Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Seslerin tavafı ve kutsal hissedişler

Sesler yükseliyor yanımızdan yöremizden.

Suskunluğumuzun kapısı zorlanır oldu.

Sessiz kalmak dilesek bile, seslerin istilasına uğruyor ruhlarımız.

 

Yolda, işyerinde, kahvelerde, ulaşım araçlarında, bilgisayarlarımızla, telefonlarımızla uğultular arasından sıyrılıyor bedenlerimiz.

 

Dertleşme, siyasi tartışma, fikir teatisi, günlük konuşmalar, hatır soruşlar, ticari sorumluluklar, merak dozajımız derken yorgun argın varıyoruz evlerimize.

“Dertlilerden, muhaliflerden uzak mı dursak ne?”

 

Doyamıyoruz yorulmalara, salonumuza adımımızı atar atmaz, televizyon kumandasına yöneliyoruz. Üstelik arabada dinlediğimiz radyodaki sesler gitmemişken kulaklarımızdan…

“Hay aksi! O şarkıyı kim söylüyordu!?”

 

Ses ve söz fırtınasına yakalandığımızın bile ayırdında olamayışımız ise ayrı bir vakıa!

 

Olması gereken böylesiymişçesine itirazsız savruluyoruz, nereye varacağımızı pek umursamadan.

“Kayboluyor muyuz ne!?”

 

Bir gürültü anaforu içinde algılarımızla oynanıyor, bizde paşa gönlümüzle talip oluyoruz.

 

Sonra da anlam kaymalarından, yanlış anlaşılmalardan, derdimizi anlatamamaktan hayıflanıp duruyoruz.

 

Dahası öylesine güçlü ve katledici bir ses ve söz bombardımanı altındayız ki, tahammül eşiğimiz zorlanır oluyor, sevdiklerimizin sesine.

 

Mahrem saadetimiz çalınıyor gürültüyle, pek aldırmıyoruz.

“Aa, niye kapıyı kapatmadınız çocuklar? Tabii hırsız girer!”

 

Ses ve söz bir çember misali dönüyor etrafımızda.

 

Tavafa durmuş uğultular arasında kaldıkça, kendimizi kutlu sayıyoruz belki de…

 

Belki de, sesin ve sözün etrafımızdaki semasından sarhoş olmuşuzdur kim bilir…

“Şu hipnotize eden ışık da ne? Kelimelerin tennuresi mi?”

 

Bizi kendimizden geçiren bu ahval içindeyken, “hakikat” ayak uçlarına basarak çıkıp gitmiş sanki kalbimizden.

 

Keza, terki diyar eylemiş sadra şifa derde deva cümleler aklımızdan. “Söz altınmış da sükut gümüş müymüş!?”

 

Hâlbuki insan, İlahi kelama kulak kesilsin, Vahy-i İlahiye muti olsun, hakikatin etrafında kalbini tavafa ram eylesin diye yaratılmamış mıydı?

 

Öyleyse nedir bunca gürültü!?

Neden uykularımız bölünüyor sessizlikte?

 

***