Son Dakika

Tip II diyabet hastalarını neler bekliyor

Günümüzde kıtalararası bir salgın gibi, ülke ayırımı yapmaksızın dünyanın birçok ülkesinde hızla artan diyabet oranı, gelecek nesilleri de her bakımdan tehdit ediyor. Diyabet Federasyonu’nun bilgilerine göre,2013 yılında dünyada 387 milyon kişi diyabetik iken, bu rakam 2035 yılında 592 milyona yükselecek. Diyabet hızı ülkelerde öylesine hızla artıyor ki, örneğin Amerika’da bu hızlı artışla 2050 yılında nüfusun üçte birinin diyabetik olacağı öngörülüyor.

Diyabet, kan glikoz seviyesini düzenleyen hormon olan insülinin yetersiz sekresyonu sonucu yüksek kan şekeriyle seyreden kronik bir hastalık olarak tanımlanır. Ancak burada konu sadece yüksek kan şekeri değildir. Vücutta insülin yetersizliğine ve beraberinde yüksek kan şekerine bağlı ortaya çıkan bir takım ciddi problemlerin sırayla ortaya çıkması temel problemdir. Diyabet hastalarında, miyokard enfarktüs, felç, böbrek yetmezliği, görme kaybı ve ani ölüm gibi birçok sağlık problemi riski ciddi oranda artar.

Diyabetin temelini oluşturan hücresel mekanizmalar, insülin hormonu ve bunun vücuttaki etkileriyle bağlantılı olan bütün dokularda kendini gösterir. Dolayısıyla kas, karaciğer, yağ doku, bağırsaklar ve beyin başlıca etkilenen dokulardır. İnsülin beyinde sinir iletiminde görev alan maddelerin üretiminde de görev alır. Yapılan çalışmalarda, tip II diyabet hastalarında demans yani bunama ve özellikle Alzheimer hastalığı riskinin %65 arttığı bildirilmiştir. Bu anlamda Alzheimer hastalığı ‘’ Tip 3 diyabet ‘’olarak da adlandırılmaktadır.

İnsülinin vücutta damarlar üzerinde de oldukça önemli etkileri olduğundan, tip II diyabetli hastalarda, kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, beyin damar hastalıkları görülme riski oldukça yükselir. Ayrıca yüksek kan glikozu birçok dokuda harabiyet oluşturur. Bunun sonucunda, diyabetik ayak, iyileşmeyen yaralar, gözlerde katarakt, sinir harabiyeti sonucu el ve ayak parmaklarında yangı, ağrı, karıncalanma hissi gibi birçok şikâyet ortaya çıkar.

Diyabete eşlik eden bunca önemli şikâyet ve hastalıkların yanı sıra, kullanılan anti-diyabetik ilaçların da oluşturduğu bir yığın risk bulunmaktadır. Dolayısıyla sistemi daha da zora sokan ilaçlarla bir şeyler yapmaya çalışmak yerine, vücutta hücresel sağlığa odaklanmak ve birçok hastalığın temelini oluşturan hücresel iltihaplanmayı beslenme düzenlemeleriyle azaltmaya yönelik tedbirler almak çok daha etkili ve verimli olacaktır…

Yorumlar

Yazara ait diğer yazılar