Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Oscar’da mutluluk ve küresel oyuncak kaderimiz!

Beğenelim ya da beğenmeyelim, dünya sinema sektörünün gözü her şubat ayında Hollywood’a çevriliyor. Geri sayım başladı bile. Günbegün yeni haberler, “Oscar’ın habercisi…” festivaller ve beklentiler ve yorumlar…

Oscar’ın neden önemli olduğu aşikâr. Hollywood, sektörel olarak sinemanın merkezi konumunda. Dünya sinema dağıtım ağının en üretken noktası. Küresel kültür emperyalizminin de en güçlü silahı. Ve daha neler neler…

Hollywood gücünü nereden alıyor?

Oscar’da başarılı olmanın formülü ne?

Bu soruların cevabı genel itibariyle aynı olmakla beraber dönem dönem yeni başlıklar ekleniyor.

Öncelikle Oscar’da başarılı olmak için oy kullanacak genel kitlenin hoşuna gidecek bir şeyler yapmalısınız.

Mesela; filminizin festival süreci başladığı andan itibaren ülkeniz hakkında kötü şeyler söylemeye başlarsanız şansınız yükselir.

Küresel sistemin güncel argümanlarıyla alakalı da sivri çıkışlarınız olmalı.

Aksi takdirde işiniz zor.

‘Yahudi Soykırımı’ konusu Hollywood ve Oscar’ın çiğneye çiğneye bitiremediği sakızdır, misal. Her sene mutlaka 2. Dünya Savaşı ve Yahudi Soykırımı’na ucundan kıyısından dokunan filmler yapılır. Çünkü Hollywood’un varlık sebeplerinden biri budur.

Son dönemin en gözde konusu ise ‘LGBT’.

Gittikçe artan oranda Hollywood filmlerinde eşcinsellik ve LGBT içindeki diğer unsurlar işleniyor. Adeta yapımcılar sıraya girmiş de LGBT konulu veya mutlaka LGBT karakteri olan filmler yapmayı kovalıyor. Hemen her filmde bu var. Ve en çok göze gireni, LGBT unsuru dışında da en çok kendinden söz ettireni amacına ulaşıyor.

Bu yılki adaylar arasında bu husus açıkça kendini gösteriyor.

En iyi film kategorisindeki filmlerden Bohemian Rapsody, Green Book, The Favourite neredeyse hikâyesini bu konu üzerine bina etmiş durumda. Diğerlerinde de mutlaka yan hikâye olarak aynı mevzu var.

Geçenlerde bir yapımcımızın “Ülkem hakkında kötü konuşsaydım Oscar’ı almıştım” demesi meselesi biraz farklı. O film ne yaparsa yapsın Oscar’a aday olamazdı. Ancak söylediğindeki doğru şuydu ki; ABD’lilerin (ve elbette bütün olarak Batılıların) en çok hoşuna gidecek şey, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan ve son dönemde Batılıların hiç de hoşuna gitmeyecek bir duruş sergileyen Türkiye hakkında ileri-geri konuşmak her alanda prim yapıyor. Bir sinemacı da dünya festivallerinde ve Oscar’da yer edinmek için bunu yaparsa şansı yükselir. Fekat elbette çok kötü bir filmin böyle bir imkânı olmaz. Belli ayarın üzerindeki filmler ve sinemacılar için bu geçerli.

Sanat, tarihin hiçbir döneminde politikadan gayrı bir şey olmadı, olamaz. Bunda bir beis yok. Ancak sanat eserlerini değerlendirirken, sanatkârın söylemi ve duruşunu eserin önüne geçirmek izanla, vicdanla izah edilebilecek şey değil.

Oscar’da LGBT yapımlarının böylesine çok olması ve taltif edilmesini de bu zaviyeden değerlendirmeliyiz. Zira küresel sistemin yakın gelecek için kurguladığı insan profili için sinemanın işlevi çok önemli. LGBT tarzı yaklaşımların önce normalleştirilmesi, sonra yaygınlaştırılması planlanıyor.

İster kabul edin, ister etmeyin. Küresel organizasyon, LGBT kozunu kullanıyor.

İzleyici bunun farkına varmalı.

Belki daha da önemlisi üreticiler bunun farkına varmalı.

Ve çok çok daha önemlisi, politika üreticiler ve sinema destekçileri bunun farkına varmalı.

Eşya zıddı ile kaimdir. Siz ‘doğru’ya dair üretim yapmazsanız, yanlışı içinde barındıran ürünler doğru addedilir. Doğrunun tanımı değişir. İnsan değişir. Memleket değişir. Dünya değişir.

Bizim medeniyetimiz ve izanımız dünyayı değiştirmeyi hayal ederken, değiştirilmiş dünyanın içerisinde güçlü bir oyun kurucu olmak yerine oyuncak olma durumuna düşmemeliyiz.