Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Pusulan bozuksa kıblen şaşar

Bilgi, yolumuzu hatta içimizi bile aydınlatan ışıktır. Çeşitli vesilelerle zihnimizin kaydettiği ve fotoğrafa dönüşen cümleler, davranışlar ve edindiğimiz tecrübeler, bizi konuşturur ve davrandırır. İçimizdeki kayıtlar, bizden yansıyan ve karşımızdakileri etkileyen mesajlara dönüşür. ‘Her kap içindeki ile terler’ (H. Şerif) buyuruyor Peygamber efendimiz. (sav) Bize yüklenen ve bizim ilâvelerimizle son şeklini alarak yansımaya hazır olan birikimimiz, bizim üslubumuzla bütünleşir. En çok gördüğümüz dil ve üslup kalıplarının şekillendirdiği konuşma tarzımız, giderek bizi tanımlamaya başlar, ‘O şöyledir’ dedirtir. Biz de konuştukça, aşinalığımız daha da artar, artık tarzımız netleşir ve otomatikleşir.

İnsanın en yakın çevresi nereye bakarsa, kendi başı da o tarafa döner. İzler izlere karışır, müşterek paylaşımlar artar. Doğru ve yanlışlar, toplu anlayışın eseri olarak öğrenilir ve fertleri bağlar. Herkes biri birinin doğrularını onaylar yanlışına karşı çıkar. Bu dar çerçevedeki iletişim, insanın hayatının kalıplarını oluşturur. Bazen insanın aklı karışsa da, sosyal onay ihtiyacı ve dışlanma endişesi, ortak tutumu benimsemiş gibi görünmeyi gerektirebilir. Şahıs baş edemeyeceği bir mücadeleye girişmek istemeyebilir. Şimdi soralım;

–          İnsan ne zaman kendi doğrularını test edip başka seçeneklere bakabilir?

–          İnsan ne zaman, çok sevdikleri bile olsa, içine sinmeyen, içinin bir türlü rahat etmediği konularda, ya üzülüp kırılırlarsa endişesi olsa bile başka fikirleri gündeme getirebilir ya da kendi tercihini bildirebilir?

–          İnsan ne zaman, ‘Bunu benim iyiliğim için istiyorsunuz, farkındayım, Allah (cc) razı olsun fakat şu bana daha uygun teşekkür ederim’ deyip kendisine uygun olanı yapabilir?

Sayısını daha da artırabileceğimiz bu sorular; ancak kendisinin çok özel, çok güzel, çok istisna (herkes gibi) ve ihtiyacını sadece kendisinin bilebileceğini anladığında; Allah’a (cc) olan yolculuğunda, Allah (cc) kendi aklını geliştirip, başkalarının fikirlerini dinlese bile, doğruluğuna inandığı şekilde davranmasını istediğini anladığında sorulabilir. Allah’ı (cc) tek ve mutlak otorite olarak bilirse, hesabın sadece O’na verileceği ve sadece O’na itaat edileceğini bilirse sorulabilir.

Bugün anne babalar, ‘Anne babana öf bile deme’ (İsra Suresi) ayetini, anne babanla güzel geçin tarzında değil de, sanki kural koyucu ve hesaba çekici onlarmış gibi, her dediğini yapmak zorundasın gibi algıladıklarında işler karışıyor. Allah’ın (cc) zulüm saydığı şeylerde, anne baba kırılmadan doğru olanı tercih etmek evlâtların boynunun borcu ve Allah’ın (cc) kulları üzerindeki hakkıdır. Anne babadan öğrenilenler kader değildir, değiştirilmesi gerekenler değiştirilebilir, hatta değiştirilmeli. ‘Onlar o kadar biliyormuş, onlara göre o zaman öyle yapmak doğru gelmiş fakat ben şu şeklin daha doğru olduğuna inanıyorum’ diyerek, Allah’ın (cc) razı olacağı tutum tercih edilmeli. Bu arada, ‘Bizim sözümüzü dinlemedin’ diye kırılmalar, küsmeler olabilir, hatta bunun çok örnekleri var. O zaman da evlât, sakin, şefkatli ve sevecen bir şekilde gönlünü alıp açıklama yaparak bildiğini yapmaya devam etmeli. Bilelim ki, pusulamız bozuksa kıblemiz şaşar.