Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Orgeneral Hamilton’dan Geert Wilders’e…

102 yıl önce Orgeneral Hamilton, Çanakkale’ye hangi niyet ve amaç için geldiyse, bugün de Rotterdam sokaklarında Faşist/Nazi Geert Wilders zihniyeti Türkler’e, Müslümanlar’a aynı niyet ve amaç için saldırıyor…

“Nerde-gösterdiği vahşetle bu: Bir Avrupalı.”

18 Mart 1915’de Çanakkale’de püskürtülen Batı, bugün Almanya öncülüğünde tüm AB ülkelerini peşine takarak Türkiye’ye yeni bir saldırı dalgası başlatmıştır. Ancak dün olduğu gibi, 17 Nisan’da da Avrupa tüm birliklerini; ajanlarını, provokatörlerini, teröristlerini, siyasetçilerini, gazetecilerini geri çekmek zorunda kalacaktır…

15’lik gençlerin bize emanet bıraktığı Türkiye’de, hiçbir şey eskisi olmayacak. AB, “hasta Türkiye” için can atıyor; bunun için taşları bağlayıp, “at” ve “itleri” serbest bıraktı. Ama Çanakkale’de yenildikleri gibi yenilmeye mahkûmlar…

Bugün Derin Tarih Dergisi’nin Çanakkale Zaferi’yle ilgili hazırladığı bir kitapçıktan alıntılar yapmak istiyorum. Yapacağım alıntılar; askerlerin anne ve babalarına; anne/babaların da cephedeki çocuklarına yazdığı mektuplardan.

Hatice Ana’nın oğlu Kınalı Hasan’a gönderdiği mektupla başlayalım: “Sen babandan aşağı kalamazsın. Ben, senin anan isem, beni ve seni Allah yarattı, vatan büyüttü. Allah, bu vatan için seni besledi. Bu vatanın ekmeği iliklerinde duruyor.

Sen bu ailenin seçilmiş bir kurbanısın. Bizim köyde kurbanlık ayrılan koyunlar kınalanır. Ben de seni evlatlarımın arasından vatana kurban adadım.

Allah, seni İsmail Peygamber’in yolundan ayırmasın.”

Hani Kılıçdaroğlu’nun, “Osmanlı’da kadınlar cahildi. Okuma yazma bilenler çok azdı” diye alaycı ifadelerle eleştirdiği Hatice Ana’nın mektubundan bir bölümdü bu. Kemal Bey’i Çanakkale Zaferi’yle ilgili danışmanlarından yardım almadan bir mektup yazmaya davet ediyorum. Görelim Osmanlı kadını mı cahil, Kemal bey mi?

Bu da Kılıçdaroğlu’nun “şeker bile üretemiyor dediği” bir Osmanlı tebası babanın cephedeki oğluna yazdığı mektuptan bir alıntı; “Bikes (kimsesiz) ve ihtiyar olduğumdan dolayı beni hiçbir vakit düşünme. Şimdi senin kutsal görevin din ve millet hususiyle kutsal makamı muhafaza uğrunda hüsn-i hizmet, ecdadın gibi bu yolda nam kazanmaktır. Oğlum, ya gazi olup avdet (eve dönerek) ya şehit olup dahil-i cennet olmaktır (cennete girmektir).”

Anne/Babalar kınalı kuzularına mektup yazıp, onlara zafere giden yolda cesaret verir, teşvik eder de cephedeki askerler geride bıraktıklarına destek ve moral vermekten geri dururlar mı?

Bu da bir askerin küçük kızına yazdığı mektuptan bir alıntı: “Seni çok göreceğim gelmiştir; lakin askerlik engel oluyor da görüşemiyoruz. Bunun çaresi nedir kızım? Bunun çaresi Cenab-ı Hakk’a tevekkül olup da sabır etmektir. Birbirimize duada kusur etmeyelim. Valideniz namaz kılıyor mu? Şayet kılmaz ise bu tarafa yazarsınız.

İki gözüm kızım.”

Bu güzel alıntılara bir askerin annesine yazdığı mektuptan alıntı yaparak ve dua niyetine kayıtlara düşelim: “Ey Türklerin ulu Allah’ı! Ey öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otları, şu heybetli dağların Halık’ı! Sen bütün bunları Türklere verdin. Yine Türklerde bırak; çünkü böyle güzel yerler, seni takdis eden ulu tanıyan Türklere mahsustur.

Ey benim Rabbim! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri, İsmi Celal’ini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle ve huzurunda titreyerek böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütün mahveyle!”

Dedelerimiz 1915’de bu ruhla General Hamilton’u Çanakkale’den eli boş gönderdiler; torunları da 2017’de Rotterdam, Berlin, Viyana, Parist’te Faşist Nazi Wilders’lerin hevesini kursağında bırakacaklar…