Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

TC’si yoksa da kendini Türk bilir

Türkiye’deki sığınmacıların %75’i kadın.

Çocuk sayısı bir milyonu aştı.

Entegrasyon politikalarını belirleme ve uygulama süreçlerinde eksiklikler var. Daha da geç kalınmadan bu çocukların eğitim sistemine dahil edilmesi ve kültür bilincinin aktarımının sağlanması gerekiyor.

Bu insanların bir kısmı elbette toprağına dönmek isteyecektir. Fakat kalıcı olanları da olacaktır. O nedenle bu süreci iyi değerlendirmek zorundayız.

Ülkemizde bir kesimin göçmen düşmanlığı yeni değil. Balkan Savaşları sırasında Türkiye’ye göçenler için neler söylendiğini mütefekkir Samiha Ayverdi şöyle aktarıyor: “Balkan Harbi sırasında İstanbul’a akan muhacir kafileleri onların neslinde öylesine menfi bir imaj meydana getirmiş olmalı ki soğuk kış günleri camilerde yer gösterilen bu diyar gariplerine bir nazar-ı merhamet dahi fırlatmadan ‘bitli muhacirlerin, sümüklü çocukların etrafı kirletmelerine kim izin vermişse cezalandırılmalı. Sanki İstanbul’dan başka gidecek yer kalmamış gibi buraya doluştular. Şu muharebe bir bitse de hepsi yerli yerine dönseler, etrafımız da onlardan temizlense’ diyorlardı.”

Bugün Suriyelileri istemeyen kafa yapısı, dün Balkanlar’dan göçenlere Ayverdi’nin bahsettiği gibi bakıyordu.“Macır” diye etiketlenen bu göçmenler, kimileri için hâlâ ‘ikinci sınıf’ vatandaş konumunda.

Hal böyleyken bu topraklarda bir de insaniyeti, âlîcenaplığı ve medeniyeti temsil eden bir kitle var. İşte bu kitle ülkemize göçen mazlumlara her zaman kucak açmıştır. Samiha Ayverdi bizi yirminci yüzyılın başına götürdü. Şimdi 1992’ye bakalım, yani yüzyılın sonuna. Bosna Sırplar tarafından işgal edildiğinde ülkemiz yine katliamdan kaçan on binlerce göçmene kucak açmıştı.

O süreçte pek çok aile yetim kalmış Bosnalı çocukları evlat edinmek istemişti. Ailem de bu konuya çok duyarlıydı. Muhterem babacığım ve kıymetli anneciğim de ailelerine Bosnalı bir çocuğu katmanın kararını almış ve biz çocuklarına da sormuşlardı. Ailemizde yaşanan duygusal süreçleri unutmam mümkün değil. Dört kardeş, beş olacaktı ve tüm kardeşlerim sevinç içindeydi. Başvuru yapıldı fakat hukuki süreçlerde yaşanan problem nedeniyle süreç tamamlanamadı. Fakat ailemizin almış olduğu niyet, anlamı ve bereketiyle tüm kardeşlerimi bu güne kadar kuşattı şükürler olsun.

Bosna istilası sırasında on yaşında bir çocuk olarak Türkiye’ye göçen, iki yıl Türkiye’de kalan ve kendini “TC’si yoksa da kendini Türk bilir” diye tanımlayan gazeteci-yazar Emine Şeçeroviç Kaşlı’ya kulak verelim şimdi: “Türkiye’nin kapısını çalan mültecilerden biri de bendim. Savaşta geçirdiğimiz yıllardan sonra Türkiye’de tekrar hayata geri döndük, yaşama ümidimiz arttı, geleceği düşünmeye başladık. Türkiye, beni “misafir” etti, yedirdi, içirdi, giydirdi, okuttu. Türkiye vatanım oldu. Ağlayarak geldiğim Türkiye’den iki yıl sonra ayrılırken ağlayarak ayrılıyordum. Türkiye beni, ben onu sahiplendim. Bugün ayrıca Saraybosna’da bir Kayserili Boşnak erkek evladı yetiştiriyorum. Türk vatandaşı değilim ama Boşnak olduğum kadar da kendimi Türk de bilirim, bu yüzden Türkiye’nin bugün tekrar gösterdiği insanlığı için, ben gurur duyuyorum.”