Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Santiago Stadında Filistin Futbol Takımı

2 Ağustos 2013 Cuma

Santiago-Şili

Şili Devlet Arşivi’nde El Turkolar

Şili Devlet Arşivleri’nin müdürüyle saat 9:30’da buluşarak arşivin yeni binasına gidiyoruz. Yeni binanın yanında devlet kütüphanesini görüyoruz. Arşivin girişinde binanın yöneticisi  bir hanım efendi bizi karşılıyor. Sonra arşiv evraklarının üst katlarda olduğunu oraya  çıkmamız gerektiğini belirtiyorlar. Arşivin uzmanı genç bayan arşiv belgelerini büyük bir titizlikle getiriyor. Elinde eldivenleri var. Çeşitli listeler gösteriyor. Bazı defterlerde vatandaşlık işlemleri  var. Türkiye’den gelmiş bir Yahudi ailenin evraklarını görüyoruz. Vatandaş olabilmek için çok sayıda işlem gerekiyor. Arşiv uzmanı Karin Peraira’nın gösterdiği listede Şili’ye  en eski  geliş 1897 görünüyor. Bir sürü evrak görüyoruz. Sonra kendi röportajını arşiv belgelerinin olduğu bölümde yapıyoruz. Çekimin sonunda son soru olarak çalışmalar sırasında rastladığı bir ilginç bir olayla karşılaşıp karşılaşmadığını soruyorum. “Tabii” diye cevap veriyor.”Ailemin belgelerini buldum. Kendileri Suriye’nin Humus şehrinden gelmişler.”  Bu ve benzeri birçok olayla karşılaştık. Konuşmaların başında konumuzla ilgili resmi bilgi veren insanlar konuşmanın sonunda kendilerinin de Suriye, Lübnan bölgesinden olduklarını ifade ettiler. Bu durum bende şu duyguları uyandırdı. Göçmenlerin büyük çoğunluğu kendilerinin göçmen olduğunu söylemiyorlar. Bunun iki nedeni olabilir. Birincisi aileden gelen kendilerini ifade etme çekingenliği ya da tamamen asimile oldukları için kökenlerini ifade  etmenin önemli olmadığını düşünüyorlar. 

Santiago Selam Mescidi

Şili Devlet Üniversitesi’nde Arap Kültür Merkezi

Arşivdeki çekimleri tamamladıktan sonra dün güvenlik nedeniyle ulaşamadığımız Şili Üniversitesi Arap Merkezine gidiyoruz. Merkez kampusun içinde tek katlı bir barakadan oluşuyor. Tıpkı Ankara Üniversitesi Latin Amerika Merkezi gibi. Merkezin kapısında gördüğüm duyurular içinde hat sanatı ve Mevlevilikle ilgili olanları dikkatimi çekti . Merkezde asıl röportaj yapacağımız Filistin asıllı hoca ameliyat olduğu için orada bulunan başka bir hocayla konuşuyoruz. Bu hoca da Filistin asıllı. Hocayla Şili’ye göçü ve göçmenlerin ekonomik, sosyal ve kültürel durumlarını konuşuyoruz. Prof. Dr. Kemal Cumsile üniversiteyi İtalya’da okumuş. Öğrenci arkadaşları kendisine Türk gibi sigara içiyorsun diye takılıyorlarmış o da “Yüz yıllar boyu Türklerle beraber yaşadık. Ben de bir Türk’üm bundan daha tabii ne olabilir” diye cevap veriyordum. Aynı zamanda müzikolog olan Kemal hoca Dede Efendi, Itri’nin yanı sıra günümüz sanatçılarından İbrahim Tatlıses’i de dinlediğini anlattı.

Selam Camii’nde cuma namazı

Saat 12:00 Selam Camii’nde Şili İslam Merkezi’nin Genel sekreteri  Muhammed Sait Rumi beyle randevumuz var ancak biraz geç kalıyoruz. Cuma namazından önce Muhammed beyle caminin içinde çekim yapıyoruz. Muhammed beyin ailesi bu camiyi yaptırmış. O da Suriye asıllı. Muhammed Bey 70’inden fazla görünüyor. Rumi soyadının Mevlana Celaleddin Rumi’yle bir bağlantısı olup olmadığını soruyorum. O da Rumi’nin manasının sarışın anlamına geldiğini belirtti. 

Röportajdan sonra cuma namazını bekliyoruz. Cemaat yavaş yavaş geliyor. Cami doluyor ve  kürsüde sakallı bir hoca güzel Arapçayla vaaz ediyor. Çok etkileyici bir hitabeti var. Sonra genç bir adam temiz ve etkili bir makamla ezan okudu. Namazı kalabalık bir cemaatle kıldık.

Santiago Stadyumunda Filistin-Şili Ünivresitesi Futbol maçı

Sonra Sefarad Yahudilerinden İstanbul kökenli  mimar Sami de Mizrahi Dinar Bey’le bürosunda görüşmeye gittik. İstanbul’la irtibatları devam ediyor. Sefarad Yahudilerinden 200 aile Şili de yaşıyor.

Santiago caddelerinde

Santiago’nun ana caddelerinden birinde Atatürk büstü var. Büstün arkasında fıskiyeli bir park bulunuyor. Burası Santiago’nun iyi caddelerinden birisi. İlaç almak üzere eczaneye giriyoruz. Kamerayı görünce  konu nereli olduğumuza, ne çekimi yaptığımız konusuna geliyor. Konu onlara da ilginç geldi. Sonra ayrıldık bir müddet sonra rehberimiz Recep Bey cüzdanını kaybettiğini söylüyor. Güney Amerika’da ortak konu hırsızlık. Gittiğimiz her yerde ilk uyarı çantalarımıza, ceplerimize dikkat etmemiz istendi. Hatta güvenlik uyarısı fazla yapılınca insan herkese potansiyel hırsız gözüyle bakmaya başlıyor. Cüzdanın nerede olabileceği hakkında biraz fikir jimnastiği yapıyoruz. Sonra eczane de unutmuş olabileceği düşüncesiyle geri dönüyoruz. Recep bey umutsuz cüzdan gitti diye. Eczanede olsa bile orada çalışanlarında alabileceğini ifade ediyor. Gene de bir bakalım diyorum. Gerçekten cüzdanı eczanede tezgahın üstünde unutmuşuz.  Recep duruma biraz şaşırmakla beraber cüzdanı bulmanın mutluluğunu yaşıyor.

 Türklerin organize ettiği iftar yemeği için lüks bir otele gidiyoruz. Yaklaşık yüz  kişilik bir katılım var. Türkiye Büyükelçisi Hayati Bey ve bir iki ülkenin yetkilileri de iftarda. Bizi Türklerin olduğu bir masaya oturtuyorlar. İftar saati masada bulunan esnaf kardeşlerimiz birazcık acele ederek garsonları kızdırıyorlar. Muhasebeci olduğunu söyleyen bir beyefendi 6 yıl önce Müslüman olduğunu ve yirmiye yakın insanı da Müslüman yaptığını anlatıyor.

Santiago’da bir Türk dükkanı

Santiago’da yeni El Turkolar Mahallesi

3 Ağustos Cumartesi

Yeni El Turkolarla görüşmek üzere Türk Mahallesi diye adlandırılan 15 kadar esnafın bulunduğu bölgeye gidiyoruz. Esnafın büyük çoğunluğu Manisa Turgutlu’dan, diğer bir kısmı Kayseri’den kalanları Anadolu’nun farklı yerlerinden. Büyük çoğunluk ikinci el giysi eşyaları satıyorlar. Enteresan bir iş yapıyorlar. ABD’de de kiliselere yapılan bağış kıyafetleri toplanıyor, temizleniyor, niteliklerine göre tasnif ediliyor. Sonra gemiler vasıtasıyla Şili’nin kuzeyinde serbest bölgeye geliyor. Orada ambalajlanarak Santiago’ya getiriliyor. Buradaki dükkânlar vasıtasıyla satışı yapılıyor. Küçükte olsa bir koloni oluşturuluyor. Bir birini taklit eden ve aynı işi yapan dükkânlar var etrafta.  Önce gelenlerin sonradan gelenlerden şikâyet ettiği bir durum söz konusu. Büyükelçinin söylediğine göre 70-80 milyon dolarlık yıllık cirolar yapılıyor. Her ne kadar Türk Mahallesi dense de depo tarzı dükkânların olduğu bir yer. Dükkân tabelalarında Türkçe isimler dikkat çekiyor. Bu yeni Turcoların hikâyesi en fazla 20 yıla dayanıyor. Bir kısmının geliş sebebi eş durumundan.

Şili Devlet Arşivi Türkiye Defteri

Patronata Mahallesi

Yeni Türk Mahallesinden ayrılıyor eski El Turcolar’ın yaşadığı Patronata’ya gidiyoruz. Bu mahallenin en yaşlısı Filistinli bir amcanın yakında oturduğunu öğreniyoruz. Bu bizi heyecanlandırıyor. Hemen görüşelim istiyoruz ancak amcanın rahatsız olduğunu ve konuşamayacağını öğreniyoruz. Sonra Lübnan bayrağı sedir ağacı logolu bir lokantaya giriyoruz. Genç bir adam bizi güler yüzle karşılıyor. Vitrinde baklava, kadayıf, tulumba tatlısı gibi aşina olduğumuz tatlılar var. Biz kendisi ile konuşurken Arapça konuşan bir grup içeri giriyor. Konuyu duyunca heyecanlanıyorlar.

Sonra döner satan Ürdünlü bir amcanın lokantasına giriyoruz. Arapların deyimi ile “çavurma” satıyor. Müşteriler yoğun… Dükkânın ismi Şehrazat.

Ortodoks Kilise’sinde gündem Türkiye

Bir kaç sokak ileride Ortodoks Kilisesine gidiyoruz. Kilisenin önünde bir kaç kişi dolaşıyor. İçeride cenaze olduğunu söylüyorlar. Cenazeye definden önce ne tür bir işlem yapılıyor diye merak ediyorum ama zor bir durum. Papazın işinin bitmesini bekliyoruz. Sonra papaz Gourgues Abed le konuşuyoruz. Kendisi Suriye asıllı. Türkiye’nin önemine dair güzel şeyler söylüyor. Sonra Başbakan’ın Heybeliada’daki papaz okulunu neden açmadığını hani herkese özgürlük olacaktı diye sitem ediyor. Dilimiz döndükçe kendisine bazı izahlarda bulunuyoruz.  Sonra bize yakında bir göçmen anıtının bulunduğunu söylüyor. Sonra anıtı kalabalık bir ışıklı trafik kavşağında buluyoruz. İlginç bir anıt bir beton bloğun bir tarafından hareket halinde olan bir insanın diğer taraftan bir kısmı çıkmış durumda. Güzel ifade edilmiş. Göçmenler gibi yarısı geride diğer yarısı burada. Yani iki arada bir derede kalmayı çok iyi anlatıyor.

Santiago’da yeni nesil turkolar

Santiago Stat’ında Filistin-Şili Üniversite takımının maçı

Bu gün Filistin Takımının maçı var. Ona yetişmek için acele ediyoruz. Maçın Filistin’in sahasında olacağını ancak stadın nerede olduğunu bilmiyoruz. Önce kulübün bulunduğu yere gidiyoruz. Orada sosyal tesisler ve tenis maçları yapılıyormuş. Stadın başka bir yerde olduğunu öğreniyoruz. Gene hızlı hareket ediyoruz. Filistin Stadını buluyoruz. Ancak etrafta kimseler yok. Ya maç yok veya başka bir sahada oynanıyor. Zaten birazcık gariban stadı gibi duruyor. Önce dışarıdan çekiyoruz. Stadın içini de çekelim diye, gözüm bir yetkili arıyor.  Ancak in cin top oynuyor, kimseler yok. Ufak bir duvardan çıkarak stadı görüyoruz. Hızlı bir kaç detay aldıktan sonra maçın oynandığı milli stadyuma yetişmek için yola çıkıyoruz. Ancak stada nasıl gireceğimiz konusunda farklı hesaplar yapıyoruz. Stada girmeden önce park yerini halletmemiz lazım. Burada değnekçiler devreye girdi. Orta yaşlı bir amca park yeri gösterdi. Kendisinin dürüst olduğunu göstermek için parkın yerinin yakınındaki evini gösteriyor. Maç başlamış. Biletleri alıyoruz ancak kamerayı da sokmamız lazım. Önce izin nasıl alırız diye soruyoruz. Canlı yayın yapan arabanın olduğu yerden alabileceğimizi söylüyorlar. Güvenliği geçtikten sonra izin için bürokrasi yaparlar endişe ise doğrudan stadyuma giriyoruz.  İçerde bize kapalı tribünün olduğu bölgeyi gösterdiler. Buradan çekim yapıyoruz kimse bir şey sormuyor. Stat çok dolu değil. Maç, Şili Üniversitesi takımıyla Filistin takımı arasında. Az sayıda Filistin taraftarı da maçta tezahürat yapıyor. Maçın ilk yarısını görüntülüyoruz. Bu arada güneş stadın arkasındaki dağlardan tepeleri bakır rengine dönüştürerek batıyor. Yanımıza aldığımız bisküvilerle orucumuzu açıyoruz.

Latin Amerika’da Osmanlı izleri: El Turko-11