Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

O’nu seveni severiz

Her şey bittiği gün ve bu dünyadan göçüp gidince birileri arkamızdan “iyi adamdı” derlerse eğer o vakti bu diyardan sadece ve öylece geçip gitmiş de yaşamış olacağız.

Ömürlük bir zamanı tüketmek yaşamak demek değildir bence. Yaşamak daha farklı, daha fazla ve daha manalı bir hal olmalı. Bir duruşu, bir bakışı ve bir çizgisi olmalı insanın. Şöyle uzaktan dahi bakıldığında “bu adam işte şudur ve şuradadır” demeli insanlar. Yani doğru dosdoğru olmalı, olunmalı. Yoksa göründüğüyle söylediği başka, iddia ettiğiyle yaşadığı başka olanlar kendi kör kuyularında kaybolup da giderler.

Bizim gibi adamlar diken gibi batmazlar öyle durdukları yerde. Ya da batmamalı, kırmamalı, eğreti durmamalıdırlar. İnandıkları ile şekillenmiş bir dünyaları vardır. Öyle her kalıba gelmez, her yere girmez ve her an herkes gibi olmazlar. Kompleksli ya da ezilmiş gibi görünmekten, silik durmaktan bahsetmiyorum. Asla öyle değillerdir ve öyle olamazlar, olmamalıdırlar da. Mahcup bir halleri vardır her vakit. Bu mahcubiyet de birilerinden utandıklarından, utanmaları gerektiğinden ya da bir suçları olduğundan değil kendilerinin farkında olduklarındandır. İnanmak biraz da mahcup olmak demektir zaten, kendi suçunu bilmek demektir.

Ama bir yere kadardır bu sükût. Damarlarına basıldığı, mukaddesatına dokunulduğu zaman her biri bir Yavuz her biri bir cengâver oluverir. Bizler Peygamber müjdesine ulaşmak için, O’nun sözü yerde kalmasın diye devlet kurmuş adamların torunlarıyız. O’na dil uzatanın karşısında bir sütun gibi duran, O’na düşman olana düşman olan adamların… O’nun muhabbetiyle diyar diyar gezen ve derdi o yolda ölmek olan adamların torunlarıyız.

Mukaddesat kırmızı çizgidir bizim için. Oraya dokunan, oraya yaklaşan ve ona dil uzatan olduğu zaman haddini bildirmek gerekir ve öyle de olmuştur zaten şimdiye kadar.

Ne tuhaf çok eski zamanlardan beri olduğu gibi şimdi de çıkıp mukaddes saydıklarımıza laf eden adamlar var. Hz. Peygamber’e dil uzatan, O’na ve O’nun yolunda olanlara ağzından salyalar saçarak saldıran adamlar var. Olsunlar, oldular ve olacaklar da. Burada asıl mesele bizim ne yaptığımız ne cevap verdiğimiz ve nerede durduğumuz olmalı.

Şu da var birileri her vakit çıkıp da içlerindeki pislikleri ağızlarından boşaltıp da Peygamber Efendimize saldırıyorlar. Bu şimdinin hikayesi de değil. Daha evvel de vardı, şimdi de var. Lakin bunlar gibi olanların hiçbiri rezil rüsva olmadan gitmedi bu dünyadan. Onların bu denli azgınlığına dur demek, had bildirmek gerekir elbette ama şu da var ki köpek su içmekle deniz pis olmaz.

Yolumuz Hz. Peygamber’in yolu, derdimiz O’nun mukaddes derdi ve aradıklarımız O’nu bulmuş olanlardır. O’na muhabbeti olana muhabbet duyar, O’nu seveni severiz.