyaşlarım yüreğimi ferahlatmıyor. Fakat yine de Allah’a (cc) boynum bükük, ben ettim Sen etme, Sen çoook yücesin deyip mahcubiyetle boyun bükmedeyim. Vesselâm.”