Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

Şarktan gelen petrol

İran ile Suudi Arabistan arasında vuku bulan krizle birlikte İran’da büyük bir geri adım süreci başladı. İran, olayın iki ülke arasında çıkan bir krizden ibaret olmadığını ve canı isteyince ortalığı karıştıramayacağını çok iyi kavradı. İran’ın son tutumu ve Cumhurbaşkanı Ruhani’nin Suudi Arabistan Elçiliğini ateşe verenlerin yargılanmasını istemesi, birçok ülkenin girişimiyle Suud ve İran arasında bir arabuluculuğa rıza göstermesi, bütün bunlar İran’ın uluslararası kırmızı çizgileri çiğneme planının hemen arifesinde gerçekleşti.

İran ile Suudi Arabistan arasında patlak veren son krizin Suriye meselesiyle hiçbir alakası yoktur. İki ülke arasındaki atmosferin İran’daki Suudi Arabistan Elçiliği’ne düzenlenen saldırı öncesindeki duruma döndürülmesi için uluslararası arabuluculuk girişimlerinin çok sayıda ortaya çıkması, Suriye meselesinin görüşmelerde gündeme gelmeyeceğini göstermektedir. Zira, bu iki ülke arasındaki kriz, büyük ülkelerin ekonomik yapılarını ve petrol piyasasını yakından ilgilendiren çok yönlü küresel bir krizin anahtarı konumundadır.

İşte, asıl olay burada başlıyor. Birçok ekonomi araştırmasının da ortaya koyduğu üzere, kendisine uygulanan ambargonun kalkması durumunda piyasaya girecek olan İran petrolü, dünya petrol piyasalarında keskin düşüşlere, hattâ yıkılmalara yol açacak.
Çünkü petrolün varil fiyatı 20 dolar seviyesine düşecek. Araştırmaların da vurguladığı üzere, İran kuşatma yılları boyunca yüksek miktarda petrol üretmeyi ve petrol ürünlerini zenginleştirmeyi başardı. Modern platformlara kavuştuktan sonra İran, küresel piyasaları boğacak miktarda çok petrolü piyasaya arzedecektir. Bu da İran’a uluslararası alanda imtiyazlı bir konum kazandıracaktır. İşte bu yüzden, dünya ekonomisin anahtarlarını elinde tuttuğu zannıyla İran Suudi Arabistan’a karşı zorba tavırlar takınabilmektedir.

Oysa İran dünya piyasalarında petrolün 20 doların altına düşmesinin ne anlam ifade ettiğini henüz yeterince kavrayabilmiş değildir. Bu durum İran petrol ürünlerinin çok ucuz fiyatlarla piyasaya arz etmesinden ve böylece Suudi Arabistan ekonomisine darbe vurmasından ibaret değildir. Bilakis bu adım, İran’ın dünya piyasalarında deprem oluşturma girişimi olarak algılanmıştır. Zira, petrol fiyatlarındaki keskin bir düşüş küresel çapta bir ekonomik krize yol açacaktır.

İran ile Suudi Arabistan arasındaki krizin yansımalarını şu şekilde okumak mümkündür: Hindistan ve Çin gibi gelişmekte olan sanayi ülkeleri petrol fiyatlarının düşmesinden dolayı kârlı çıkacaktır. Bu düşüş onların endüstriyel üretim kapasitelerini artıracaktır. Bu da o ülkelerin ticaret dengelerinde onların lehine, Amerika ve Avrupa’nın aleyhine köklü değişimlere neden olacaktır. Bu da Amerika ve Avrupa’nın ihracat ürünlerinde büyük kayıplara sebebiyet verecektir. Bununla da kalmayıp gerek Amerika’da gerekse Avrupa ülkelerinde işsizlik had safhaya ulaşacaktır. Ve nihayetinde Amerika ve Avrupa ekonomik durgunluk içine girecektir. Böylesi bir süreç küresel arz ve talep dengelerini altüst edecek ve sonuçta büyük çaplı küresel bir ekonomik kriz kaçınılmaz olacaktır.

Kanaatimizce Çin küresel ekonomik bir durgunluğun doğurabileceği tehlikeleri idrak ettiğinden, derhal İran ile Suudi Arabistan arasında arabuluculuğa soyunmuştur. Esasında bu tam bir arabuluculuk girişimi değildir. İşin aslı şudur ki; Çin İran’a dünya ülkelerinin ekonomileriyle dilediğince oynayamayacağı yönünde çok açık mesajlar vermiştir. İran da bu mesajları çok hızlı ve doğru şekilde okumayı bilmiştir. İşte bu yüzden anında en yüksek makamdan beyanat vererek Suudi Arabistan Elçiliği’ne saldıranların yargılanacağını ilan etmiştir.

İran’ın Suud aleyhtarı söylemini tırmandırmaktan vazgeçip geri adım atacağı kanaatindeyim. Batı’nın gözünde İran’ın konumu şudur: Mevcut hayalet güçler birbirini tüketene ve tam bir temizlik yapılana kadar İran Irak’ta kalmalıdır. İran’ın hayalini kurduğu büyük yeni bir imparatorluğun bölgede doğma ihtimali büyük devletlerin çok da umurunda değildir. Bu aşamadan sonra İran, uzun bir hülyada yaşamış olduğunu anlayacaktır. Çünkü onun bu hülyası büyük devletlerin menfaatlerine kurban edilecektir.
Çeviri: Fethi Güngör