Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Oturan Boğa’nın izinde

Bundan beş sene evvel, Türkiye’nin ABD’de yaşayan Kızılderililer’e 200 bin dolar yardım yapacağı gündeme gelmişti.

Bu yardım Amerikan basınında yer alınca Washington Post gazetesi yazarı şöyle bir cümle kurmuştu;

“Galiba Kürtler’in acil kalkınma ihtiyaçlarına vurgu yapacak bir program geliştirmenin zamanı geldi.”

‘Zamanı geldi’ diyor ama zamanı hiç gitmemişti…

Şu önemliydi ki, Türkiye devede kulak kadar olsa da bir yardım faaliyetine imza atmış ve Amerikan basınını tedirgin etmişti.

Kızılderililer bizlere Hollywood filmleriyle beraber okumaktan büyük zevk duyduğumuz Teksas, Tommiks gibi çizgi romanlarda da vahşi olarak tanıtılmıştı.

Yakaladıkları yerde beyazların, zavallı kovboylarımızın kafa derilerini yüzüyor, işleri çobanlık olan bu insanlara saldırıyorlardı.

Ama gerçek hiç de çizgi romanlarda ve Hollywood filmlerinde anlatıldığı gibi değildi.

Amerikalı yazar Benjamin Madley’in California Times’ta, Kızılderililer’in ABD tarafından bilerek ve kasten soykırıma tabii tutulduğu gerçeğini kabul ederek şöyle yazıyor;

 “Kızılderililer’e karşı yapılan katliamlar göz önünde olmasına rağmen gerek ABD hükümeti, gerekse Kaliforniya Eyaleti, Birleşmiş Milletler’in 1848 yılında yaptığı ‘soykırım’ tanımını kabul etmiyor.

Kaliforniya Meclisi, 1850 yılında yerlilerin oy kullanmasını yasaklamış ve jüri seçilmesini engellemişti.

Yerlilerin avukatlık yapması da yasaktı. Çıkartılan kanunlar, Kızılderililer’in hukuk sistemi içerisinde haklarını aramasını imkânsız kılıyordu.

Bu durum, Kızılderililer’e karşı yapılan saldırıların da artmasına sebep oldu.

Çünkü böylece yapılan saldırılarda, saldırganların cezalardan muaf tutulması sağlanmıştı.

Kanunların en önemli sonucu ise, yerlilerin üremesinin engellenmesi ve yerli nüfusunun zamanla ve hızla erimesine sebep oluşuydu.

Yerliler harcanabilir ve ucuz iş gücü olarak kullanıldı.

Los Angeles’taki köle pazarında binlerce yerli köle satıldı, hastalandı ve kayboldu…

Sadece Los Angeles’ta, 1850-1870 yılları arasında yerli nüfus 5693’ten 219’a düşürüldü.

Meclisinin onayıyla en az 24 defa askeri operasyon yapıldı. Saldırılarda 1540 yerli öldürüldü.

Aynı meclis, kanuni düzenlemelerle askeri operasyonlara milyon dolarlık yardımlar yapılmasını sağladı.

Böylece devletin operasyonlara teşviki yerli katliamını hızlandırdı.

1846 senesinden 1873’e kadar olan zaman içerisinde 6560 Kızılderili bu askerî milisler tarafından katledildi.

1852 yılında yerlilerin toprak edinme hakkını durduruldu.

Topraklarına giremeyen yerliler adeta açık hedef haline getirildi.

ABD’li senatör John Weller 1852’de senatoda, “Beyaz adamın çıkarı için Kızılderililer’in yok edilmeleri şarttır. Beyazların ilerlemesi için bu gereklidir” diyordu.

Düzenli öldürmelerden başka şeyler de yaşandı: “Tecavüzler, işkenceler, sivil ve askeri güçlerin köyleri yağmalaması, açlık, sefalet ve ölüme terk…”

Halen yürürlükte olan kanunlar, Kızılderililer’in Amerikan adalet sisteminden geçmişe yönelik haklarını alabilmelerini mümkün kılmıyor.