Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol
İsmail Öz

Rol-model yitimi ve dizi dizi tahribat…

Ülkemizdeki dizilerin temel paradigmasının masaya yatırılması gerekiyor aslında. Çünkü sermayesi yerli olanlarda da ciddi sıkıntılarımız var…

Evet, dünyada ABD’den sonra dizi ihraç eden ikinci ülkeyiz. Ticari açıdan memnun olmamız gereken bir tablo bu…

Fakat aynı memnuniyeti içerik olarak ifade etmek mümkün değil. Elbette içlerinde az da olsa değerlerimizi, kültürel kodlarımızı yansıtanlar var; onların hakkını teslim edelim…

Dünyada “yankı” uyandıran dizilerimizin oralarda bizi nasıl temsil ettiği meselesi işin bir boyutunu oluştururken, kendi toplumumuzda özellikle de gençlerimiz üzerinde oluşturduğu tahribatı görmezden gelemeyiz…

Nörologların, psikiyatristlerin beyin dalgaları üzerinde yaptıkları çalışmalar, bize çok çarpıcı hatta içimizi ürperten sonuçlar veriyor… Dizilerde sunulan rol-modellerin taklidi hatta bir bedende tecessüs oluşturması çok can yakıcı sonuçlar üretiyor…

İnsanların TV izlerken alfa modunda, yani pasif oldukları tespit edilmiş. Aktif bir eleştiri getirmekten yoksun bir pasiflikle ekran karşısındayız demek bu… Yani her türlü “gizli propaganda”ya açık olmak demek; oradan ne verilse savunmasız olarak almayı kolaylaştırıyor… Uzun süre ve sürekli tekrar eden bu gizli mesaj bombardımanından bir gencin etkilemeden çıkması da neredeyse imkânsız…

Özellikle de bir karakter arayışında olan gençlerin maruz kaldığı bu yayınlar, onun karakterinde ciddi sarsıntılar oluşturuyor. Kendini ispatlamak isteyen bir genç, dizideki özendiği hayali kahramanı şahsında realize ediyor…

Bu realize etme halinin bazen çok ciddi sonuçları oluyor. Mesela bir mafya karakterine özenen genç, onun filmdeki temsili katliamını, gerçek hayata taşıyor. Bana göre buradan bakıldığında meselenin ne derece vahim sonuçlara gebe olduğu anlaşılacaktır…

Bu sanalın/hayali olanın realize edilmesi LGBT gibi sapık hal tasvirleri için de geçerlidir. Bilimsel veriler, LGBT tarzı yaşamda özentinin ciddi bir payı olduğunu gösteriyor. Buradan bakıldığında karşı karşıya olduğumuz tehlike daha net(filix) anlaşılabilir kanaatindeyim…

TV karşısındaki fiziksel ya da zihinsel pasifliğe bir de dış sermayenin kültürel asimilasyon politikaları eklenince, işin vahameti daha da artıyor…

Değerleri “yapı sökümü”ne uğratan bu zihinsel operasyonlar, insanın en mükemmel duygu aktarıcısı ya da algılayıcısı olan göz aracılığı ile ulaştırılıyor üstelik…

“Anlam izleği”nden koparılan bir genci, sahasına katmak isteyen her sû-i niyet, artık çok sofistike araçlarla saldırıyor. Bununla başa çıkmanın yolu ise topyekûn bir farkındalıktır…

Kültürel kodlarımıza saldıran virüslere karşı sağlam bir koruma gerekiyor. Anne babaların bu noktada ve en önde rol-modeller olmaları çok önemli…

Devletin izleyeceği yol ise bir milletin geleceğe kendini, kendisi olarak taşıması üzerine olmalı…

Geleneksel rol-modellerimizi yitirirken, bize ait olamayan türedi kişiliklerin dizi dizi tahribatını hiç kimse duyarsız kalamaz; üstelik de “yok” olma pahasına…