Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Pencerelere duvar örmüşler, yağmur cama vurmuyor

Cânım kâri, insan bazen sıkılıyor pek çok şeyden. Ya da belki her şeyden sıkılıyor. “Her şey”in biraz abartılı olduğunun farkındayım ben de. Ama yine de “mübalağa da bir anlatma şeklidir” deyip devam edeceğim. Sıyrılacak, sığınacak hatta saklanacak bir yer arıyor çok vakit. Ararsa da buluyor biliyorum zira “Bulanlar arayanlardır” diyen elbette yalan söylemiyor. Ve apaçık söyleyeyim, kendini sırlayacak, kendini saklayacak ve kendiyle olacak bir yer bulanlara hep imrenip duruyorum.

Daha evvel “herkesin bir Hira’sı olmalı” demiştim sanırım sana. Pek bir şey değişmedi bu cümleyi kurduğumdan beri. Ben yine kendimden kaçacağım ama kendimi bulacağım bir Hira arıyorum. Belki yanlış yerlere bakıyor ya da belki buluyor lakin fark etmiyorum ama arıyorum. Belki bulmak nasip lakin aramak gayret…

Kendimi kaybettiğim ya da belki kaybolduğum zamanlar var benim de. Ne yana gideceğimi bilemediğim, bildiğimi de unuttuğum ve hatta unuttuğumu dahi fark edemediğim zamanlar var. Bir boşluğun içinde sadece ve öylece durduğumu zannettiğim zamanlar. Bir kuyunun dibinde her yanım duvarlarla örülmüş gibi geliyor. Yağmurun sesini duyuyor lakin göremiyorum. Pencere yok ve yağmur vurmuyor camlara. Sana da olur mu bilmiyorum ama çaldığım hiçbir kapının açılmadığını, açılan hiçbir kapıdan da giremediğimi vehmediyorum bazen. Oysa ben bir omuzla her kapıyı kıracağımı sandığım zamanlar biliyorum. Hata etmişim, yanılmışım, aldanmışım ve kendimi aldatmışım. Sonra benim girmek istediğim ama nasıl girildiğini hatta nasıl gelindiğini bile bilmediğim kapıların önünde “eli boş gidilmez gidilen yere, boş gelmedim Ya Rabb ben suç getirdim” diyen adamlar görüyorum.

Yola çıkmak yolda olmak demek değilmiş anlıyorum. “Yollar uzun, yollar ince…” diyor zihnimin dehlizlerinin bir yerlerinden çarpa çarpa gelen bir şairin sesi. Doğru söylüyor. Ama kısalmıyor benim yolum. Sonrasını hatırlayamıyorum şiirin. Belki saatlerce düşünüyorum. Masamın üzerinde duran bir kâğıdın üzerinde görüyorum sonra. Hayret etmiyorum artık. Yanılıyor kanaatimce üstat “Yol kısalır aşk gelince…”. Öyle olmasa gerek zira aşk gelmiyor, aşka gidiliyor bence.

Kaçtığım her yerde bir pencere arıyorum yağmuru seyretmek için… Zira dinlemeyi bilirse insan yağmur cama vurdukça bir musiki terennüm eder ve kuşlar ilahi bir şiir söyler… Sonra dikkat ediyorum hepsine. “Bu dünyada” diyorum kendi kendime “duvarlara pencere açmıyor pencerelere duvar örüyorlar…” Ve yağmur şarkı söyleyemiyor, kuşlar hep göç mevsiminde.

Boğuluyor gibi oluyorum. Kapılar hep kapalı ve açmaya takatim yok. Kaçmak istediklerimin tam orta yerinde buluyorum kendimi hep. Olmak istediğimden, olduğumu söylediğimden başka biriyim. Olamıyorum… Bu dünyada sığınacak tek yer bir takkenin altıdır diyorlar ve bana da öyle gibi geliyor. Öte aleme açılan bir kapı. Hangi kapıdan geçileceğini anlıyorum ben. Mezar diye açılan bir kapı var ve girilmiyor öyle isteyince. Ama ah yaşamak… Meğer kollarıma bağlanmış, bileklerime yapışmış kelepçe yaşamakmış… Sonra “Ölmeden evvel ölünüz” diyor içimden bir ses. Kapı açık, ben girmeyi bilmiyorum.

İnsan yaşadıkça çoğalmaz, eksilir… Anlıyorum. Ve kara kuyumun içinde bir pencere arıyorum yağmurları seyretmek için…