Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Theodor Herzl gibi düşünmek

Millet-i İbrahim (aleyhis selâm) olarak Kudüs’e sahip çıkmak, cüretkâr reaksiyonlar göstermek zorundayız. Fakat evvelâ hızlı ve kalifiye bir arınma yaşamamız icap ediyor…

Biliyorsunuz, 27 Ağustos 1897’de İsviçre Basel’de üç gün süren 1. Siyonist Kongresi toplanmıştı. Daha sonra Theodor Herzl, 3 Eylül 1897 tarihli hatıralarına şöyle bir not bırakmıştı:

“Bugün Basel’de Yahudi devletini kurdum. Eğer bugün bunu dünya kamuoyuna açıklarsam herkes beni alaya alır. Oysaki belki beş, fakat hiç şüphesiz ki, elli sene içinde herkes bu gerçeği görecektir. Yahudi devletinin mevcudiyeti manevî temellere oturtulmuştur…”

Sonrası malum.

Fakat Herzl’in notunda dikkate şayan bir mesele var. İslam’ın ulvî maneviyatına alerjisi olan azılı kâfir Herzl, kendi necis ideallerinin aksiyon planına gelince manevî temelli bir mevcudiyetin önemini itiraf etmekte çekinmiyor!

Çok açık değil mi?

Kendimize dönelim:

İslam’ı bütün incelikleri ve hassasiyetleriyle yaşayan bir medeniyetin evlatlarıyken, 150 yıllık yoğun çabalar sonucu sloganvarî kaba çizgilere mahkûm bir maneviyat telakkisine hapsedildik. Tarih diye önümüze ruhtan yoksun kartonpiyer kurtuluşlar koydular. Elimize putlar verdiler. Kur(du)rulan rejimle zıtlaşmayacak, halkın gazını alacak dinî müesseseler inşa ettiler. Gizli ajanları mürşid diye kakalayıp ülkemize ve tüm İslâm coğrafyasına musallat ettiler…

Özetle, maskeli cerrahlarla topyekûn itikadımıza neşter vurdular. Biz de ameliyat deyip geçiştirdik.

Bakın bunlar, halen daha ülkemizdeki kültürel iktidarın kitlelere uyguladığı psikolojik dikta yüzünden geniş geniş tartışılamayan gerçekler.

Yüz yıllarca hakikatin köklerine yerleşmiş ‘’maneviyat zeminimizi’’ sarstılar. Ekseni kaymış inanç sistemimizin üzerine reformist fikirler inşa ettiler. Bu arada kendi sapkın ‘’maneviyatlarından’’ hiçbir şekilde taviz vermediler. Uğruna bebek katili oldular, yine de ‘’ruh zeminlerinin’’ dengesiyle oynamadılar. İmanın -haşa- küçük ayrıntılarmış gibi görünen en temel unsurlarını idrakimizde paçavralaştırdılar. Kendileri ise yüklendikleri şeytan misyonunda hiçbir satıhçılığa prim vermediler…

Zulümlerine meşruiyet biçmek için sürekli kendi has manâlarını(!) kalkan yaptılar. Diğer yandan, ümmet ve milletçe bizde zaten mevcut bulunan has manâyı (maneviyatı) modernlik zırvalarıyla katlettiler ve dünyayı yahudi belasından kurtaracak potansiyel dirilişi sindirdiler...

İşte, tüm bu süreç, İngiliz/Yahudi lobisinin dünyaya ve ülkemize tohum tohum serptiği din tahrifçileri ve allanıp pullanıp putlaştırılan lider motifleri kanalıyla gerçekleşti.

Demem o ki…

Kudüs’te zuhur eden Yahudi zulmünü kendimize dert ediniyorsak; süregelmiş toplumsal vakıaları doğru okumamız, cihad mefhumunu ucuzlaştırmamamız lazım. Bu sebeple önce temeldeki çatlakları onararak küffara yönelteceğimiz okları keskinleştirmemiz gerekiyor. İsrail’e karşı koymaya; önce kendimizi ve imanımızı tartarak, dünyada çığ gibi büyüyen ehli sünnet tahribatına göz yummayarak başlamak zorundayız. Yüzeysel, kuru sloganlara feda edemeyiz Kudüs’ü.

Zira itikadın tamam olmadığı her mücadele noksandır. Hayırlı bir sonuç vermez. Silahsız savaşa girmek gibi bir durum… Bu kilit noktayı zihnimizde sabitleyip ehli sünnet istikametinde vahdete varabilirsek, biiznillâh ibre de bizim tarafımıza dönecektir.

Zaten kadrajı genişlettiğimizde, Misak-ı Millî’yi bize dayatanların Ortadoğu diye tanımladıkları topraklarda, Müslüman reflekslerinin kısmen zayıf kalmasının ve gâvur zulmüne karşı kesin sonuçlar üretilememesinin derinliklerinde de, bu memleketlerdeki ehl-i sünnetten kopuş sürecinin yattığı görülür.

***

Bunların haricinde…

Elbette susmayacağız. Millet reel politik prangaları umursamayıp tepkimizi ortaya koyacağız tabii ki. Niyet Allah-û Teâlâ’nın rızası olduğu müddetçe hiçbir siyasi bariyer mahyalaşmış ideallerimize ket vuramaz! Bu düsturla yaşayacak ve devlet ricalinden de bu düsturu kimlikleştirmesini isteyeceğiz.

Filistin toprakları, hayalî kutsallarla orada terör estirenlerin değil, bizimdir! Halkı da bizim halkımızdır. Bizim olana dualarla sahip çıkacağız.

Cenab-ı Hak, gönülden isteyen mümin kullarına şehadet nasip eylesin…