Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Şükreden kullar ve nankörlük edenler

Şükreden kullardan olan Süleyman (as), Sebe Melikesi Belkıs’ın tahtını o gelmeden evvel getirtmek istedi ve bunu adamlarına söyledi. Daha sonra bir göz açıp kapanmadan evvel onu yanında buluverince Rabbine şöyle diyerek şükretti:

“Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir.” (27 Neml 40)

Şimdi hadislerde geçen bir kıssaya bakalım:

Ebû Hureyre (ra) der ki; Hz. Peygamber’i (sas) şöyle söylerken işittim:

İsrâiloğulları’ndan abraş (alaca derili), kel ve kör üç kişi vardı. Allah bu üç kişiyi imtihan etmek istedi, kendilerine bir melek gönderdi. Melek abraşa geldi ve “Hangi şey sana daha sevimlidir?” dedi. Abraş, “Güzel renk, güzel deri ve halkın benden iğrendiği abraşlığın giderilmesi” dedi.

Melek onun vücudunu sıvazladı, hemen üzerindeki iğrenç görüntü kaybolarak, kendisine güzel bir renk verildi. Melek, “Hangi mal sana daha sevimlidir?” diye sordu. O, “Deve” dedi. Kendisine on aylık gebe bir dişi deve verildi. Melek ona, “Allah bunu sana mübârek eylesin” dedi.

 Sonra melek kel kişinin yanına gitti. “En çok hangi şeyi istersin?” diye sordu. Kel, “Güzel saç ve halkın benden tiksindiği şu kelliğin benden gitmesini” dedi. Melek onu sıvazladı. İğrenç görünüşü kaybolarak kendisine güzel saç verildi. Melek ona, “en sevdiğin mal nedir?”, diye sordu. Adam “inek” dedi. Kendisine gebe bir inek verildi. Melek ona, “Allah bu ineği sana mübârek eylesin” dedi.

Daha sonra melek kör adamın yanına geldi ve “Hangi şey daha çok hoşuna gidiyor?” dedi. Kör, “Allah’ın gözümü bana iade etmesi ve insanları görebilmem” dedi. Melek onu da sıvazladı. Allah da ona gözünü iade etti. Melek, “Hangi mal daha çok hoşuna gider?” dedi. Kör, “koyun” dedi. Ona da kuzulu bir koyun verildi.

Onların deve ve ineği yavruladı. Bunun da koyunu kuzuladı. Birinin bir vadi dolusu devesi, öbürünün bir vadi dolusu ineği, ötekinin de bir vadi dolusu koyunu oldu.

Bir müddet sonra melek adamın iyileşmeden önceki eski kılığına girerek abraş kişiye geldi ve ona, “Ben fakir biriyim, yolda kaldım. Bugün gitmek istediğim yere varmak, ancak önce Allah’ın sonra senin sayende olacak. Sana güzel renk, güzel ten ve çokça mal veren Allah hakkı için, ben senden bir deve istiyorum ki, onun sırtında gideceğim yere varayım” dedi. O eski abraş:

 “Malımın hak sahipleri çok diyerek meleği reddetti. Bunun üzerine melek ona, “Seni tanıyor gibiyim, sen halkın kendisinden iğrendiği yoksul bir abraş değil miydin?”  diye sordu. Adam, “Hayır bu mal bana ancak büyüklerden miras kaldı” dedi. Melek, “Eğer yalancı isen, ALLAH, seni daha önceki haline döndürsün,” dedi. Sonra melek ilk görüşmelerindeki suret ve kılığında kel adamın yanına vardı. Ona da abraşa dediği gibi dedi. Kel de abraş gibi reddetti. Melek :“-Eğer yalancı isen, Allah seni daha önceki hâline döndürsün” dedi. Nihayet eski kılık kıyafetinde köre geldi.

“Ben yoksul bir adamım. Yolcuyum, yolda kaldım. Bugün ben ancak Allah’ın sonra senin yardımın ile gideceğim yere varabilirim. Sana gözlerini iade eden hakkı için, senden yolculuğumu sağlayacak bir koyun istiyorum”, dedi. O kimse, “Ben bir kör idim. Allah bana gözlerimi geri verdi. Bu koyunlardan istediğin kadarını al, istediğini de bırak. Vallahi, Allah için aldığın hiçbir şeyde sana zorluk çıkarmayacağım”, dedi. Melek adama: “Malın sende kalsın. Sizler bir bir imtihana tabi oldunuz. Allah senden razı oldu. İki arkadaşına da kızdı” dedi. (Buharî, enbiyâ 51)

Hadisten alınacak pek çok dersler vardır. Öncelikle insan evvelki halini unutmamalıdır. Allah’ın verdiği nimetlere karşı, nankörlük etmemelidir. “Ne oldum değil ne olacağım” demelidir.

NANKÖRLÜK EDENLER

Kur’an-ı Kerim’den Karûn’un kıssası da önemli bir örnektir insan için. O ne yazık ki nankörlük örneği vermiş ve acı sonucuna da katlanmak mecburiyetinde kalmıştır:

“Derken Kârûn, ihtişam içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar, “ Keşke Kârun’a verilenin benzeri bizim de olsaydı; hakikat şu ki o, çok büyük bir devlet sahibidir!” dediler.

Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise şöyle dediler: Yazıklar olsun size! İman edip iyi işler yapanlara göre Allah’ın mükâfatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir. Nihâyet biz, onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Artık Allah’a karşı kendisine yardım edecek avanesi olmadığı gibi o, kendini savunup kurtarabilecek kimselerden de değildi.

Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler, “Demek ki, Allah kullarından dilediğine rızkı çok da verir az da verir. Şâyet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki inkârcılar iflâh olmazmış,” demeye başladılar.

İşte Âhiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel)  âkıbet, takvâ sahiplerinindir. “ (28 Kasas 79-83)

Rabbimiz bakınız ne buyurur;

“Ve o düştüğü zaman da, malı ona hiçbir fayda sağlamaz.” (92 Leyl 11)

Sabredip şükreden Hz. Yûsuf’a bahşedilen hayret verici nimetler

Kur’an-ı Kerim’de en uzun ve ibretli (12 Yûsuf 7) kıssa olarak bildirilen Yusuf’un (as) kıssası gerçekten de düşünen ve akleden insanlar için alınması gereken en güzel dersleri içerir. Başlı başına bir sûre adıyla da anılan bu kıssada, başına belâ ve musîbetler gelen ama sabredip şükreden Yûsuf’a (as)’a bahşedilen hayret verici nimetleri görürüz.

Yine Eyyûb’un (as) meşhur sabrı ve şükrünün karşılığında Allah Teâlâ’nın kendisine ailesini, (mal ve evlat bakımından) bir mislini daha tekrar verdiğini görürüz. (38 Sâd 43)

Hz. Peygamber Efendimiz’in (sas) eski ümmetlerden bizlere anlattığı kıssalar içerisinde bu manâyı içerenler de vardır tabii ki. Gerek Kur’an-ı Kerim ve gerekse hadislerde anlatılan kıssalar bizlere yaşanmış hâdiseler olarak pek çok dersler verir. Bunlar insanı düşündürür ve başkalarının düştüğü yanılgıya bizim de düşmememizi sağlar. Ya da başarıya ulaşmış insanların durumlarına özendirerek, bizlerin de aynı güzel sonuca ulaşmasına vesîle olabilir. Pek tabii ki gönülden isteyerek okur ve uygulamaya çalışırsak…