Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Sen Ümran’ı tanıyor musun kızım?

Hayat bir yol kızım, çok uzun değilse de öyle zannedilen bir yol. Ve yollar gerçekten yalnız yürünmüyor. İnsan yanında biri olsun istiyor, onu dinleyen biri, anlayan biri, hatırlayan biri olsun istiyor. Olmazsa şayet kanatsız bir kuş misali, uçmaya mecbur olup uçamıyor. Denizde boğulan bir balık gibi, kendi içinde ölüyor, kendi gönlünde, kendi cennetinde cehennem yaşıyor. Elleri kırık bir hattat gibi, gözleri kör bir ressam gibi… Ölmüyor belki ama yaşamıyor da.

Ümran’ı tanıyor musun sen kızım? Nereden tanıyacaksın ki! Hatırlayamazsın bile. Hem onu gören onu bilen insanlar bile muhtemelen unutmuşlarken sen nasıl olacak da hatırlayacaksın? Belki de tanı ve öğren diye yazıyorum sana bunu. Senden birkaç yaş büyüktü Ümran. Halep diye bir şehir var kızım. Çok uzakta değil yabancı bir toprakta, başka bir diyarda falan değil. Bizim toprağımız, bizim memleketimizde. Halep diye bir yer var kızım. Bizim şehrimiz. Asırlarca huzur içinde kardeşlerimizin yaşadığı Halep. Güzel Halep. Bunları kaç yaşında okuyorsun bilmiyorum ama Halep’i görmeni mesela çok isterim kızım. Bilmeni, tanımanızı mümkünse gitmeni ve görmeni isterim aslında Saraybosna’yı, Gazze’yi, Karabağ’ı, Halep’i… Hiç olmazsa okumanı, bilmeni isterim. Sağır ve dilsiz ve sessiz büyümeni istemem mesela. Tarihini bilmeni isterim. Kim olduğunu, kim olabileceğini bilmeni…

Halep de öyle işte. Sivas kadar bizim, Urfa kadar, Antep kadar, Erzurum, Bitlis ve İstanbul kadar bizim. Şimdi üzerinde kara bulutların olduğu, evlerin bombalarla vurulduğu Halep. İşte oralıydı Ümran. Bombalanmış evlerinin enkazından çıkardılar çıkaramadıkları kaç çocuğun yanından. Yüzünden kan akıyordu kızım Ümran’ın. Bir ambulansın kocaman koltuğuna oturttular. Hiç konuşmadı Ümran, hiç sesi çıkmadı ve dünyanın vahşetine inat ve sanki hepimizin bu merhametsizliğine söver gibi hiç ağlamadı. Oysa yüzünden kanlar akıyordu. Sadece elini yüzünden akan kana değdirdi. Ve baktı elindeki kana. Hayretle ve masum bir halde sadece eline bulaşmış kana. Ve ben bana bir şey söylemek istiyor zannettim, sadece bana bir şey söylüyor gibi… Ya da ne bileyim dünyanın bunca gürültüsü içinde hiç ses çıkarmadan, hiç ağlamadan ve hiç konuşmadan bir şey soruyor gibi geldi bana. Babası neredeydi Ümran’ın, neden ellerinden tutmamıştı, neden yüzünü okşamamıştı ve neden Ümran babasına sarılıp da ağlayamamıştı? Neredeydi Ümran’ın babası? Ümran hiç ağlamadı kızım. Sadece kızıl bir renge boyanmıştı ufacık parmaklarına baktı ve sustu… Hayatımda gördüğüm en anlamlı susuştu. Dünya nasıl oldu da yıkılmadı, yer yerinden nasıl oynamadı, yıldızlar nasıl yere inmedi o an, inan anlayamadım kızım.

Ben Ümran’ın yüzünde senin yüzünü gördüm kızım. Onun gözlerinde senin gözünü gördüm.

“Bunları bana neden anlatıyorsun ki?” diye soruyor olabilirsin şimdi. Belki de haklısın. Ama sadece görmeni ve bilmeni istiyorum. Ve merhamet etmeni. Zira ben merhameti de senden öğrendim.

Ve unutma, şiirler oku kızım ve dua et… Ki güzelleşsin dünya.