Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Önce öldür, sonra kutla!

Bugün, Birleşmiş Milletler’in ilanı ile kutlanan “Dünya Kadınlar Günü”…

Kadınlar gününe dair bir kaç satır yazmadan önce, BM’nin mahareti olan bir/iki örneğe bakalım: 

Çünkü, Haçlı zihniyetinin arı kovanı hükmündeki BM’in insanlığa dair hayata geçirdiği her proje bir vahşetin perdesi, bir çirkinliğin maskesi…

Hak ve hukuk, söylenmez eylenirken, Haçlı Şövalyelerinin ruhunu diri tutma çabasını sinsice ilerletebilmek için İsevi Batılı milletlerden müteşekkil bu kurum klişeleşmiş, “Demokrasi, barış, insan hakları” kavramlarını ninni formunda besteleyip dünyanın kulağına fısıldıyor. Bu derin uyku neden diye soranlar bilsinler ki, bu ninni asırlardır İslam ve Osmanlı kültüründen beslenmiş bizlerin ruhuna da sirayet etmiş durumda. Çünkü pek azımız işin farkında!

Hangi taşı kaldırsak altından “Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu” çıkıyor olması da bundan.

Güya dünyaya hak ve hukuku servis eden BM’ler ne hikmettir ki, girdiği her yerde derin yaralar açılıyor, katliamlar yapılıyor ve insanlık dışı vahşet dünyanın seyrine sunuluyor.

Çok uzak değil, geçtiğimiz yılın son yarısında Arakan’da, Budistler’in Mynmarlı Müslüman halka uyguladıkları zulüm hepimizin ve hatta duymadım, görmedim, bilmiyorum diyen tüm Haçlı Ülkelerinin gözü önünde cereyan etti. Ta ki Cumhurbaşkanımızın teşebbüsüne kadar. Türkiye’den gelen kararlı ve duyarlı tepki üzerine bir de baktık ki BM, o bölgeden aktif rol çalmaya çalışıyor. Ve hazımsızlığını provoke bir beyanatla dünyaya servis ederek algı operasyonu yapıyor.

Neymiş efendim: Mynmar’dan Bangladeş’e  kaçan Müslüman Arakanlı kadınlar seks kölesi haline getiriliyormuş! Yani, Türkiye’nin vahşete “dur” demesinin feci sonuçları varmış!

Öylesi sığ, öylesi vizyonsuz ve hesapsızca aynı senaryoyu evirip çevirip dünyaya servis ediyorlar ki, daha bir iki gün öncesi BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in sözcüsü Stephane Dujarric, geçen Salı günü düzenlendiği haftalık basın toplantısında, Afrin’de, ‘bombardıman ve çatışmalar nedeniyle bazı sivillerin öldüğünü’ dünya kamuoyuna duyurdu.

Türkiye’nin bulunduğu bölgede faktör olmaktan çıkıp aktör konumuna geçmesinin hazımsızlığını “çamur at izi kalsın” gibi basit fakat bilgi teyidi yapmadan inanma ahmaklığının diz boyu olduğu günümüzde tesiri yüksek yöntemi uyguluyor BM diliyle Haçlılar…

Ve kadınlar gününe gelelim şimdi:

Yıl 1857’dir ve takvimler 8 Mart’ı gösteriyordur. ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başlamış. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi can vermiş.

O tarihten sonra, 1910 yılında Danimarkan’nın Kopenhang kentinde gerçekleştirilen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin’in teklifi ile 1857 yılında öldürülen kadınlar anısına bu tarih “Kadınlar Günü” olarak kabul edilmiş ve BM, olaya el atıp Ulusal bir teklif olarak dünyaya servis etmiş.

Şimdi, 1857 ve/veya daha öncesi, Türk tarihinde böylesi kadınları katleden bir irade, bir yönetim bulabilirler mi? Mümkün değil.

Ki, Roma İmparatoru Iustinianus’un hazırladığı kanunlarda kadının statüsü akıl hastalarıyla bir tutuluyordu.

İngiltere’de ise yakın zamana kadar evlenen kadının mal varlığı kocasına geçiyordu. İngiltere’de kadına mülkiyet hakkı ve akid serbestliği 1870’ten sonra verildi. Evli kadın ancak 1935’te kocasıyla eşit statüye gelebildi.

Şimdi bu Haçlı densizleri, “Birleşmişler” de mazilerinin üzerine bir perde çekerek insan, kadın, çocuk haklarından söz ediyorlarmış. Biz de kutlamaya pek teşne harekete geçiyormuşuz… Vah ki vah!